Son Dakika    |     Sitene Ekle    |    Künye     |     Iletisim
AB NEDİR GİRELİM Mİ GİRMEYELİM Mİ??
?AB Nedir Girelim mi Girmeyelim mi?? adlı bu araştırma kitabı anket türünde hazırlanmış ve Kritik bir zaman içinde Mersinli kamuoyuna sunulmuştur.
2008-07-07 - 22:13

“AB Nedir Girelim mi Girmeyelim mi?” adlı bu araştırma kitabı anket türünde hazırlanmış ve Kritik bir zaman içinde Mersinli kamuoyuna sunulmuştur.


 


AB NEDİR


GİRELİM Mİ, GİRMEYELİM Mİ?


Yazan: Rüştü Aydın/Araştırma 2004


 


AB nedir, girelim mi girmeyelim mi? Adlı kitap Avrupa Birliği sürecinde araştırma amaçlı hazırlanmış bir kitaptır. Bir çok yazarın makalelerinden oluşan kitapta, AB sürecine uygun  olumlu ve olumsuz her alanda yazarların fikirleri ve görüşleri bulunmaktadır. Kitabın son sayfalarında da toplum psikolojisi adı altında yapılan AB anketleri de kitaba değer kazandıran diğer bir yönüdür. Kişisel değil, tamamen toplumun ve çoğunluğun fikirlerini yansıtan bu kitap AB süreçleri ve araştırma için ideal bir kitaptır.


Kitabın içeriği ve yazarların düşünceleri kadar anket bölümü de keyif verici. Toplumun AB konusunda ki görüşlerini okuyunca eminiz ki, sizlerde bizim bu emeğimizin takdirini vereceksiniz.


Bu kitapta yer alan fotoğraflı diyaloglar ise diyenlerin iddiacı aydınlatıcı yapısından kaynaklanmıştır. Bunlar arasında; Doçentler, Doktorlar, Muhasebeciler, Parti yöneticileri, Esnaflar, İş adamları, Muhtarlar, Dernek Başkanları, köylü-çitçi ve sade vatandaşlar olduğu gözlenecektir.


AB kitabı tamamıyla sizlerin düşüncelerini yansıtan bir aynadır.


Okumanızı tavsiye eder, yazarımıza çalışmalarının devamında başarılar dileriz.


 


 


ÖNSÖZÜNDEN


 


Türk aile yapısı; dünyada ki ülkelerde görülmeyen bir güce sahiptir. Ana, baba, evlat, amca-dayı, hala, yeğen, gelin, kaynana, kayınbaba, kirve, kelimeleri yakın akrabalıklar için kullanılır. Bu güçlü aile bağlarının kopması pek söz konusu değildi.


 


Dostluk için de aynı;  yakın akrabalıkta olduğu gibi  güçlü bağlarla bağlı duyguları çağrıştıran kelimeler vardır.  Dostum, canım, ciğerim, ciğerparem, birader, yoldaşım, karındaşım, kandaşım, evladım, oğlum, yeğenim gibi…


 


Yakınlığa ve dostluğa destek veren deyimlerde güçlüdür. Dostumun dostu, arkadaşımın arkadaşı, canım kardeşim, canın sağ olsun, eyvallah birader, gibi…


 


Selam üzerine de dostluk pekiştirilir. “Selamını getirdim” deyimi üzerine, selamı alan kişi dostunun hatırına, sevgisine, hürmetine karşılık gelen kişiye de; karşısında samimi dostu varmış gibi kolaylık gösterir.


 


Türkün örf ve adetlerine göre dostluğu-kardeşliği-birlikteliği pekiştirecek pek çok güzel kelimeler yöre ağızlarına göre de kullanılır.


 


Türklerin Müslüman olmasından sonra bu değerler birleştirici yönü itibari ile daha da kuvvetlenmiş ve kuvvetli irade 600 sene Osmanlı imparatorluğu adı ile dünyaya hükmetmiştir. Türk insanının hükümran olduğu 600 sene içerisinde “sömürgeciliği” düşünmeyen bir irade ile hükümran olmasının acı faturası genç Türkiye Cumhuriyeti’ne çıkartılmaktadır.


