AMELİYAT MASASI
Ameliyat masasına yatınca, bir daha kalkamama riski vardır. Oysa eski halinizden daha iyi durumda da kalkabilirsiniz masadan. Artık hastalığınız son bulmuştur. Siz eskiden daha sağlıklı daha dinç bir şekilde hayatınıza devam edebilirsiniz.
Referandumdan sonra ulusal bir gazete sür manşetten vermiş: “Türkiye ameliyat masasında” diye. Gerçekten bu manşet. Türkiye’nin bugünkü haliyle birebir örtüşmektedir. Evet, Türkiye ameliyat masasındadır. Ayağa kalkıp kalkamayacağı, ameliyatı yapanlara ve kendi bünyesinin sağlamlığına bağlı…
Referandumdan alınan sonuç iktidar partisini cesaretlendirdi. Aldıkları bu güvenoyu ile vakit kaybetmeden ülke sorunlarının üzerine gitmek istemektedirler. İşte bu noktada şu önemli soru ile karşı karşıya bulunmaktayız. Türkiye bu güne kadar olduğu gibi, Atatürk’ün kurduğu ulus devlet modeli ile mi yoluna devam edecek? Yoksa “zamanın ruhuna” uygun bir şekilde, değişime direnemeyip, dönüşecek mi? Zamanın ruhu; belki de bir dönem imparatorlukların yıkıldığı, yerlerine ulus-devletlerin kurulduğu gibi, şimdilerde de aynı ulus-devlet modellerinin çözüldüğü bir süreci dayatmaktadır. Bugün buna ne kadar direnebileceğimiz sorgulanmaktadır. Dünyadaki gelişmelerden kendimizi soyutlayarak, Türkiye’deki sorunları açıklamak mümkün olmayabilir. Türkiye’nin kendine özel tarafları olmakla birlikte, dünya üzerinde ki gelişmelerden kendini soyutlayamaz.
Sanki her şey değişimin, dönüşümün ruhuna uygun programlanıyor. Ve bunun önünde hiçbir güç duramıyor. Buna göre: Yüze 58 “evet” çıkıyor. Bir bakıyorsunuz anamuhalefet partisi lideri gönderiliyor. Yeni liderimiz daha değişimci, daha yenilikçi roller üstleniyor. Saadet partisi bölünüyor. BDP anlaşma zeminine çekiliyor.
Sadece MHP, şimdilik bu gelişmelerin dışında duruyor. Ama orda ki görüntü “fırtına öncesi sessizliği” çağrıştırıyor. Genel seçimlere kadar MHP’ye yönelik “operasyonların” yapılabileceği dillendiriliyor.
Tüm siyasi yelpaze, seçmen eğilimleri “otomatik pilota” bağlanmış gibi dizayn ediliyor. Ve gelişmelerin önünde kimse duramıyor.
Bugün dünyanın iki temel sorunu var: Bunlardan bir tanesi etnik kimlik meselesi, diğeri ise din meselesidir. Daha önceleri sağ-sol kimlikleri üzerine yapılan tartışmalar, çatışmalar soğuksavaş sonrası, etnik kimlik ve din üzerinden yapılamaya başladı.
Türkiye bütün stratejik önemi, tarihten gelen birikimi, imparatorluk nüfuz alanları ile bu etnik-dini çatışmaların göbeğinde yer almaktadır. Şu an gündemde olan ve tartışmaların temelini oluşturan mesele Türkiye’nin etnik-dini sorunlarını üniter yapı içerisinde çözüp, çözemeyeceği ile ilgilidir. Eğer Türkiye kendi sorunlarını üniter yapı içerisinde çözebilir ise; dünya liderliğine oynayabilir. Ama bunun böyle olmasını istemeyenler var. Yani tek parça halinde, sorunlarını çözmüş bir Türkiye’yi kimse tutamaz. O yüzden; önümüzdeki bir yıl ve hatta Cumhuriyet’in 100. yıl dönümü olan 2023 yılına kadar geçecek süre çok önemli…
Türkiye ameliyat masasındadır. Şu anda bütün yurttaşlara büyük sorumluluklar düşmektedir. Duygusal ve heyecanlı olamamalıyız. Kısa vadeli kazanımlar peşinde koşmamalıyız. Fotoğrafın tümüne bakarak, uzun vadeli düşünmeliyiz. Genetik kodlarımız, bin yıllık devlet geleneğimiz bizi ileriye taşıyacaktır. Türkiye bu sağduyu ve tecrübeye sahiptir. Paniğe kapılmadan, çağa uygun değişiklikler yaparak yolumuza devam edebiliriz. Bu şansı iyi kullanalım, hala vaktimiz var ve hiç bir şey için geç kalınmış değil.
Haydi Türkiye, ameliyat masasından daha güçlü ve dinamik kalk! |