TÜKETİM ÇILGINLIĞI
Tüketim sözcüğü, günümüzün en sık kullanılan kavramlarından biridir. İnsan soyunun düzenlemesi ve üstesinden gelmesi gereken ve giderek artan bir biçimde karşımıza çıkan sorunların en önemlilerindendir. İnsanın yaşamını sürdürmesi açısından elbette tüketmesi gerekir. Tüketim yalın halde, ihtiyaçları karşılama noktasında sorun teşkil etmez. Ancak ürettiğimizden fazla tükettiğimizde, bir yarış ve çılgınlığa dönüştüğünde veya doğal dengeler göz ardı edildiğinde sorun haline gelir ve tehlikeli bir hal alır.
Günümüzde tüketim alışkanlıklarını ihtiyaçtan çok pazarlama stratejileri, tatmin olma güdüleri ve para kazanma hırsları belirlemektedir. Bu da insanın gereksiz, şuursuz şekilde tüketmesi sonucunu doğurmaktadır. Tüketim; kişinin kendi iradesi ve ihtiyacı dışında, başkaları tarafından yönlendirilmektedir. Burada medyanın reklâmlar aracılığıyla pompalamasından tutun da izlediğimiz programlara, market zincirlerinin dizayn edilişine ve insanların birbirlerinden görmeleri, etkilenmeleri dâhil birçok sebep vardır.
İnsan yaratılan ve dayatılan bu sahte cennet girdabından kurtulamamakta, çareyi daha çok tüketmekte aramaktadır. Adeta daha çok almakla, daha mutlu olacağını düşünmek gibi sanılara kapılmaktadır. Oysa tüketim çılgınlığının bir sonu yoktur. Bunu bir araç arkasına bağlanmış ölü tavşan ve arkasından koşan tazılar örneğinde olduğu gibi değerlendirebiliriz. Orada esas olan tavşanın yakalanması değil, tazıların daha çok, daha hızlı koşmasıdır. İşte biz de kendimizi maalesef o tazılara benzetebiliriz.
Tüketim çılgınlığı; gösteriş merakı, doyumsuzluk, bencillik, para hırsı, borçlanma, yozlaşma, çevre tahribatı, mutsuzluk olarak bir şekilde belli eder ve toplumun büyük bir kısmını etkiler.
Bizlerin kuşatılmış bireyler olarak bu girdaptan çıkmamız pek de kolay olmayacaktır. Ancak bir şekilde "tazı gerçeğini" kavramamız, yönlendirilmelere, kazıklanma ve aldatılmalara dur dememiz gerekir.
Yoksa günün birinde üzerinde yaşadığımız dünya dâhil, tüketecek bir şeyimiz kalmayacak. |