 


Hür ve mutlu bir şekilde, fırsat eşitliği ile yaşam sürmesi sağlanan Osmanlı tebası 600 sene boyunca ezilmemiş, ezdirmemiş ve ezmemiştir.  Çünkü Türk insanında ki aile yapısı, dostluk ilişkileri en üst düzeydedir.


 


1914 tarihi, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü, 1914-1918 tarihleri arasında İstanbul ve Anadolu: medeni!? Fransa, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerince işgal edildiği tarih olmuştur. 1919 tarihi ise “Türk” adı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin doğuş tarihi olmuş, 1923’te de tüm dünya ülkeleri, varlığını kabul etmiştir. Bu yıkılışa zemin hazırlayan bir çok sebep vardır. İçlerinde en önemli sebep ise aile bağları ve dostluk ilişkilerinin bozulması yol açmıştır.


 


KÜLTÜR DEĞERLERİMİZİ AİLE KORUR


Baba, evladına her zaman iyi olmasını nasihat eder. “Oğlum, kötü yola gitme, kimsenin malında gözün olmasın, namazında niyazında ol, dostunu düşmanını iyi seç, helalinden kazan, haram lokmadan uzak dur.” “Körle yatan şaşı kalkar”, “Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözleri bu nasihatleri pekiştirir. Evlat nasıl iyi olur, nasıl namazında niyazında olur, nasıl helalinden kazanır? Sorularını açarsak, kişi öncelikli olarak aldığı aile öğütleri gereğini yapar ve doğru olur, fitneden, fesattan, yalancılıktan, kin beslemekten uzak durur. Helalinden çalışıp” Alın teri” ile kazanır ve yaşamını sürdürür. Kimseye de kötülük düşünmez. Alie’nin kültür değerlerini koruduğu Türk devletini hangi çirkin emel, yıkabilir?


 


ÖYLEYSE AİLEYİ YOK ETMELİ!


Evet tespit doğrudur. Ailenin kuvvetli bağlarını oluşturan o güzel Türkçemizin kelimelerini kullanmaz olursak, kelimelerin yüklediği anlamları teper atarsak yada attırırlarsa Türk Milleti’de yıkılır ve yok olur gider.


 


2004 yılının Aralık ayındayız. 15-20 yaş arasında evladı olan bir  baba, kendi oğluna söz geçirebiliyor mu?... Eğlence mekanlarından, internet kafeler den beri gelmeyen oğluna kızabiliyor mu? Yararlı bir kitap okutturabiliyor mu? Namazını kılmayan oğluna söz geçirebiliyor mu? Amca’yı, Hala’yı, Dayı’yı, kardeşi bacıyı sayıp sevebiliyor mu?


Elbetteki bu olumsuzlukları yaşayan babalar, annelerin sayısının az olmasını isterdik. Ama 2004 yılında gelinen nokta Türk aile yapısının değerlerini oluşturan o güzelim kelimeleri kullanmaz olduk. Dostuluğu pekiştiren bağları kopardık. Umursamazlık had safhada.


“Tırnağın varsa başını kaşı”, “Her koyun kendi bacağından asılır”, sözlerini uyduran içimizdeki işbirlikci misyonerlerin aile kavramı içine soktuğu birer ajan deyimlerdir bunlar.


Yıllardır nakış nakış beyinleri işlenen gençler artık baba nasihatları dinlemez oldu. Aldığımız cevaplar şöyle: Akrabalar için:  “Bana ne onlardan”, “Babamsa babam, bana karışamaz” “Arkadaşlarımı kendim seçerim” Kız çocukları: “Ağbiyse abi ne yapalım yani”, Hovardalık yapan evlat: “Canım istiyor”, çalışmak istemeyen evlat::“Elimden gelen bu üstüme gelmeyin” vs….


