ŞİDDET KÜLTÜRÜ
İçinde yaşadığımız çağda, giderek artan şiddet kavramıyla yüz yüze kalmaktayız. Şiddetin birçok biçimi var ve kendini en kaba şekliyle dışa vuruyor.
Burada dikkat çeken husus; şiddetin yaygınlaştığı ve şiddete karşı bir refleks kırılmasının olduğudur. Teknolojik gelişmelerle birlikte, liberalist, kapitalist politikaların etkinleşmesi oranında, insanlar duyarsızlaşmakta şiddet giderek kanıksanmaktadır.
O halde maddeci hayat algısı, üretim ve tüketimin artması, hızlı kentleşme, çevre tahribatı, bilişim sektörünün gelişmesi gibi nedenler ve insanın, doğayla - toprakla ilişkisinin azalması, tahammülsüzlüğün, mutsuzluğun ve toplamda şiddetin artması anlamına gelmektedir. Tahammülsüzlüğün ve mutsuzluğun tavan yaptığı günleri yaşıyoruz. Tahammülsüzlük, sevgisizliğe, sevgisizlik; kabalığa, şiddete geçit vermektedir. Unutmamalı ki tahammül mutluluğa giden yolda ilk adımdır.
Şiddet: Aile içinde; çocuğa, eşe yönelik, iş hayatında ve sosyal hayatta, hatta resmi kurumların uyguladığı şekliyle kendini yaygın olarak gösterir.
Fiziksel, duygusal biçimleri alabilir, doğayı, insanı ve diğer canlıları hedef alabilir. İleride bireyin daha fazla öne çıkacağı var sayımı ile hareketle insanın, ben merkezli tutum ve davranışlarının devam edeceği, kendini dünyanın efendisi kabul ederek, doğayı, diğer insanları ve canlıları küçük görerek, şiddetin, hoş görüsüzlüğün, kutsanarak artacağını şimdiden söyleyebiliriz.
Geleceğe yönelik yapılan ön görüler, yatırımlar, gelişmeler bireyin daha öne çıkacağı; tüketimin dolayısıyla çevre tahribatının artacağı insanın daha çok yalnızlaşacağı ve onun toplumsal bir varlık olmasının adeta önüne geçen, onu sadece sayılardan ve istatistiklerden ibaret gören bir anlayışın hakim olacağıdır. Burada görsel ve yazılı medyanın sorumluluğu da göz ardı edilemez. Şiddet; haber, dizi ve magazin ambalajında sofralarımıza kadar servis edilmektedir. Şiddetin en fazla çocukları ve gençleri hedef aldığı gerçeği aslında geleceğin bir şekilde kuşatıldığı ve ipotek altına alınmasıdır. Yeni nesiller şiddetle iç içe başka ilişki biçimleri tanımadan ve şiddeti bir hayat tarzı olarak algılayarak yetişmektedirler.
O halde şiddetin önüne geçmenin yolu: Eğitimden, tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesinden, doğayla uyumlu ve barışık yaşamaktan medyanın; sosyal, ekonomik ve kültürel hayatın kendini yeniden tanımlamasından ve toplumsal hayatın farklı ve insancıl organize edilmesinden geçmektedir.
Yoksa gelecek çok acımasız yaşanmaz hal alacak, kaçınılmaz sona doğru hızla ilerleyeceğiz. Estetikten, bilgiden ve sevgiden uzak yaşantımızı daha fazla sorgulamak dileğiyle…
|