UMUDA YOLCULUK
Türkiye’nin Avrupa’daki yeri veya yersizliği veya ne seninle nede sensiz veya biz birbirimize mahkumuz veya ayrılsak da beraberiz veya dostlar alışverişte görsün veya veya…bitmeyen senfoni.Ankara antlaşmasından günümüze,geçen sürede (yaklaşık 50 yıl) yaşananları,ironi olarak böyle değerlendirebiliriz. Avrupa ile olan ilişkileri,tek boyutlu düşünmek tarif etmek,öyle pek kolay olmuyor.Bunda gerek Avrupa içerisinde,gerek Türkiye içerisindeki çeşitlilik, tarihi, dini, siyasi, iktisadi, kültürel bakış açıları rol oynamakta.Bu arada hepimizin bildiği,yüzyıllardır süre gelen,inişli çıkışlı ve genelde savaşlarla,düşmanlıklarla geçmiş,gönüllü gönülsüz ittifaklarda yaşamış bir ilişkiler yumağına sahibiz.Birde tabi coğrafyanın dayattığı,mahkumiyet var.Buna siz ister,Türkiye’nin talihliliği,ister talihsizliği deyin,bu böyle.Türkiye’nin tarihi bir kavşakta olması, O’na vazgeçilmez avantajlar sağlıyor.Türkiye’nin doğal zenginlikleri olan,ülkelere yakınlığı ve oralarla olan iyi ilişkileri ve enerji nakil hatlarının buradan geçmesi gibi.Eğer AB bir süper güç olmak istiyor ise,bu ancak Türkiye üzerinden daha kolay yapılabilir.Bize sorulduğunda,coğrafi konumu iyi kullanamamaktan yakınırız.Ve yüzümüzün batıya dönük olduğunu düşünürüz.Acaba bu konuda samimiyiz?Yoksa sadece ekonomik kazanımlar için mi,istiyoruz bunu? Bir çoğumuz için AB’ye girmek,cennete girmek gibi algılanıyor.Sanki yan gelip yatacağız,çalışmadan kazanacağız.AB’ye girmek aynı zamanda,siyasal,sosyal,hukuksal,kültürel bütünleşme demektir.En önemlisi birçok alanda egemenlik devri gerektirir.Peki biz bunlara hazır mıyız?Yine birçoğumuz demokrasi,insan hakları gibi konulardan dem vurur ve işin hep haklar yönünü düşünür.Evet haklar tamamda ya ödevler,yükümlülükler ne olacak?Soğuk savaş sonrası:Doğu Avrupa,Balkanlar,Kafkaslar ve özellikle son Irak olayı, bize bir bölünme sendromu yaşatıyor.Acaba sıra bize demi gelir korkusuna kapılıyoruz.Bu türden bir düşünme biçimi,adımlar atmamızı engelliyor,geciktiriyor.Daha sonra bunun bedelini ödüyoruz. Kendimizi dönüştürememe, ileriye taşıyamama sancıları yaşıyoruz.Önceliğimiz ekonomi mi olmalı,yoksa demokrasi mi? Demokrasi olmayınca ekonomi gelişmiyor.Ekonomi olmayınca demokrasi gelmiyor.Belki de her şeyden önce,adalet ve evrensel normlara ihtiyacımız var.İçinde bulunduğumuz süreçte,kafalar karışık.Yapmamız gerekenler konusunda fikir birliği yok.Ulusal çizgi ile egemenlik haklarının bir kısmının terki anlamına gelen,AB normları arasında yaşanan gel-gitler var.Bütün bunlarda AB’nin takındığı güvensiz tutumun ,isteksizliğin ve çifte standartçılığın mutlaka etkisi var. Kim ne derse desin Avrupa Türkiye’ye karşı ön yargılıdır. Hatta bazı kesimlerde düşmanlık derecesindedir.Bu olumsuz algıda,Avrupa ile olan ortak tarihin ve halen 50 yıldır oralarda yaşayan,sayıları 5 milyonu aşan vatandaşlarımızın, payları büyüktür.Duvarların yıkılması,topluluğun genişlemesi,para birliğine geçiş,ekonomik krizler,niteliksiz işgücüne,yabancılara, ihtiyaç bırakmamıştır.Batı ülkelerinde yaşamamış olanlar,oradaki zorlukları pek anlayamazlar.Gidenler,uyum,ağır çalışma koşulları ve dışlanmışlık gibi sorunlarla karşı karşıyadırlar.Öyle ki oraların vatandaşlığına geçmek bile sizi bunlardan bağışık kılmıyor.Sıradan AB vatandaşları,özellikle zengin ilk 15 ülkeyi oluşturanlar,birliğin genişlemesine karşıdırlar.Bu onlar için refah kaybı ve birliğe daha fazla ödeme yapmaları anlamına geliyor.Birliğin genişlemesi daha çok, uluslararası şirketlerin,büyük sermayedarların işine gelmekte.Ulusal hükümetler zaten çoğunlukla onların istekleri doğrultusunda hareket etmekteler.O halde şöyle bir sonuç çıkartmak gerçekçi olabilir:Türkiye genç nüfus yapısı,sahip olduğu doğal kaynakları,coğrafik avantajları,zengin kültür-tarih mirası,güçlü ordusu ve İslam dünyasıyla olan iyi ilişkileri ile Avrupa’nın vazgeçemeyeceği bir partnerdir.Ancak düşük milli geliri,nüfus büyüklüğü,din-kültür farklılığı,etnik sorunları noktasında,Avrupa kamuoyunun istemezliği ile karşılaşmakta.Türkiye aslında Avrupa’dadır,yeri Avrupa’dır.Altı yıldır müzakereler devam etmektedir.2010 yılında ,Kıbrıs bahanesi ile müzakerelerin kesilme ihtimali hayli yüksek.Yani birliğe tam üye olup olmaması netlik kazanmamıştır.Büyük engeller vardır.Bütün bunlar belki Türkiye’yi birliğin kenarında, özel statülü bir işbirliğine götürecektir. |