Gazeteci Dövmek Hangi Ahlakın Ürünüdür
Gazeteci dövmek veya dövdürmek hangi mantığın yansımasıdır?
Yapılan eleştirilere tahammülsüzlük mü?
Yapılan yolsuzluk, usulsüzlüklerin üzerine gidilmesi rahatsızlığı mı?
Basın hazımsızlığı mı?
Yoksa yanlış bir haber yapıldı da bunu cezalandırma mı?
Bu şıkların hiç birisinin cevabını doğrudur diye kabul edemem. Gazetecinin görevi, tarafsız durarak yanlışların, yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin üzerine gitmektir. Eğer ki yanlış ve asılsız bir şey yazılmış, yayınlanmışsa onun da sorgulanacağı yer hukuktur.
Dün internette bakınırken gazeteci arkadaşım, Siirtbirlik Gazetesinin sahibi Diya Yarayan’ın dövüldüğünü gördüm. Çaldırdığım telefonunu eşi açtı. ‘Dayak olayının nedeni nedir’ diye sorduğumda “siz gazetecisiniz Duygu Hanım, nedenini bilmeniz lazım” dedi. Çok yerinde bir cevaptı aslında. Gazetecinin kaderi her daim sansüre uğramaktır. Eğer bu olamıyorsa hırpalanmak, horlanmak, dayak yemek, saldırıya uğramak, korkutulmak, tehdit edilmek, küfür yemek, hatta öldürülmek gelir devamında. Geçmişte öldürülen birçok ünlü gazeteciyi düşünelim mesela. Eşinin anlattığına göre, akşam saatlerinde evinin önünde öldüresiye dövülmüş Diya Bey. İki gündür yoğun bakımda imiş. Hiç kimseyle kişisel bir husumetimiz yok diyen Hatice Hanım “Tek tesellimiz dayakçıların yakalanmış olmasıdır” diyor.
Türkiye’de basın genellikle iktidarların gölgesi altındadır. Eğer bu olamıyorsa, bazı basın organları iktidarın kontrolünden çıkmaya başlamışsa o zaman da Başbakan çıkar ve basını boykot eder. “Bu gazeteleri evinize sokmayın” der. Başbakanın böyle dediği bir ülkede yerel gazete sahiplerinin dayak yemesi çok yadırganacak bir durum olmasa gerek. Siirt’te gazeteci öldüresiye dövülür, Şanlıurfa’da gazete baskını olur. Yani güç sahiplerinin suyu dümeninde yayın yapmayan medyanın vay haline. Başbakan bu yanlıştan dönülmesinin öncülüğünü yaparsa belki de boykot etme çağrısından daha çok puan toplayacaktır.
Siirtbirlik Gazetesi, Siirt’in en eski iki gazetesinden birisidir. 1960 yılında Mustafa Yarayan tarafından kurulmuş, şimdilerde oğlu Diya Yarayan tarafından yayın hayatı sürdürülmektedir. Dürüst, cesur, Atatürkçü, Cumhuriyetçi bir çizgide yayın yapar. Yanlışı yazmaktan çekinmez, her daim doğruyu savunur. Siirt’in daha iyi bir geleceğe sahip olması, daha yaşanır bir il olması için verir mücadelesini. İnternet ortamından beni bulması ve yazılarımı yayınlamak istemesi sonucu tanıştım bu gazeteyle.
Çilekeş meslek gazetecilik, fikir özgürlüğünün sözde olduğu ülkelerde çilekeşliğin ötesine geçer ve can güvenliğini tehdit eder. Güçlüden yana değilseniz vay halinize. Bu vesileyle doğruyu yazmak, yalan ve talanı ortaya çıkarmak zorlaşmaktadır. Birileri köşe yazarlarını kafalamaya çalışır ‘ne olur beni öven, rakiplerimi döven yazılar yaz’ diye. Birileri tehdit savurur ‘yayın hayatını durdururum’ diye. En yukarılardan bir ses duyarsınız ‘bu gazeteleri okumayın’ diye. Birileri ise işine gelmediği zaman adamlarını gönderir gazeteciyi dövdürür. Hatta daha ileri gidip gazeteci öldürülür.
Basına baskı özellikle yerel medyada daha fazla hissedilmektedir. Hakim güçlerin yerel temsilcilerine ters düşen bir gazete ya da televizyon tercih edilmemektedir. Hiç kimse böyle olun demez belki gazete sahiplerine ama bu hava doğrudan yaratılmıştır. Çizgi dışına çıkanlar Siirtli gazeteci arkadaşın durumuna düşebilirler ya da başka sıkıntılarla karşılaşabilirler.
Karşı fikre saygı, eleştiriye tahammül, muhalefete hoşgörü, basına sahip çıkmak. Böyle bir kültür ve anlayışa sahip olan üst kademeler toplumsal huzur ve iç barışın öncüleridirler. Aksi durumda ise o toplumu yönetmek o üst kademeleri de zorlar.
Gazeteci arkadaşım Diya Yarayan’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, en kısa zamanda sağlığına kavuşmasını diliyor, bu olayı tezgâhlayan ve sahneye koyanları kınıyorum. Biliyorum ki Diya Yarayan gibi birçok gazeteci var. Ve diyorum ki; Siirt’in ve Türkiye’nin Diya Yarayan gibi gazetecilere her daim çok fazla ihtiyacı var.
19.02.2009
dsucuka@hotmail.com
|