2010 YILI VE YURTTAŞLIK BİLİNCİ
İşte 2010 yılına da geldik.
Bundan yirmi otuz yıl evvel bu yılları zihnimizde farklı yerlere oturturduk. Sanki bütün sorunların çözüleceği, hayatın daha rahat ve kolay akacağı, farklı bir evre, farklı bir çağ yakalayacağımızı düşünürdük. Ya da bana öyle geliyordu. Ama bırakın farklı bir boyutu, biz kendimizi bile tam olarak tanımlamaktan uzağız. Maddeyi, evreni tanımlıyorsun. Ancak kendini tanımlayamıyorsun. Cumhuriyet kurulalı seksen yılı geçti ve Cumhuriyet ne yazık ki misyonunu henüz tamamlayamadı.
Anadolu toprağından bir millet yaratmaya ne kadar uzağız. Alt kimlik, üst kimlik, vatandaşlık, yurttaşlık, ulus, devlet, millet diye bir kaos ortamında günlerimiz geçiyor ve inanın bütün bunları tam olarak hak etmiyoruz. Ancak daha iyi bir yaşam için de çaba gerekiyor, mücadele gerekiyor. Oysa biz daha ziyade beklenti içerisinde yaşıyoruz. Hep başkalarının bizim için bir şeyler yapmalarını bekliyoruz. Ömrümüzü çoğu zaman beklentiler içerisinde geçiririz. Fakat bunların tam olarak karşılanmadığını, görürüz, yaşarız.
Ülkemizde insanların ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan, bağımlı olduklarını kabul edersek, bundan insanların bir yerlere yaranma, dayanma isteği ve mecburiyeti sonucunu çıkartabiliriz. Bugün ülkemizde gelinen noktada, bardağın yarısı dolu, yarısı boştur. Feodalite ve kulluk düzeni tam olarak aşılamamıştır. Hatta günümüzde medeni hukuk yerine tekrar çok hukukluluk (cemaat hukuku)gündeme gelebilmektedir. Yurttaşlar kendilerini tanıtırlarken, ad soyada ilaveten memleketlerini de söylerler. Hatta o da yetmez. Falanca aşiretten, filanca mezhepten gibi kimlik vurgusu yaparlar. İşte bu noktada, kişinin Cumhuriyet yurttaşlığı kimliği yetmez, diğer alt kimlikler devreye girer. Yine yurttaş hür olamadığı için, bir yerlere yamanma, dayanma duygusu taşır. Ardından acındırma ve fukara edebiyatıyla beklenti içerisine girer. “Ben de sizdenim, o halde bana bir iş, indirim yap,borç ver veya torpil yap!” Gibi durumlar söz konusu olur. Hukukun üstünlüğü yeterince sağlanamadığından, yine ahbap-çavuş ve alaturka kapitalizmi anlayışı içerisinde, avanta torpil,haksız kazanç,adam kayırmacılık durumları gelişir.Beklentiye giren ,bir anlamda acz içerisinde olduğundan,bu durum her türden sömürüye,korku vermeye ve kullanılmaya da açıktır.İşte sokaklarda kullanılanların birçoğu,yukarıdaki tanımlamalara birebir uymaktalar.Fazla geriye gitmemize gerek yok.son bir yılda yaşadıklarımıza bir bakalım.Olayların nasıl,bizim dışımızda geliştiğine,ne kadar zayıf ve savunmasız olduğumuzu görelim.Yurttaşların temsil yeteneklerinin de sınırlı olduğu bu ortamda,galiba beklemeye,dua etmeye devam edeceğiz.Ve böylece aylar,yılları kovalayacak, nesiller, horlanma , yokluk, hayal kırıklıkları ve öfke ile hayatlarını sonlandıracaklar. Beklentiler devam edecek: “Bu seçim olur inşallah,yok yok bayramdan sonra işler açılır,yeni yılda mutlaka bir şeyler değişir” gibi ömür tüketeceğiz. |