SÖYLEYEN Mİ, SÖYLETEN Mİ, NE SÖYLEDİĞİ Mİ ÖNEMLİ
Bir konu hakkında birileri bir şeyler söyler. Hiç düşündük mü?
Seni ya da toplumu ilgilendiren bir konuda söyleyen mi, söylenen mi, söyleten mi önemli?
Bir kısım insanlar çıkmış bir kişi hakkında “çok iyi” olduğuna dair sözler söylüyor. Bu sözleri söyleyenler yalancı, üçkâğıtçı, serseri kişilerse buna inanılır mı? Yâda tersi olsa, bir takım üçkâğıtçılar söz birliği ederek dürüst bir insana olmadık yalan ve iftiraları savursalar, buna inanılır mı?
Burada önemli olanın söylenen veya söyleten değil söyleyen kişinin güvenilirliği ve dürüstlüğü olmalıdır.
Şimdi toplumda bir bilgi kirliliği yaşanıyor.
Acaba söylenenler önemli mi?
Yoksa söyletenler mi önemli?
Acaba bunların hiç biri önemli değil de söyleyenin sütü, asaleti, karakteri, toplumdaki konumu mu önemli?
Bu hususu dikkate almadan duyduğu her şeyi dikkate alan ve dost toplantılarında dile getiren insanlara bir yandan kızıyor, bir yandan acıyorum.
İnanç önderlerimiz, din büyüklerimizin kaynağını bilmediği yiyecekleri ağızlarına koymazlardı. Yemezlerdi. Kaynağından emin olmaıkları ikramları bir bahane bularak kabul etmezlerdi.
Din iman sahibi olduklarını iddia edenlerin inanç önderlerimizin bu hassasiyetini niçin örnek almadıklarını düşünmek hakkımızdır.
Lütfen kaynağından emin olmadığınız bilgileri kullanmayın. Yalan yanlış bilgilere inanmayın. Kaynağından yani söyleyenden emin değilseniz böylesi kirli bilgileri dillendirmeyin.
Yoksa vebal altında kalırsınız.
Yoksa bunun hesabını ne bu dünyada ne de öbür dünyada veremezsiniz.
Bu bakımdan sözü uzatmadan söyleyelim. Ne söylendiği önemli değildir. Kimin söylediği önemlidir...
GERÇEK VATANSEVERLER
Ben kendimi gerçek bir vatansever sanardım.
Vatanseverliğimi gece gündüz çalışmakla, milletime hizmet etmekle, Atatürk’ün işaret buyurduğu “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” insan olmakla göstermeye çalıştım. Meğer bunlar vatanseverlik için yetmezmiş ve yanlış şeylermiş.
Cumhuriyetin kazanımlarının satışına üzüldüm.
Toprak satışlarından kahroldum.
Global şirketlerin yerli şirketlerimizi yutmasından rahatsızlık duydum.
Kültürümüzün, örf, adet ve geleneklerimizin dikkate alınmamasına sinirlendim.
Dünyanın bir başka köşesindeki ırkdaşımın üzüntüsünü benliğimde yaşadım.
Vatanımın çakıl taşını bile kıskandım. Bunlar vatanseverlikle ilgili değilmiş. Modası geçmiş şeylermiş. Küreselleşen dünyada artık yeni kavramlar yeni gerçekler varmış.
Şimdi yeni moda vatanseverlik en geçerli görüş oldu.
Ülkesini, milletini sevenler toprak satışlarının artmasından mutluluk duyuyor.
ABD ve AB’nin talimat ve dayatmalarına rica kabul ederek anında yerine getiriyor.
Küresel güçlerle işbirliğine gidip, taşeronluk ve eşbaşkanlıkta yarışıyor.
Milli gelirimizin fert başına on bin doların üzerine çıkmasıyla övünüyorlar.
Borçlarımızın tüm zamanların en üst rakamına ulaşmasıyla neşeleniyorlar.
Cumhuriyetin kazanımlarını “babalar gibi satmaktan” keyf alıyorlar.
Adet, gelenek ve göreneklerin, inanç değerlerimizin yeni sürümlerini (ılımlı islam, diyalog,ibrahimi dinler masalı) savunmak moda oldu.
Milli kurum ve kuruluşlarımızın özellikle yabancı şirketlere satılmasıyla zil takıp, oynuyorlar.
Bütün bunları yaparken gerçek vatanseverliği tekellerine alıp kimselere vermiyorlar.
Bu arada ben kendimden şüphelenmeye başladım.
Acaba bunlar vatanseverse ben neyim?..
|