 


Tabiî ki ümitsizliğe düşmüş Türk insanı çıkış yolu arayacak halde de olmayacaktır. Gününü gün etmenin hesabını yapmakta.  Açlık sınırında olan kişi, günlük ekmeğinin derdindedir. Onu bulduğu zaman bayram yapar. O’nun yarından endişesi veya istekleri yoktur. Şu anda Türkiye’de yönetimin maaş (bordo) bağladığı Memur, işçi açlık sınırındadır. Bunlar, ülkenin birliği ve dirliği konusunda pek kafa yormak istemezler. Aile bağları, maddiyatın yeterli olmayışından kaynaklanan sebeplerden dolayı bir hayli zayıflamıştır. Yok olmaya yüz tutmuştur.


 


Açlık sınırının altında ki (asgari ücretli dahil) insan sayısı ülkemizde sayısı her geçen gün artan bir çoğunluk haline gelmiştir. Bu çoğunluk şehir merkezlerinin uzaklarına yerleşmiş kıt kanaat geçinen insanlardır. Bunlar karınlarını doyurmanın peşindedir. Yarını hiç düşünmezler. Bu kişilerde ki aile bağları toplumun genel kabul görmüş aile bağlarını yansıtmaz hale gelmiştir. Kendileri gibi olan insanlar ile birlik olan bu gurup çok ciddi bir oy potansiyeli oluşturmuştur.


 


Açlık sınırının üzerinde rahat bir şekilde yaşam süren insanların sayısı ülkemizde oldukça azdır. Bu insanlarda aile bağları, kültürü yaşatma düşüncesi emperyalizmin hedeflediği şekilde sürdürülmektedir. “Yani etliye –sütlüye dokunmayacaksın” “Hoşgörü içinde olacaksın”, “Gelen ağam, giden paşam diyeceksin” vb…leri…


 


TÜRK İNSANI YARININI DÜŞÜNMEZ HALE GETİRİLDİ


1923’ten beri ülkemiz üzerinde oynanan oyunları defalarca dile getirdik. Her ortamda yazdık, söyledik. Yine tekrar ediyoruz. Avrupa’nın sömürgeci devletleri İngiltere ve Fransa Türk’lerden intikam alma sevdasıyla yanıp tutuşmaktadırlar. Onlar bize dost olmazlar. Onlar Türkiye’nin ekonomik yönden kalkınmasını istemezler.  “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” sözleri yıllarca nakaratlar halinde söylendi durdu. Ama nedense bir türlü ciddiye alınmadı. Sebepleri çoktur. Ben konu itibari ile detaya inmeden tek bir cümle ile izah edeceğim. “ Türk insanını Türkler yönetmediği için” bu tespitin geçerliliğini her Türk vatandaşı araştırıp, doğruluğunu bulabilir.


 


Türklük bilinci, İslam ahlak ve fazileti ile yaşamak isteyen, aile bağlarını hala koruyan  insan sayısının yeterince var olması,  günümüzdeki mevcut hükümete 2002 yılında verilen oylarda aramalıyız.


 


Öyle ki, 59. Hükümetin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanı olarak “ün” yaptı. “Camilerden, süngülerden bahseden Dini-Milli bir şiir okudu. Ve hapis yatarak siyasi yasaklı oldu. Ün’lü, başarılı, dindar ve millici birinin ülkenin başına gelmesini kim istemezdi. Çünkü yarını düşünen Türklerin sayısı, onlara göre hala fazlaydı ve  Türk ailesinin bağları çözülmemişti, sımsıkıydı… bir birine bağlıydı. Kuvvetli ve güçlüydü. Onlara göre bu aile bağları çözülmeliydi. Yok edilmeliydi… Bu amaçla; Başbakan Recep Tayip Erdoğan, yasaklı lider konumunda, mağdur ve ünlü bir kişi olarak Türkiye’ye başbakan yapılmalıydı.


Yapıldı da.


