DİK DURMAK AMA DİKLEŞMEMEK
Başbakan Erdoğan yeri geldikçe “dik duracağız, ama asla dikleşmeyeceğiz, bu böyle biline” ifadesine sarılıyor.
Sona olarak, Amerikan gemilerinin Karadeniz’e açılması hadisesinde bu ifadeyi kullandı.
Bana kalırsa söz güzel!..
Ancak bu söz kullanıldığı yere göre anlam kazanıyor.
Şöyle ki; kendi vatandaşına karşı dik dur, ama dikleşme!..
Ama bir yabancı ülkenin dayılanmasına ve tehditlerine karşı hem dik dur, hem de dikleş!..
Acaba Başbakan Erdoğan yurt içinde ve yurt dışında böyle mi yapıyor?
Yoksa tam tersi mi?
Yani vatandaşına karşı dik duruyorsun ve dikleşiyorsun...
Dış ilişkilerde ve bilhassa iri devletler karşısında dikleşmediğin gibi dik de duramıyorsun.
Bütün olay milletin gözünün önünde olup bittiğine göre vatandaşın bunu iyi değerlendireceğini umuyorum.
AMERİKA AYIP ETTİ
Benim pek kafam sarmıyor ama Amerika bizim müttefikimiz ve stratejik ortağımızmış. Çünkü devlet büyüklerimiz öyle diyor.
“Amerikan gemileri boğazı geçip Karadeniz’e girecekmiş” konusu ortaya çıkınca, gazeteciler Başbakan’a sordular:
“Efendim böyle bir durum var mı?” diye. Başbakan aynen: “Şu ana kadar bize bir müracaat olmadı. Bunlar dedikodudan ibaret şeylerdir. Montrö’yü deldirmeyiz.”
Gururlandık.
Daha bu sözlerden bir kaç saat bile geçmeden bir Amerikan gemisi Çanakkale boğazından geçiyor ve televizyonlar görüntülerini veriyordu.
Tabii ben böyle şeylere gözümle görsem bile inanmam. Kaldı ki televizyonlar foto montaj falan yaparak Amerikan gemilerini Karadeniz’e geçmiş gibi gösterebilirler.
Çünkü daha geçen gün Başbakanım söyledi: “Menfaat için bu gazete ve televizyonlar olmadık şeyler yapıp, canla başla çalışan hükümeti zor durumda bırakmak isteyebilirler” diye...
Ayrıca inanmamamı gerektiren başka gerekçelerim de var. Çünkü bizim Başbakan her konuda dik durur ama dikleşmez. Hiç bir şeyden korkmaz. Mutaassıp, mütedeyyin, muhafazakâr bir yapısı var. Dini referanslara sahip.
Bu özelliklere sahip biri yalan söyleyecek değil ya!.. Başbakanımız öyle diyorsa öyledir. Olsa olsa şu olabilir: Amerika başbakanımızı yalan çıkarmak için gemileri göndermiş olabilir. Yada teknoloji çok gelişmiş olduğu için Amerikalılar gemilerini Karadeniz’de geziyormuş gibi gösterebilirler.
Hem müttefik, hem stratejik ortak olacaksın, hemde böyle yapacaksın.
Olur şey değil!.. Eğer böyle ise yazıklar olsun!..
Son söz; Ben başbakanıma inanıyorum. Elin gavur Amerikasına inanacak değilim ya!..
YAZIKLAR OLSUN!
Olay 40-50 yıl önce geçiyor. Evinde İsmet İnönü’nün resmi asılı ihtiyar dedeye torunu anlatıyor. Torun İnönü karşıtı, hatta İnönü düşmanı biri... Dedesini İnönü’den soğutmak için elinden geleni yapıyor. “Dede bu İnönü camileri ahır yaptı, Kur’an-ı toplattı, jandarmayla millete zulüm yaptı, millete gazı, tuzu, kaput bezini, ekmeği bile karneyle verdi” gibi iddialarla dedesini İnönü’den soğutmaya çalışıyor.
Torun aklına gelen her olumsuz bilgiyle dedesinin sık sık başını ağrıtıyor. Torundur. Seviyor, kıyamıyor. İnönü milli kakramanı belki silah arkadaşı onada kıyamıyor.
Birgün yine torunu İnönü hakkında olur olmaz iddiaları sıralarken dede İnönü’nün resmine dönerek: “Ülen İsmet, şu çocuğun dedikleri doğruysa yazıklar olsun sana!” diyor.
Bu olayı niye mi anlattım. Hergün gazete ve televizyonlarda yetkililerin memleketi adeta sattığını, gırtlağımıza kadar borçlandırdığını, uçuruma sürüklediğini, milli onurumuzu yok ettiğini, vatandaşı açlığa ve yokluğa mahküm ettiğini okuyor, dinliyor, bazılarına şahit oluyoruz.
Ben de dede olma yaşındayım. Aynen olaydaki dedenin söylediği gibi yetkililere seslenmek istiyorum: “Ülen bunlar doğruysa yazıklar olsun hepinize!..” |