DURMAZ VE HZ. HÜSEYİN
Tarih tekerrürden ibarettir.
“Biraz uzaktaki büyük çadırın altında, Ehli Beytin bazı erkanının, sadık dostları ile büyük bir grup halinde oturarak konuşmuşlar. Hüseyin, dalgın bakışlarıyla bütün olup bitenleri seyretmiş; sonra, yavaş yavaş o büyük çadıra doğru ilerlemiş. Çadırdakiler ayağa kalkarak, ona hürmet göstermişler. Fakat tıpkı büyük babası Hazreti Muhammet’e benzeyen sevimli çehresine bakarlarken; Hz. Hüseyin in, derin bir üzüntü ve acı içinde bulunduğunu hissetmişler. Hz. Hüseyin bir müddet sessiz sedasız durmuş sonra, nemli gözlerini etrafa gezdirmiş.
Kollardan biri, uzaktan, deveye binmiş bir atlının geldiğini görmüş ve ona doğru ilerlemiş. atlı, Türk şivesiyle söylenen bir Arapça ile, Hz. Hüseyin’i görmek istediğini söylemiş ve derhal Hz. Hüseyin’in yanına getirilmiş. Bu adamın adı Durmazmış.
Durmaz: “Ya Hz. Hüseyin sizi almaya geldim. Bizim köyümüz birkaç mil mesafede, sarp ve kayalık bir yerdir. Orada düşmanın zafer bulması ihtimali yoktur. Kabilemizin hepside babanız Hz. Ali yi seven Türklerdir. Seni, rüzgar gibi uçan devemle düşmanın içinden kaçırırım.” demiş. Bu sırada, imam Hz. Hüseyin in sahabeleri arasında bulunan Türkler baş başa vermiş, hararetli bir tartışmaya başlamışlar. Bu Tükler, Azerbaycanlı Müslim ile onun oğlundan, İmam Hüseyin’in en sadık dostlarından sayılan Gulam Sa d Hüseyin ismini taşıyan Kutlamış ile, Hüseyin’in hususi hizmetlerine bakan Firuzan’dan oluşmaktaydı. Bunlar; kendi aralarında yaptıkları bu tartışmadan sonra, gecenin karanlığından yararlanarak Hz. Hüseyin’i gizlice kaçırmaya karar vermişler. Hz. Hüseyin’e beslediği sonsuz aşk ve muhabbetle meşbu olan Müslim, Hz. Hüseyin e gelmiş, Durmaz’la gitmesi için pek çok ricalarda bulunmuş ve “Ya imam Burada hep beraber bir ölüm çemberi içindeyiz. Bizim yaşayıp ölmemizin hiç bir önemi yok. Onun için, kendimizi düşünmüyoruz. Ancak seni ve aileni kurtarmak istiyoruz. Eğer sen buradan çıkarsan bu adamlar artık Ehli Beyte kastedemezler” demiş. Hz. Hüseyin’in diğer eshabı da bu hususta ısrarda bulunmuşlar. Durmaz yine söze karışarak “Yel gibi uçan , bir hamlede düşman saflarını aşmaya muktedir olan devemle, müsaade et, seni alayım, köyümüze kaçırayım. Orası , bir kartal yuvası gibi sarp ve kayalıktır. Bizi orada kimse bulamaz. Bulsa da, kolay kolay ele geçirmeğe muvaffak olamaz. Bir müddet orada saklanırız. Sonra, doğruca Horasan’a veya Azerbeycan’a kaçarız” demiş. Hz. Hüseyin bu sözleri büyük bir dikkat ve memnuniyetle dinlemiş ve sonra gülümseyerek, Durmaz’ın sırtını okşamış “Cenabı Hak, ceddim Muhammet (SAV) senden ve senin neslinden hoşnut olsun. Sadakatine teşekkür ederim, fakat, artık buradan bir adım bile uzaklaşmak, benim için mümkün değildir” diye cevap vermiş. Durmaz imam Hz. Hüseyin’i götürmeye muvaffak olamayınca, yine gecenin karanlıkları arasından sıyrılarak, köyüne dönmüş.”
İmdi…! Pek bilinmeyen bir hatırat.
KAYNAKLAR:
1-)Mezhepler Tarihi/Anadolu Matbaası/ Ziya Şakir
2-)Kerbela Vakası ve Kerbelanın intikamı/ Ziya Şakir
|