 


Geçen iki yıl içerisinde; umutları olan dini-milli yöndeki icraatları bekleyen Türk insanının beklentilerinin aksine; aile bağlarını koparacak, Babayı, oğula düşman edecek, kardeşi kardeşe kırdıracak, açlık sınırında olanlar aç bırakılacak, aç olanlar, sefilleşecek, kendilerine yakın olan (Gelen ağam giden paşam diyenlerin)ların yaşam düzeyi biraz daha iyileştirecek olan ve Avrupa istedi diye: AB Uyum yasaları uygulanmaya başladı.


 


BÖYLECE AB UĞRUNA:


- Kardeşi kardeşe daha çok kırdıracak olan Abdullah Öcalan’a siyasi kimlik kazandıran yasalar bir bir çıkartıldı. Bunlardan en önemlisi suçlu bölücü Leyla Zana ve ekibinin hapisten çıkartılması ve siyasi kimlik verilmesidir. Daha önceki yıllarda da “Pişmanlık yasası” ile binlerce pkk’lıyı serbest bırakmıştı.


 


-Türk Eğitim sisteminde aile bağlarını zayıflatan azınlık kavramlarını ön plana çıkaran eğitimi tercih etti. Onlara ana dilde eğitim, ders kitaplarına konu olarak konması vs…


 


- Kuzey Irak’ta kurulacak Kürdistan’a destek amaçlı içimizdeki ayrılıkçı Kürtlere tavizler verdi.


 


-Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’ni bir kalemde silip attı.


 


- İslam dininin değişmeyecek kurallarını tartışma konusu yaptı. Ezanın sesini kısarken, Hıristiyan misyonerlerin çalışmalarına göz yumdu.


 


- Türk çiftçisinin üretimini durdurdu. İthal şeker ithal et ithal vs’leri ülkemize soktu.


- Üretim düşünmedi aksine üretim yapan fabrikalar kapatılmaya başlandı.


 


-İstanbul’un “EKÜMEN” sıfatlı Hıristiyan imparatorluğunun başkenti yapılmasına göz yumuyor. Bir de Ermeni Vakıflarının açılışını yapıyor. Üstüne üstlük Antalya ilimiz de Dinler arası Diyalog, adına bir alana kilise-cami ve sinagog yapılmasına destek verip, açılışına katılıyor.


 


- Kürtlerin başkenti Diyarbakır denilmesini, Türk insanına, AB temsilcisine söz attı diye “dayak atılmasını” sadece seyrediyor.


 


-Türklük kelimesini tartışma konusu yapıp, “Türkiyeli”ye çevirme cesaretini biir hüner miş gibi algıladı.


 


Tabiî ki AB istedi diye daha çok şeyler yapıldı. Ama asıl yapılması gereken, düşünmenin yeterli olmayıp söylenmesi gereken Türk Milleti’nin şerefi ve onuruydu.


Bir umut diye mağdur, yasaklı dini-milli düşünen “ün”lü isim Recep Tayip Erdoğan’ı başbakan yapan bu millet, şimdi onların, amaçladığı şekle gelmeye başladı. Yani aile bağlarından kopan, açlık sınırının altına itilen yarınından ümidini kesen insanlar topluluğu haline gelmeye başladı.


 


Onlar, istediklerini şimdi yaptırıyorlar. AB adına yaptırıyorlar. Allayıp-pulladıkları, zengin gösterdikleri ülkelerindeki  insanlarının sefil, rezil, perişan bir vaziyette olduklarını saklayarak, sömürgeci olduklarını gizleyerek, yapıyorlar. Hem de Türk! Başbakan eliyle yaptırıyorlar.


 


ACI OLAN SONUÇ BU!


Türkün aile bağları zayıflıyor. Baba evladına söz geçiremez oldu. Saygı ve sevgi yerine kin ve nefret doğdu. Hala korunan aileler evladının Eğitimin kendi okullarında bozulacağından korkar hale geldi. Dostluk duyguları yerini paraya bıraktı. “Paran varsa dostunda çok” sözü geçerli olmaya başladı. Bin bir umutla başa getirdikleri yöneticilerin “Dürüst” olmamasından yakınır oldu.


