Eğitim Kürtçe olursa
Türkiye, çeyrek asırdır yaşadığı bir sorunu, Güneydoğu-Kürt-terör kelimelerinin zorluğunu bir anda aşmaya karar verince, yaklaşık iki aydır gündem sadece bu konudan ibaret oldu. Ve gündem bir anda yeniden değişiverdi, sanki Güneydoğu ve Kürt gündeminin arkasında saklanan ve ‘gerçek gündem bu muydu’ dedirten Ermenistan sınırının açılması meselesi kondu ortaya. Tıpkı türban meselesinde olduğu gibi. Ortalık bir anda alev topuna dönüyor, tartışmalar ve karşılıklı atışmalar sınır tanımazken bir anda her şey bitmiş, sorunlar çözülmüş, artık o konular konuşulmaz olmuş gibi bir durum hasıl oluyor.
Hükümetin bu tavrı, toplumun hassas olduğu konularda hep aynı. Önce ana başlığı atıyor ortaya. Sonra nabız tutuyor. Ve duruma göre pozisyon alıyor.
Kürt açılımı dendi. Sonra Demokratik açılım dendi. Açılımın açılımı hiç konuşulmadan, neleri açacağımız, yıkacağımız ya da yeniden yapacağımız hiç konuşulmadan kapalı açılım yeniden kapandı. Belki şimdilik öyle olması gerektiği için öyle oldu.
Tüm medya mensupları, yazar-çizer topluluğu, kendisine aydın diyen zatlar, Hükümet, muhalefet, Kürt hareketinin öncüleri, destekleyenler, karşı olanlar hep bu konuyu konuştular, fikir ürettiler, bağırdılar, çağırdılar, hatta hakaretler ettiler. Yani millete bir konu verildi, alın bununla oyalanın denildi. Arkasından asıl gündemin ne olduğu anlaşıldı. Ermenistan meselesi çıkıverdi birden sahneye.
Ne demişti Obama seçim vaatlerinde? “Soykırımı tanıyacağım”. Şimdilik bunu yapmadı ama adım adım gerçekleştirilen açılımlar Türkiye için hayırlı olmayacaksa eğer kapalı kalmasında fayda vardır.
Toplumsal baskı ile batı baskısı arasında kalan Hükümet “açılımlarda ne AB ne de ABD baskısı yoktur” dese de daha dünkü gazetelerde, AB genişlemeden sorumlu üyesi Oli Rehn “Kürt açılımının içini doldurun” dedi.
Herkes konuşurken izlemeye çalıştım sadece. Ve bir noktaya yoğunlaştım bu arada. Eğitim Kürtçe olursa sonuç nereye gideri yorumladım kendi düşüncemde.
***
Diyelim ki Doğu-Güneydoğu’da temel eğitim Kürtçe oldu. Yani ülkede iki resmi dil oldu. Çocuklar okulda tamamen Kürtçe okuyor, Kürtçe biliyor, Türkçe’yi bilmiyorlar. Bu neyi zorunlu kılacak? Üniversitede de eğitimi Kürtçe almayı. Peki tamamen Kürtçe eğitim almış, Kürtçeden başka dil bilmeyen bir işletmeciyi, bir mühendisi, bir öğretmeni nerede işe koyacaksınız? Kürtçe konuşulan bölgede. Peki orada Kürtçeden başka dil yoksa sonuç neyi zorunlu kılacak? Ben dilimi istiyorum, kültürümü istiyorum ama bu bayrağın altında, bu ülkede yaşamak istiyorum diyen Kürt arkadaşlarım o zaman bölünmemeyi sağlayabilecekler mi?
‘Ben Türkiye’yi seviyorum, bu bayrağın altında yaşamak istiyorum, bu arada dilimi, kültürümü de istiyorum’ diyenlerin oturup iyi bir analiz yapmaları gerekiyor. ‘Bu iş nasıl olur, olur mu, olmaz mı, yoksa biz ezbere mi konuşuyoruz’ demeleri lazım. Hak ve özgürlükler adı altında diretilen uygulamalara geçildiği anda temele bölme işlemi konmuş olacaktır. Bunun başka bir çıkışı var mıdır, bu çıkış her ne ise “ben ayrılık istemiyorum ama kendi dilimde eğitim istiyorum” diyenlerin izah etmesi gerekir.
‘Üniversitelerde ya da bazı okullarda neden İngilizce, Fransızca eğitim veriliyor da Kürtçe eğitim verilmiyor’ sorgulaması yapılıyor bazen. Burada ikisi aynı şey değildir. Ve Kürtçe eğitim istenirken, bu istek ana dilde eğitim olarak dillendirilmektedir. Ana dilde eğitim ile İngilizce eğitim veren bir Üniversite aynı kapıya çıkmaz.
Okullar vardır sadece İngilizce veya Fransızca ya da Almanca eğitim veren. Ama o okulların eğitimi ana dilde eğitim değildir. Bir yan dili kusursuz öğretmek içindir. Ana dilde eğitim dediğin zaman durum farklı bir boyut kazanır. Anayasaya bu ülkenin iki ayrı resmi dili vardır demen lazım. Sonuç ne olacak? Onun da ötesinde bu sonucu taşıyabilmek nereye kadar olacak?
Bugün bu ülkede Kürtçe şarkı söylemek, dinlemek yasak değil. Kürtçe isim yasak değil. Kürtçe konuşmak yasak değil. Hele şimdilerde herkes bu konularda sınırsız konuşma hakkına sahip. Kürtçeye dair her şey serbest. Ama temel eğitim Kürtçe olsun diyorsan o zaman temele bölünmeyi koymuş olacaksın. Bir zamanlar, ne amaçla olduğu pek de anlaşılmayan Kürtçe kurslar açıldı Doğu illerinde. Ne oldu? Hiç kimse rağbet etmeyince kapandılar bir bir. Ama o zaman da istenen bu kurslar değildi, Kürtçe eğitim idi. Devlet bir çıkış yolu bulamamıştı velhasıl, ve o kurslar açılmıştı. Sonra da kapanmıştı. Çünkü Kürt hareketinin beklentisi doğrultusunda bir açılım değildi.
Şimdi mesele Kürtçe eğitimi tartışmak ise yarın Türkiye’nin bölünmesini tartışmak asıl mesele olabilir. Bu nedenle “ben kendi dilimde eğitim istiyorum” diyenlerin, bu sözü söylerken iki kere düşünmesi gerekir. Batılı donkişotlar, Türkiye’deki etnik grupların sözcülüğüne soyunuyorlarsa eğer, bu o etnik grupların hak ve hukukları için değil, kendi çıkarları içindir.
Kürtçe eğitim konusunda sonuç-selamet ya da birlik beraberliği koruyacak bir gelecek görebilenler varsa buyursun izah etsinler.
06.09.2009
dsucuka@hotmail.com
|