TEK TÜRKİYE
Hepimiz aynı gemide bulunuyoruz. Ancak kafalarımız karışık… Bizlere servis edildiği şekliyle ve bilgi karmaşası içerisinde kendimize göre bir yön bulmaya çalışıyoruz. Günümüzde bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Artık bilgi bir tuş uzaklığında bizleri bekliyor. Fakat belirleyici olan, bilgiye ulaşmak değil, onun ne kadar doğru ve güvenilir olduğudur. Doğru bilgiye ulaşmanın, doğru analizler yapmanın hiç de kolay olmadığını söyleyelim. Önemli olan, aynı gemide olmanın bilincine varmaktır ve fotoğrafın tümüne bakmanın gerekliliğidir.
Evet, fotoğrafın tümüne bakabilmek… Bu hiç sanıldığı kadar kolay değil. En azından bunu herkesten beklemek doğru olmaz. Bu kadar dezenformasyon arasında, kirli bilgi bombardımanı altında, neyin doğru olduğunu anlamak, biraz uzmanlık ve birikim gerektirir. Bu konuda, sıradan yurttaşın işinin pek kolay olmadığı söylenebilir. Aman dikkat! “Toplum Mühendisleri” yine iş başında, gün geçmiyor ki bir olay çıkarılmasın. Öyle görünüyor ki; referanduma kadar, olayları daha da çok tırmandıracaklar. Allah beterinden korusun! “Toplum Mühendislerinin” şunu iyi bilmeleri lazım: Biz bu filmi daha önceleri de görmüştük. Senaryo aynı, sadece figüranlar değişmiş… Çekin kirli ellerinizi bu toplumun üzerinden. Yeter! Siz başka bir zamana aitsiniz. Sizin yönlendirmeleriniz, provokasyonlarınız tutmuyor, millet yemiyor, anlayın artık!
Önümüzde bir halk oylaması var. Ve bizlerden 12 Eylül’de bir seçim yapmamız bekleniyor. Evet mi, hayır mı? Keşke kolay olsa idi. O kadar tartışma, kampanya, görüş alışverişi. İnanın işimiz karar aşamasında, biraz zor. Bu arada Türkiye daha önceleri, yaşamadığı, deneyimleşmediği durumlar ile karşı karşıya. Önceleri birbirleri ile zıt kutuplarda olanlar; bir bakıyorsunuz, aynı yerlerde buluşabiliyorlar.
Sihirli tarih 12 Eylül 2010. Yani 12 Eylül 1980 darbesinin 30. yılı. Buna siz ister tesadüf, ister kaderin bir cilvesi deyin bu böyle. Referandumun bu tarihe denk gelmesi, “ayarlama” sonucu mu, yoksa tesadüf eseri mi?
Her ne olursa olsun, bizler bir seçimle karşı karşıyayız. Burada işin teknik içeriğinden çok, duygusallık ön plana çıkıyor. Ve referandum; beğenin ya da beğenmeyin mevcut siyasal iktidara bir güvenoyu oylamasına dönüşüyor.
İşte bu noktada “12 Eylül Mağdurları” en çok ikilem yaşayacak seçmen kitlesini oluşturuyor. Zaten onlarda diğerleri gibi bölünmüş durumdalar. Anayasa referandumu; bir yönüyle “normalleşmeyi” beraberinde getirmektedir. Sağdan – sola tüm siyasi yelpaze, blok halinde hareket edememektedir. Ve bu aslında bir, normalleşmenin ifadesi sayılabilir. Zaten bu zor günlerde, Türkiye’nin en çok ihtiyacı olduğu şeyde budur. Yani fotoğrafın bütününe bakarak, tek Türkiye’nin varlığını kabul ederek, karar vermek gerekir. Fotoğrafın tümü bizlere; Cumhuriyetin 100. yılını tek parça halinde kutlamamız ve o tarihte dünyanın ilk 10. ekonomisi arasına girmeyi, gösteriyor. Bunu iyi görmemiz ve değerlendirmemiz lazım. Günlük kısır siyasi çekişmelerin ötesine geçebilmeliyiz. Çok kritik bir noktadayız. 12 Eylül referandumu ve ardından yapılacak olan Temmuz 2011 genel seçimleri, geleceğimizi belirleyen, tek Türkiye’nin tek belirleyici özelliğine sahiptir. Karar sizin... Ya fotoğrafın tümünü göreceksiniz, ya da fotoğrafın parçaları ile yetineceksiniz. Rast gele! |