 


UMARIM FAYDALI OLUR


Bu kitap edebi, ilmi bir kitap olmayabilir.


 


Avrupa Birliği konusunda aydınlatılmamış, bilgi verilmemiş insan sayısının çok oluşu bizleri bir hayli üzüyor. Anlamını dahi bilmediğimiz iki harfin peşine taktılar bizi. Bu nedenle insanlarımıza ilk sorumuz AB’den ne andıkları oldu ve aldığımız cevaplarla insanlarımızı öğrenmeye çalıştık.


Sömürgeci Avrupa devletlerinin 1500’lü yıllardan günümüz kadar yaptıkları insanlık ayıplarının da yer aldığı kitabımızda; yarınından ümidini kesmeyen milyonlarca Türk insanının ve  bağlarına sımsıkı bağlı Türk ailesinin hala var olduğunu bildiğim için, sizlere: AB’nin gerçek niyetini, Avrupa devletlerinin “Hıristiyanlığı” yaymak için AB’yi kullandığını, Dünyanın merkezinde güçlü bir Türk Devletini istemediklerini, Türkiye’nin yedi sekiz bölgesin de devletçikler kurmak için vazifelendirildiklerini, Türk insanının “köleleştirilmesi” için uğraş verdiklerini, Türkü aile bağlarından koparıp, kişiliksiz, cahil, fakir bir toplum haline getirme çabalarını anlattım, umarım faydalı olmuştur.


 


 


İSTEME ADRESİ:


İNCİAY YAYINLARI  /  İhsaniye Mah. 4914 Sokak Sualp Apt. Kat2 DA:3 MERSİN


TEL:0324.336 76 89


Poste Çeki Hesap No: Fatma Aydın Hesabı: 1822285


 


 


RAHMETLİ ALPARSLAN TÜRKEŞ


36 YIL ÖNCE NE DİYORDU ?


 


ORTAK PAZAR


Önümüzdeki yıllarda meseleyi milli hedefler doğrultusunda halledecek milliyetçi bir meclis, kökü dışarıda olarak gayri milli güçlere boyun eğmeyecek bir icra kadrosu ve şuurlu bir yönetici kadro devletin dümenini ele almadığı takdirde…Türkiye sonu gelmez bir felaketin kucağına düşebilir, Türklerin hür olan tek  devleti, Türklerin tek kalesi olarak görülen Türkiye Devletinin inkirazı ile bütün Türklük davasını kaybedebilir. Türkiye cehaletin değil, mazlum çehreli ihanetin kurbanıdır. Ahlaki ve kültürel emperyalizmin açtığı yara, ekonominin yediği darbe ölçülenmeyecek kadar büyüktür. Bir neslin kendi hatalarını tabu haline getirmek suretiyle yeni bir neslin elinde şaşmaz ve tartışılmaz doğru gibi teslimi, cehalet değildir sade, milletin hayatına kasteden bir ihanettir de.


Bugün, yabancıların iktisadi sosyal, kültürel ve siyasi baskıları altında bocalayan Türk milleti, son yıllarda, mukadderatı ile yakından ilgili yeni bir komplo ile karşı karşıya kalmıştır. Bu üzerinde büyük polemik yaratılan, görünüşte iktisadi , fakat aslında hem iktisadi, hem içtimai ve hem de siyasi sonuçlar doğuracak olan Ortak Pazar konusudur.


Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, ekonomik organizasyonlara karşı değiliz. Ancak milli ülkülere ters düşmeyen tek alternatifin kısa dönemde uygulamaya kabiliyetli olmadığından Milliyetçi Hareket Partisi iktisadi amaçla kurulan organizasyonların içtimai kültürel ve siyasi bütünleşme aracı olarak kullanılmasına karşıdır.


 


  MUHRETEREM KARDEŞLERİM!


