BORÇLANMA SORUNU
Yıllar içerisinde insanların öncelikleri, beklentileri, yaşam standartları, umutları ve tehlike algıları dönemsel olarak değişmektedir.2003 yılına kadar,30 yıl süre ile kronik enflasyon en önemli gündem maddesini oluşturmakta idi. Bu sorun şimdilik, gündemden düşmüş gözüküyor. Ancak bizi meşgul eden birkaç sorunumuz daha var.Bunları; irtica tehlikesi,ayrılıkçı-bölücü akımlar ve yazımızın konusu olan,borçlanma olarak sıralayabiliriz.Geçenlerde yabancı sermayeli bir banka şubesine uğradım.Oradaki kredi uzmanının şu değerlendirmesi beni çok etkiledi:”Beyefendi işler durgun,inanın kredi verebilecek kişi bulmakta zorluk çekiyoruz.” Yani insanlar o denli borçlandırılmış ki, yeni borçlandırılabilecek (kredibiliteli) insan sayısı azalmış. Günümüzde sorunlar sıralamasının önüne borçlanma yerleşmiştir. Artık ne şekilde veya en uygun nasıl borçlanılırı düşünür olduk.Yaşadığımız kent Mersin bundan nasibini fazlası ile almaktadır.Mersin hane borçlanma endeksi sürekli artan bir emekliler ve işsizler kentine dönüşüyor.
Ülkemizde üretmeyen vatandaşların sayısı her geçen gün artmakta ve bu durum üreten azınlığa daha fazla yük getirmektedir. Vergi ve diğer masraflar altında inleyen üreten vatandaşlar, bir müddet sonra giderlerini karşılayamamakta ve iş yerlerini kapatmaktadır. Bu şekilde makas, büyük sermayedarların ve uluslararası zincirlerin lehine sürekli açılmaktadır. Devletin yatırım yetersizliği ve küçük esnafın vergi yükü ülkemizdeki işsizliği arttırmaktadır. Bu durum toplumdaki huzur ve güveni bozmakta, toplumsal adaleti ve uzlaşmayı ortadan kaldırmaktadır.
Gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde buna Türkiye’de dâhil iç ve dış sermaye grupları sürekli tüketim kültürü oluşturmaktadırlar. Tüketim kültürü ise yozlaşmayı, borçlanmayı ve bağımlılığı beraberinde getirmektedir.
İş üreten kesimlerin nakit para dönüşümünü sağlayamaması, çek ve senetlerin karşılıksız kalması, kanuni yaptırımların yetersiz olması, kredi kartlarından ve bankalardan alınan borçların ödenememesine ve iflasların artmasına neden olmaktadır. Burada bankaların sorumsuzca kredi kartı dağıtmaları da göz ardı edilmemelidir.
Sabit gelirleri olan memurlar ve işçiler zaten çok uzun süreli konut ve araç kredileri kullanarak, adeta torunlara kadar borç vadelerini uzatmışlardır. Gelirlerinin büyük bir bölümünü borçlanan bu kesim bir müddet kredi borçlarını ödeyemeyecektir.
Borç ve kredi batağında ilerleyen sabit ve dar gelirlilerin ev ve arabaları bankalar tarafından haczedilecek, huzursuzlukları artan ailelerde şiddetli geçimsizlikler başlayacak, böylece suça iştirak ve boşanmalar artacaktır. Beklide bu, ülkemiz üzerinde oynanan ve kaleyi içten fethetmenin, silahsız bir yoludur. Baktığımızda, hemen-hemen bütün kesimlerin artarak borçlanmaya devam ettiklerini görüyoruz. Borcu borçla kapatmak zinciri, bir süre sonra kopacaktır. Eskiden “ yastık altı” diye tabir edilen birikimlerinde eridiği, yok olduğu dönemi yaşıyoruz. Anlayacağınız yastık elden gidiyor.
Bütün bunlar beraberinde ekonomik ve kültürel yozlaşmayı getiriyor. Üreten değil, tüketen, çalışan değil yatan, vergi veren değil, kaçıran, sorumluluğun değil, sorumsuzluğun teşvik edilmesi ortamı doğuyor. Bu ortamda dürüstlük ve samimiyet sulandırılır. Ahlaksızlık ve adi suçlar artar. Güçlüler ve kanunsuzlar, zayıf ve sorumlu vatandaşları ezmeye, sömürmeye yönelir.
Devletin elindeki mülkleri yok pahasına özelleştirmesi, sürekli iç ve dış piyasaya borçlanması, ileride olabilecek krizlerin daha ağırlaşması ve ödenecek bedellerin fazlalaşması anlamını taşır. Genç nüfusu fazla olan ülkemizde, yatırımların fazla olmaması, paraların borç ve faiz ödemelerine gitmesi, genç işsizlerin iş bulamaması ayrı bir sorundur. Günümüzde başta gençler olmak üzere, insanlar geleceğe umutla bakamamaktadırlar.
Öyle ise bizlerin acilen, davranış kalıplarımızı sorgulamamız, karşılığı olmayan harcamalardan kaçınmamız ve bir şekilde üretme ve devinim halinde olup, umutsuzluğu ve boş vericiliği terk etmemiz gerekir. O zaman borç değil, iş yiğidin kamçısı olsun ve işleyen demir paslanmasın.
|