GAZETECİLER BAYRAMI
Önceki hafta bütün yurtta “Çalışan Gazeteciler Bayramı” kutlandı. Her kurum ve kuruluş mensuplarının bayramı olur da gazetecilerin olmaz mı? Olmalı elbette!..
Ama konuyla ilgili olarak yazı yazmak gelmedi içimden.
Ben yazmayınca bayram olmadı mı? Elbette oldu. Hem de 75 gün sonra mahalli seçimler yapılacağı için partiler, siyasetçiler, adaylar mesaj, çiçek ve yemek davetleriyle gazetecilerle bir araya geldi.
Davet sahipleri gazeteciler için “Basınımızın değerli mensupları” diye başlayan güzel konuşmalar yaptılar.
Gazete matbaalarının ve yazarların odaları çiçeklerle doldu.
Tabii bahsettiğim gibi yakında seçimler var ve adayların halka ulaşmak açısından gazetecilere çok ihtiyaçları var.
Kimseyi samimiyet testine tabi tutamam. Fakat biliyorum ki gerek Ulasal, gerek yerel anlamda yapılan gazeteciliğin tenkit edilecek pek çok yanı bulunuyor.
Öncelikle gazete sahiplerinin çoğunun başka işler de yapıyor olması ve bu işlerde engellerle karşılaşmaması için mevcut yönetimlerle iyi geçinmesi gerekiyor. Bu ise işin başında gazetenin bağımsızlığını önemli ölçüde zedeliyor. Dolayısıyla bu gazetede haber ya da köşe yazanlar da patronun menfaatlerini zedeleyecek bir yazı yazamıyor. İnat edip yazdığı takdirde işinden oluyor. İşsiz kalıyor.
Şu anda yurdumuzda ulusal basına ait yüzlerce gazete ve dergi olmasına karşılık bütün bunların sahibi iki buçuk kişidir. Biri holdinge bağlı yayınlar, diğeri hükümete yandaş yayınlar, buçuk dediğimiz basın organları da zor şartlar altında dürüst gazetecilik yapmak isteyenlerdir.
Gücü elinde bulunduranlar kendi lehinde yayın yapan, aleyhinde yayınlardan kaçınanları reklam ve ilan yoluyla ihya ediyor. Bu yetmiyor, gazete patronunun yandaş şirketlerine kaymaklı ihaleler veriliyor.
Gerçekleri ucu kime ve nereye dokunursa dokunsun yazan ve söyleyen yayın organları ise gücü elinde bulunduranlarca adeta anasından doğduğuna pişman ediliyor. Her türlü zorluk ve engel çıkarılıyor.
Geçtiğimiz yıl ömrünü gazeteciliğe veren bazı köşe yazarlarının yıllardır yazdığı köşelerinden kovulduğunu hepimiz biliyoruz.
Bu yetmezse mahkeme koridorlarında yıllarca sürünmek de işin bir başka yönü…
Hele zaten geliri ve maddi gücü yeterince olmayan bir gazetecinin tazminata mahkum edilmesi ve maaşına haciz konması ise işin tuzu biberi…
Basındaki bu uygulamaların kelimenin tam anlamıyla gazetecilik yapmak isteyenler için olumsuzluğunu anlatmaya gerek yok. Böyle bir ortamda gazeteciliğe adım atanların işinde ilerlemek istiyorsa neler yapacağını hayal etmek bile bana ürküntü veriyor.
Ülkemizdeki şartlar ne yazık ki böyle!..
Bütün bu olumsuzluklara rağmen gazeteciliğin her dalında zor şartlar altında çalışan ve gazeteciliği kelimenin tam anlamıyla namus ve şerefiyle yapmak için çırpınan vefakâr, fedakâr, çilekeş ve cefakeş gazetecilerin bayramını kutluyorum. |