Bir millet çeşitli milletlerarası müesseselerle katılabilir, fakat her katılma kararının milli menfaatler açısından iyice incelenmiş olması gerekir. Eğer katılma kararı gelişen milletin ana gelişme stratejisi ile uyum halinde ise müsbet karar verilir. Türkiye’yi bir diğer kültür camiasındaki milletlerle aynı çatı altında birleştirme kararını verirken acele edilmemesi ve böylesine mühim bir kararda Türk milletinin oyuna başvurmaları gerekirdi. Demokrasiye inandıklarını beyan eden ve her sözün başında milletin iradesinden bahseden siyasilerden beklediğimiz davranış bu idi.


Biz, ortak pazara katılma sebebi olarak gösterilen “Dış pazarları yitirme endişesini” yerinde bulmuyoruz. Bu gerçekleri örtmek isteyenlerin bir paravanasıdır. Çünkü Ortak Pazarın kuruluş gayesi Roma Antlaşmasında açıkça belirtilmektedir. Ortak Pazar, Avrupa Devletleri arasında sadece iktisadi değil, siyasi içtimai ve kültürel birleşmeyi de amaç edinmektedir.


Ortak Pazar çatısı altında bir araya gelerek ekonomik iş birliğini gerçekleştiren ülkeler, diğer alanlarda da işbirliğine müsait, ekonomik-içtimai yapılarında benzerliklere sahiptirler. Bir kere bu ülkelerin ekonomik gelişme düzeyleri bakımından fark çok azdır. Ayrıca bu ülkelerin kendi içlerinde kültürel yakınlıklar olduğu da bir gerçektir. Dil, din gibi kültürel müesseselerde aralarında yakınlaşmayı kolaylaştıran yan etkilerdir. Türk Milleti ile Avrupa Milletleri arasında ise, içtimai ve kültürel hiçbir ortak taraf yoktur. Bizim içtimai ve kültür müesseselerimiz beceriksiz kabiliyetsiz yöneticiler elinde ihmal edimleş geri bırakılmıştır. Onların ise içtimai yapıları oturmuş, kültür müesseseleri geliştirilmiş ve kuvvetlendirilmiştir.


Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu şartlar altında Ortak Pazara girildiği takdirde, Türk milletinin Hıristiyan batı kültürünün emperyalizmine terkedilmiş olacağını söylüyoruz. Bu girişin en tehlikeli kültür emperyalizmine sebep olacağını iddia ediyoruz. Biz Türk Milliyetçileri olarak Ortak Pazara karşı çıkıyoruz.


Hele Ortak Pazarın temelde yatan esas hedefinin siyasi bütünleşme olduğu bilindikten sonra farklı kültür mirasına sahip milletlere aynı bayrak altında yaşamanın, Birleşik Avrupa Devleti içinde bir eyalet olmanın egemenliğimize aykırı düşmesi biryana, Türk Milletinin kuvvetli, güçlü, refah devleti olması ülküsüne ters düştüğünü haykırıyoruz.


Değerli Vatandaşlarım


Türk Milleti, batı emperyalizminin veya doğu emperyalizminin sömürgesi olmak değil, çağdaş medeniyetinin en ön safhasına geçmiş, kuvvetli, kudretli, büyük bir Türkiye kurmayı hedef olarak seçmiştir.


Ortak Pazara girişimizin içtimai, siyasi, kültürel sakıncaları yanında, iktisadi bakımdan ortaya çıkaracağı neticeler Türk Ekonomisini dışa bağımlı yapacak yöndedir. Ortak Pazara girişimizle mevcut sanayi tesisi.bilhassa stratejik mamuller imal eden kamu iktisadı teşekküllerini veya sermaye payı yüksek sanayi kollarıyla ancak geniş çapta üretimin tasarruf payı yüksek sanayi kollarıyla ancak geniş çapta üretimin tasarruf sağladığı sanayi kolları zamanla tasfiye olacaktır. Diğer yandan yeni sanayi yatırımları azalacak ve Türkiye’nin iktisadi yatırımları azalacak ve Türkiye’nin iktisadi gelişme hızı düşecektir.


