Son Dakika    |     Sitene Ekle    |    Künye     |     Iletisim

MİLLİ REFLEKSİN KIRILMASI


         MİLLİ REFLEKSİN KIRILMASI

“MÎLLİ REFLEKSİN KIRILMASI”   


                                                                


 


                                                                       Ramazan KARAMAN


 


            Sevgili Okuyucular! e- postama dostlarımızdan gelenler arasında öyle anlamlı, öyle bilgi dolu olanları varki, bu yazıların arşivimizde kalmasına vicdanım elvermezken dostlar arasında paylaşmanın yollarını hep arar dururum. Sizlere ulaşmada bu imkanları sağlamış olmalarından Çorum Basın listesinde yer alan gazete, tv ve radyolarımızın hepsine en içten teşekkürlerimi sunuyorum. İlgiyle okuyacağınızı ummduğum bu yazı dostumuz Felsefe Profesörü İbrahim ARSLANOĞLU tarafından bize ulaştırılmış bulunan, İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Kerem DOKSAT Bey’e ait olan aşağıdaki başlıklı yazısıdır.                            


“PAVLOV UN KÖPEKLERİ VE MÎLLÎ REFLEKSİN KIRILMASI”                                                                   


            Bilirsiniz, ünlü Rus fizyolog Pavlov, köpeklerine et verirken bir yandan zil çalınca ve bunu defalarca yapınca, bir süre sonra eti görmeden de zil sesini işitince hayvanın salyası akmaya başlar. Bu şartlı reflekstir:


            Hayvanın tabiatında olmayan bir uyaran (zil sesi), onu tabiatında olan eti görmüş gibi heyecanlandırmaktadır. Ama eğer sürekli olarak zil çalıp hiç et göstermezseniz, bir süre sonra bu şartlı refleks söner; devamının tesisi için arada et de gösterilerek pekiştirilmelidir.


            Hiçbirimiz dünyaya Türk, Meksikalı, sünnî veya katolik olarak gelmeyiz; bunlar bize öğretilen değerler, yâni şartlı reflekslerdir. Eğer pekiştirilmezlerse, zamanla sönerler. Bir gün Pavlov un enstitüsünü su basar. Köpeklerin bir kısmı boğulur bir kısmı da günlerce terörize olur çünkü ölümden zor kurtulmuşlardır. Kurtarılabilenler tekrar enstitüye toplanır. Pavlov zil çalar, köpeklerde tık yok! Şu müthiş sonuca varır: ağır travmalar, (Ergenekon ve sosyoekonomik şartlar) şartlı refleksleri ortadan kaldırır. İnsanı veya hayvanı en doğal, en ilkel hâline geri döndürür.


            Batılı emperyalistler yok etmek istedikleri uluslara saldırırken o ulusların önderlerinden başlarlar işe. Çünkü ulusal bütünlüğü sağlayan ulusal önderdir. Bunu gayet iyi bilen emperyalistler bu noktada psikoloji bilimini de yardıma çağırırlar. Meselâ Ermenilerle Türkler arasında ulusal bir düşmanlık mı var, orada vamık girer devreye ve bu düşmanlığın kökenlerini inceler. Peki inceleme dediğimiz şey nedir? Burada izlenen yol, ulusal ya da etnik düşmanlıkların ortadan kaldırılması değil, ABD nin tehdit olarak gördüğü ulusların ulusal bilinçlerinin, tarihlerinin ve benliklerinin sorgulanması, aşındırılmasıdır. Kısacası milli duygunun yok edilmesidir etnik psikiyatrinin görevi.


            İşte bizi ilgilendiren şey de budur. Bir ulusun ulusal bilincini, ulusal duygusunu ve refleksini nasıl yok edersiniz? Bunun denenmiş, sınanmış bir yöntemi vardır, o ulusun tarihsel varlığını sorgulamaya açarsınız. Yâni o ulusun tarihini yeniden tartışırsınız. Meselâ, Türkler kendilerini kahraman bir ulus olarak mı görüyorlar? O zaman onlara ne kadar korkak bir ulus olduklarını göstermek gerekmektedir! Ya da Türkler atalarını, yani Atatürk ü çok mu yüceltiyorlar? O zaman onlara Atatürk ün ne kadar sıradan biri olduğunu gösterin. Farkındaysanız son on yıldır tam da böylesi bir dönemden geçiyoruz. Sözde demokratlık, tartışma kültürü adına neyi tartışıyoruz ve bizden neyi kabul etmemiz isteniyor?


