KÖŞE YAZISI ve YAZARLIĞI
Gazetecilik son yılların gözde mesleği.Ulusal basında belli kişilerin dışında önemli bir para kazanıldığı iddia edilemez. Burada konu ettiğimiz gazete patronları değildir. Çünkü patronlar büyük yayın gruplarını ele geçirerek adeta iktidara ortak oluyor ve özel imtiyazlar elde edebiliyorlar. Diğer binlerce basın emekçisi ancak geçimini temin eder. Mahalli basında ise genellikle para kazanılması düşünülemez bile. Gazete bin bir güçlükle çıkar. Yazanlar çizenler zaten parayı düşünmezler, amatör bir anlayışla katkı yapmaya çalışırlar. Genellikle dedim. Çünkü bazıları ulusal basın patronlarından esinlenmiş olmalılar ki, küçük yerleşim birimlerinde yalan yanlış yazılarıyla, tehdit ve şantaj kokan iddialarıyla gerçekte sevilmeseler bile mal, mülk ve para sahibi olabiliyorlar.
Ama gerçek olan menfaat temin etmek söz konusu değilse gazeteciliğin zor, meşakkatli bilgi ve deneyim isteyen bir iş olduğu…
Bütün bu olumsuzluklara rağmen gazeteciliğe olan bu büyük ilgi acaba neyin nesidir?..
Gazetenin topluma yaptığı büyük hizmetlerden mi? Gazetenin bir silah olarak kullanılabilecek olması ihtimalinden mi? Toplumun ve bürokrasinin gazeteciye verdiği ve içinde birazcık saygı, birazcık ürkeklik, birazcık korkaklık, birazcık belaya bulaşmama duygularının karışımından oluşmuş değer yüzünden mi?.. Bulunduğumuz ortamlarda yapılan konuşmalarda insanlar kimin hangi "kutsal!.." sebeplerle gazeteciliğe heves ettiğini gayet iyi biliyor...
Yazımızın başlığına isim olarak verilen köşe yazısı ve köşe yazarlığı konusuna gelince... Adam gazetenin bir köşesini kapıp.yazdığı yazıyı da çizgi içine aldığında mesele halloluyor. Al sana bir köşe yazısı... Al sana bir köşe yazarı...
Adam isterse havadan, sudan bahsetsin. İsterse mahalle ve kahvehane dedikodusu yazsın. Yazının içinde bilgi, tecrübe, araştırma, inceleme, yorum olmasın. Derinlik olmasın. Anlam bütünlüğü olmasın. Noktalama kurallarına uyulmasın. Hiç biri önemli değil. Önemli olan gazetenin bir köşesine yazıyı yazıp dört yanına da çizgi atılması… Eğer bu şartlar yerine getirilmişse buna bal gibi köşe yazısı denir. Böylesi bir köşeye yazı yazan yaratığa da köşe yazarı denir.
İnsanımız makalenin; bilim, fen konularıyla siyasi, ekonomik ve toplumsal konuları açıklayıcı veya yorumlayıcı niteliği olan gazete ve dergi yazılarına denildiğini bilmese...
İnsanımız gazete ve dergilerde belirli sütunlarda, genel başlık altında gündelik konularda bir görüş ve düşünceye bağlı olarak yorumlanan ciddi veya mizahi yazı çeşidine fıkra denildiğini bilmese... Bal gibi yutturacaklar.
Ama insanımızdaki engin sağduyu her yerde olduğu gibi, gazete ve köşe konusunda da doğru değerlendirmeyi yapıyor. Sohbet ortamlarında gazetenin bir köşesini kapmakla köşe yazarı olunmayacağını bıyık altından gülerek anlatıyor...
Acaba bu işe kapasitesi yetmeyenler gülünç duruma düşeceklerini hesap edemiyorlar mı? Yada param var, gücüm var, gazete çıkarır köşesini kapar, baş yazar olur hobilerimi tatmin ederim düşüncesiyle mi hareket ediyorlar?
Atatürk; “Basın milletin müşterek sesidir” diyordu. Basın camiasında ulusal ve yerel ölçekte millete doğru bilgi ve haber veren, milletin ortak duygularına tercüman olan insanlara saygı sunuyor ve uzun ömür diliyorum.
Ötekilere ne mi diyorum? Canları cehenneme!..
|