Şimdiye kadarki uygulamada bile Ortak Pazar Türkiye’ye bazı çevrelerin ümit ettiği gibi faydalı olmamıştır. Mevcut antlaşmalarda, Ortak Pazar ülkeleri ve Türkiye’nin farklı ekonomik bünyeye sahip olmalarına rağmen, tek taraflı olarak birincilerin menfaatleri korunmaktadır. Sanayi de ilerlemiş Ortak Pazar ülkelerinin ürünleri için karşılıklı gümrük indirimleri tatbik edilirken, Türkiye’nin ihtisaslaşmış olduğu tarım ürünleri konusunda tedrici olarak tanınan kontenjanlar hariç bir avantaj sağlanmamıştır. Tarım ülkesi olan ve iklimin öz ürünlerini ihraz edecek halletme çabasında olan Türkiye’ye üretim miktarının düşük ve hatta kendi kendine yeterli olmadığını sanayi konusunda mal mübadele imkanı tanınıyor. Buna göre antlaşma ile Ortak Pazar ülkelerinin sanayi ürünlerine Pazar temin edilirken, Türkiye’ye aldatmaca haklar tanınmaktadır.


Netice olarak Milliyetçi Hareket Ortak pazara, gerek siyasi, gerek içtimai ve gerekse iktisadi bakımdan Türk Milletine kabul ettirilmek istenen yeni ber sevr antlaşmasın olduğu için karşıdır.


BÜYÜK TÜRK MİLLETİ


Türkiye’nin Ortak Pazara sokulması hususundaki aceleci kara, hiç değilse yöneticilerin, Türkiye’nin gelişme stratejesinden habersiz Türk’ün milli mefküresinden bihaber olduklarını gösteriyor, günlük ve kısa devreli politikalarla hükümet ettiklerini gösteriyor. Milliyetçi Hareket her bakımdan, milli kültürümüze, Türk İslam temel yapısına ve siyasi bağımsızlığımıza aykırı düşen ortak pazara şiddetle karşıdır. Ortak Pazara girdikten bir müddet sonra, Türkiye ile diğer Avrupa Devletleri arasındaki siyasi sınırlar da kaldırılmış olacaktır. Bu suretle kurulacak olan Avrupa Birleşik Devletleri müşterek bir parlamentoya, müşterek katılmış olan bütün memleketlerin meseleleri hakkında bu parlamento ve bakanlar kurulu karar verecektir. Bu ne demektir? Devletimizin, Avrupa Birleşik Devletlerinin bir vilayeti olması ve milletimizin idaresinin resmen ve fiilen Hıristiyanların eline geçmesi demektir. Bu Türk Devletinin sonu demektir; Milli sanayi kuruluşunun imkansızlaşması yanında, kendi istikbalimiz ve siyasetimiz hakkında da kendimizin karar vermemesi demektir. Fiilen yok olmak demektir. Bugün Ortadoğu da ve Kuzey Afrika da Uzak Şartta bir çok İslam milletleri dünya üstünde bir kuvvet olabilmek, söz sahibi olabilmek için bizim milletimize güvenmekte, bizim hür devletimizin öncülük ve liderlik etmesini bu milletleri toplamasını beklemektedir.  Bugün Dünya üstündeki milyonlarca Türk, Sovyet Rus esaretindeki 60 milyon esir Türk tek ümit olarak son müstakil Türk devletini, yani bizim devletimizi görmektedirler. Ortak Pazar içinde bu siyasi birliğin gerçekleşmesi bütün bu ümitlerin ölümü demektir. Türkün istikbalini karartan, mazlum aleyhine olmak Türk milleti için mukaddes bir vazifedir.