            Diyorlar ki siz soykırımcı bir milletsiniz! Ermenilere soykırım uyguladınız. Biz diyoruz ki hayır uygulamadık! O zaman uyanık emperyalist diyor ki: tamam madem uygulamadınız, bunu hemen reddetmeyin, tartışalım, öyle bir sonuca varalım. Size mantıklı geliyor, nasılsa biz suçsuzuz, tartışmadan galip ayrılırız diyorsunuz. Ama tartışma masası kurulduğunda hiç de ortada eşit bir tartışma şansı olmadığını görüyorsunuz. Bir bakıyorsunuz, tüm televizyonlar, gazeteler, aydınlar sizin Ermenileri katlettiğinizi yaymaya başlıyor. Kanıtları var mı? Elbette yok! Ama yalan bir kez yayıldı mı ve yalanı söyleyenlerin sayısı çok oldu mu, gerçeğin sesi çıkmaz oluyor. Hayır diyorsunuz, gerçekleri bir de biz anlatalım. Ama anlatamıyorsunuz, çünkü tüm propaganda kanalları size kapatılmış.


            İşte o zaman anlıyorsunuz tartışmaya açmak denilen tuzağı. Çünkü bu sürecin sonunda, ulusal gururu ve hassasiyetleri yüksek insanlar bile “acaba” demeye başlıyor! Acaba gerçekten Ermenileri biz mi katlettik? Yani ulusal benlikte ilk kırılma yaşanıyor... Psikolojık harbin etkisi çok büyük bir hızla bu şekilde yayılıyor.


            Sonra sıra Kürtlere geliyor! Sizden tartışmanızı istiyorlar. Tartışma başlıyor ve yine kaybediyorsunuz...  Bir düşünelim son dönemde neleri tartışmaya açtırdık ve neredeyiz:


            Bugün misak-ı milli yi pek önemsemiyoruz. Kırmızı çizgileri umursamıyoruz. Türk dilinin önemi kalmamış. Bu ülkede federasyon da olabilir. Ermenilerden özür dileyebiliriz. Kürtlere biraz toprak verebiliriz.. Kısacası ulusal varlığımıza ait hayatı her alanda ve konuda kaybetmiş durumdayız.


            Peki sıra neye geldi? Sıra Atatürk e geldi. Çünkü önemli olan ulusal önderi yok etmektir. O halde tüm önderlere yapılanı Atatürk e de yapalım. O nun ne kadar zalim bir diktatör olduğunu tartışalım. O nun aslında zaafları olduğunu tartışalım. Hatta o nun anasını bile tartışalım. Evet, emperyalistlerin gündeminde bu vardır.. Tartışın diyorlar. Biz sizin atanızın anasını tartışmak istiyoruz! Sonra? Sonra da sıra sizin ananıza gelecek! Hepinizinkine gelecek!


            İşte asıl psikolojık harp cephesı de burada kuruluyor! Yıllar öncesine gidiyorsunuz... Mondros imzalanmış. Sonra düşman askerleri İstanbul a çıkartma yapmaya başlıyor. Milyonlarca Türk sadece izliyor! Demek ki önemli olan ilk adım, işgali izlettirebilmekmiş! Ama aynı zamanda bir de masa! Tartışacaksınız. Tartışma masasında bizim Sadrazam Emperyalistlere yalvarıyor, biraz acıyın diye. Peki izleyerek, tartışarak nereye varabilirsiniz? Emperyalistler aslında şu anda beyinlerimize ve yüreklerimize yüzyılın çıkartmasını yapıyor. Mehmet Âkif, Çanakkale için ne diyordu:


 “Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?


En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,


tepeden yol bularak geçmek için Marmara ya-


Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.”


            Çıkartma sürerken iki tavır var alınacak. Biri İstanbul da işgalcileri karşılayan ve onlardan tokat yiyen bir Osmanlı Paşası olabilirsiniz. Ya da Dolmabahçe den çıkartmayı izleyen bir Padişah, belki de evinin perdesini kapatan sıradan ve suskun bir Türk... Ama aslında hepsi aynı kapıya ve aynı kişiliğe çıkar. İzlersiniz! Her şeyi! Ya da ilk kurşunu atan Hasan Tahsin olursunuz. Hasan Tahsin e kadar bu ülkede düşmana hiç kurşun atılmadığını bilmek ne kadar utanç verici aslında!


