Toz Bulutu Baklava Şehrini Teslim Almıştı
Önüme çay getiren çaycıya “buralı mısın?” diye sorduğumda, “Urfalıyım, 20 yıldır Antep’te yaşıyorum, burada doğdum büyüdüm, Urfa’ya topu topu iki-üç kez gitmişimdir, benim için varsa yoksa Urfa, o yüzden Antepliyim demem” diye yanıtladı. Çayı getirdiğinde “parasını vereyim” deyince, “hele dur, ne acelen var, verirsin sonra” diyerek uzaklaştı. Dışarıdan gelen bir yabancıya kendisini anlatmanın keyfi içinde arada bir yanıma uğruyordu.
Şehir terminalinde sabahın erken saati, etrafta sadece otobüslerden inmiş birkaç yolcu var. Biraz sonra hareket artmaya, insanlar çoğalmaya başladı. Bir tarafta simit kolilerinden simitler çıkarılarak tablalar üzerine diziliyor, bir taraftan baklavacılar dükkânlarını açıyorlardı. Yaşamını günlük kazancıyla devam ettirmeye çalışan insanların, güne erken başlayan telaşlarıydı etraftaki hareketlilik. Her şehirde olduğu gibiydi.
Çayımı içerken önüme açtığım kâğıtlarıma notlarımı almaya çalışıyordum. O arada genç bir bayan oturdu yanımdaki masaya. Az sonra sohbet etmeye başladık bayanla. Urfa’ya gidiyormuş, nişanlısı Urfalıymış. Urfa’yı daha çok sevdiğini söylüyor bu arada. Urfa’nın tılsımı nedir acaba diye düşünmeden edemiyorum.
Sisli, puslu, toz bulutu içinde bir Antep vardı günün ilerleyen saatlerinde. Öylesine bir toz bulutu ki havada berraklıktan eser yok. O gün, özellikle Suriye sınırına yakın Güneydoğu illerinde, Suriye üzerinden gelen toz tabakasının şehirler üzerine kâbus gibi çöktüğünü sonradan öğreniyorum.
Kadınlar Günü vesilesiyle, 8 Mart 2009 günü, ‘Güneydoğu’da kadının toplumdaki yeri ve yerel yönetimlerde kadın’ konulu panelimizi gerekçeleştirmek için Gaziantep’teydim. Daha önce sokak çocukları paneli için geldiğimde “bu şehirde herkes çalışır” başlığıyla yazmıştım Gaziantep’i. Ve baklava tadındaki baklava şehri demiştim. Bu defa o tatlı ortamın üzerine Suriye’nin tozları çöküyordu. Hem de pembemsi gri bir tonda ve tüm yoğunluğuyla.
Sadece toz ihraç etmedi Suriye bize bugüne kadar. Terör de ihraç etti. Suyumuza, toprağımıza göz dikti. Ve bir gün aniden Hatay’ı sel aldı, ‘Suriye Baraj kapaklarını mı açtı’ sorusunu sordurdu. Ama neyse ki, Oğul Esat dönemi başlayınca, geçmişteki o kötü komşu duruşundan vazgeçti Suriye. Ve biliyoruz ki, Antep’i, Urfa’yı esir alan o toz bulutu kasıtlı ihraç değildir elbette, doğayla ilgili bir olaydır.
Gaziantep’in o günkü puslu havası siyasete de yansımıştı sanki. Bindiğim şehir içi otobüs şoförleri, taksi sürücüleri, çaycı, yolcu, siyasetçi, hemen hemen kiminle karşılaştımsa, şehrin siyasi çehresini sordum. Aldığım cevapları, taraf olmamak adına burada yazmıyorum, ancak çekişmeli bir siyasi tablo olduğu izlenimini edindim.
Hangi yana baksam pozitivizm gördüğüm bir şehir burası. Herkes çalışmanın, didinmenin, geçimini sağlamanın derdinde. ‘Hırsızlık hiç olmaz bizim şehrimizde’ diyorlar. Her şeye rağmen krizin yarattığı etkiler, bilhassa da işsizlik burada da artmaya başlamış.
“Bir ara baliciler çok fazlaydı, şimdilerde çok azaldı” diyor yanımdaki arkadaş. Bu konuyu beş ay önceki sokak çocukları panelimizde işlemiştik. Gaziantep’te çocuk dostu bir Emniyet Müdürü var. Sayın Dr. Ali Yılmaz’ın, başında bulunduğu Emniyet birimleriyle birlikte, sokak çocuklarıyla ilgili özel çalışmalar yapması nedeniyle sokakta yaşayan veya sokakta çalışan ve madde bağımlısı olan çocuklar konusunda önemli kazanımlar sağlanmış. Çeşitli projelerle sokak çocukları topluma kazandırılmış. Bu çalışmalar devam ediyor ve şehirde sokakların şimdi daha güvenli olduğu biliniyor.
Antep sokaklarında, çarşı ve caddelerinde dolaştığım, gördüğüm kadarıyla herkes bir meşguliyet içerisinde; bir çaba, koşturmaca göze çarpıyor. İnsanlar arı gibi. Yüzlerde mutsuzluk, amaçsızlık ise hiç yok. Bunun sebebi baklavadan fıstığa birçok üretimde marka şehir olmak mı; yoksa marka şehir olmanın bir yansıması mı? Galiba her ikisi de demek lazım.
11.03.2009
dsucuka@hotmail.com |