Ortak Pazar, milliyetçi fikir akımları dolayısıyla, Asya ve Afrika’da sömürge ve dominyonlarını kaybeden Avrupa devletlerini yeni bir oyunudur. Ortak Pazara girmekle Türkiye, sanayileşmiş Avrupa Devletlerine hammadde kaynağı haline getirilecek ve onların imal ettiği sanayi mamülleri için açık Pazar durumuna düşürülecektir. Bu ise gelişme çabasında olan yerli sermayemizin çökmesi ve memleketimizin “Avrupa Birleşik devletlerinin” bir sömürgesi haline gelmesi demektir.


Elbette ki Milliyetçi Harekat böyle bir organizasyonun karşısında olacaktır. Çünkü biçim açtığımız ekonomik savaş, milliyetçi çizgide müreffeh, kuvvetli Türkiye’nin yaratılmasını sağlayacaktır. Milliyetçi ekonomik savaş emperyalist sömürüye karşı, ülkenin ekonomik bağımsızlığının korunması amacını taşır.


 Milliyetçi Harekat ülkücü kadrosuyla milletini yüceltme, dünya emperyalistlerinin oyunlarını bertaraf etme, Büyük Türkiye’nin hazırlayıcısı olma yolunda hizmet talep ediyor.  Milliyetçi Harekat olarak, Türk insanına umut telkin edici, kendine güven ve inanç verici, milli ülkümüzde birliğe ve beraberliğe çağırıyoruz.


Milliyetçi Harekat, Türkün kendine dönüş hareketidir. Milliyetçi Hareket “Milli Devlet, Güçlü iktidar” parolasını sunuyor.


ZAFER BÜYÜK TÜRK MİLLETİNİN OLACAKTIR!


 


 


 


 


Bu haber 3998 kere okundu

Add to: Facebook.com Add to: StumbleUpon Add to: Yahoo Add to: Google

YORUMLAR

Kitap Şiir Kategorisine Ait Diğer Haberler

Alkar’dan “Tuhaf Hayat” Mezitli’de Ramazan Temizliği bitti Öngel’den kan bağışı Kurslara ilgi büyük Erdemli'de personele seminer Zihnin derinliklerine gizemli bir yolculuk Düver, Çukurova Kitap Fuarında Öğrenciler yararına kermes Yeni yollara yeni içme suyu hattı Rallicilerden Kocamaz'a ziyaret

YAZARLARIMIZ

Rüştü AYDIN Habibe Aydın Tuna M.Reşat ATA Duygu SUCUKA Bekir ZORBA Ali KAPLAN R.Mevlüt KAYA Mustafa Kandırmaz

ÇOK OKUNANLAR

Sikayetim Var !

1Trafik rezaleti. 2cadde ve sokak ışıklandırması 3GERİ DÖNÜŞÜM KUTUSU İSTİYORUZ 4soru 5İNSAN SAĞLIĞI 6Geridönüşüm noktaları 7sivrisinek ler 8hizmet mi eziyet mi.. 9cumhuriyet evleri aldatmacası 10Şehir içinde çöplük

YAZAR YORUMLARI

1 yaş sınırlaması 2 Ancak bu kadar olur. 3 İZAFİYET 4 KATKI 5 KADIN 6 BEDELLİ 7 nelere alıştık 8 TÜRK DİL KURUMU 9 harika 10 2012 ömss

HABER YORUMLARI

1 HAYIRLI OLSUN 2 İŞTE TÜRKİYENİN HALİ VE GİT GİDE KÖTÜYE GİDEN GİDİŞ HALİ GÖZ ÖNÜNDEDİR 3 SEDİR AĞACI VE ORMANLARIMIZ 4 TEBRİKLER 5 Çanakkale 6 ATAKENT İLÇE TEŞKİLATINA SELAMLAR 7 Abdullah EMİR 8 KAHRAMANLAR ÖLMEZ 9 tebrikler 10 HELAL SANA FUAT BAŞKAN

Anketler

En çok hangi rengi seviyorsunuz?
Beyaz
Kırmızı
Mavi
Mor
Pembe
Sarı
Siyah
Turuncu
Yeşil

Gunluk Gazeteler