            Peki Hasan Tahsin i ne kadar tanıyoruz? Hasan Tahsin i Hasan Tahsin yapan nedir?


“İlk kurşun”dan önce de kurşun atmıştır Hasan Tahsin. Tarihin garip cilvesi Hasan Tahsin Avrupa dadır ve bir filme gider. Filmde Türkler aşağılanmaktadır. Hasan Tahsin bu fılmi izlemez. “Önce izleyeyim sonra eleştireyim” demez. Ya ne der? Türk e küfredenin canına okurum der! Ve çıkarır silahını ateş eder beyaz perdeye! Film orada biter! Hasan Tahsin in insani ve sıradan yanıdır bu. Hiçbir insan kendisine, anasına, babasına, atasına, milletine, bayrağına küfrettirmez. En basit insan gerçeğidir. İlkokulda bir çocuğun anasına küfretmeye kalkarsanız, sizinle anasının durumunu tartışmaz, bunun cevabı suratınıza yiyeceğiniz yumruktur. Neden? Çünkü çocuğun en insani ve sıradan yanıdır bu! İşte Ergenekon olayı, Ermenı sorunu, Kürt açılımı ve Can Dündar ın insani denilen (Mustafa) belgeselinin bam teli de burası.


            Anhonyrobbins Anthony Robbins der ki; “bir şeyi tartışmaya başlarsanız, bir süre sonra onu kabul etmeye başlarsınız.” Emperyalizm kendi ülkesinde sözünü ettirmediği pek çok konuyu bize tartıştırarak kabul ettirmeyi başarıyor. Ne diyelim ülkenin başta yöneticilerine ve aydınlarına Allah akıl-fikir versin. Ülkede kriz dolayısıyla bir sürü insan işini kaybetti ve her geçen gün de işsizlerin sayısı artıyor. Niçin işsizliğe çare bulmayı tartışmıyoruz da İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedilmesi sırasında Bizans’ın tartıştığı “meleklerin cinsiyeti” gibi konuları tartışarak ülke insanının enerjisini ve zamanını boşa harcıyoruz?...


 


 


 

Bu yazı 1099  kere okundu

Bu Yazıyı Paylaş: Add to: Facebook.com Add to: StumbleUpon Add to: Yahoo Add to: Google

YORUMLAR

SON YAZILARI

BÜYÜK MİLLETİMİZ VE ATATÜRK DOĞU TÜRKİSTANIN TARİHİ KONUMU VE ÇİN İSTİLASI Milli Refleksin Kırılması TÜRK GENÇLİĞİNE EROL GÜNGÖR ÖRNEĞİ Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlam İstanbul'un fethi ve fatih İSTANBUL'UN FETHİ VE FATİH Şehit Türkçü Tabiatın Dirilişi

YAZARLARIMIZ

Rüştü AYDIN Habibe Aydın Tuna M.Reşat ATA Duygu SUCUKA Bekir ZORBA Ali KAPLAN R.Mevlüt KAYA Mustafa Kandırmaz

ÇOK OKUNANLAR

Sikayetim Var !

1Trafik rezaleti. 2cadde ve sokak ışıklandırması 3GERİ DÖNÜŞÜM KUTUSU İSTİYORUZ 4soru 5İNSAN SAĞLIĞI 6Geridönüşüm noktaları 7sivrisinek ler 8hizmet mi eziyet mi.. 9cumhuriyet evleri aldatmacası 10Şehir içinde çöplük

YAZAR YORUMLARI

1 yaş sınırlaması 2 Ancak bu kadar olur. 3 İZAFİYET 4 KATKI 5 KADIN 6 BEDELLİ 7 nelere alıştık 8 TÜRK DİL KURUMU 9 harika 10 2012 ömss

HABER YORUMLARI

1 HAYIRLI OLSUN 2 İŞTE TÜRKİYENİN HALİ VE GİT GİDE KÖTÜYE GİDEN GİDİŞ HALİ GÖZ ÖNÜNDEDİR 3 SEDİR AĞACI VE ORMANLARIMIZ 4 TEBRİKLER 5 Çanakkale 6 ATAKENT İLÇE TEŞKİLATINA SELAMLAR 7 Abdullah EMİR 8 KAHRAMANLAR ÖLMEZ 9 tebrikler 10 HELAL SANA FUAT BAŞKAN

Anketler

En çok hangi rengi seviyorsunuz?
Beyaz
Kırmızı
Mavi
Mor
Pembe
Sarı
Siyah
Turuncu
Yeşil

Gunluk Gazeteler