ÇİN VE BİZE ETKİLERİ
Türk Lira’sının değer kazanması birçok insanı endişelendirmektedir. Özellikle ihracatçılar bundan olumsuz şekilde etkilendiklerinden doğal olarak ihracat pahalılaşırken, ithalat ucuzlamakta, dış ticarette makas ihracat aleyhine açılmakta, cari açık artmaktadır. Türkiye uzun yıllar kronik enflasyonla mücadele etti. Ve TL’nin değersizleşmesi yıllar boyu gündemimizi meşgul etti. Kaderin cilvesine bakın ki; bugün değerlenen hatta bu gidişle 1$ (ABD Doları) = 1 TL seviyesine gelmesinden çekinilen bir durum var artık.
Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı ülkemizi ziyaret ediyor.8 yeni anlaşma imzalanacak ve en önemlisi,iki ülke ticaretinde Dolar devre dışı bırakılmak isteniyor. Çok değil bundan 15 – 20 yıl öncesi; Çin ve onun bizim üzerimizde yarattığı etkiler, günlük hayatımıza bu kadar girmemişti. Fakat son 5 – 10 yıldır yaşananlar, hemen herkesi olumlu – olumsuz etkiledi. Çin mallarının şu an girmediği işyeri, konut kalmadı diyebiliriz. Bunun en bilinir örneği; “ 1 Milyoncular da” yaşandı ve halen yaşanmaktadır. “1 Milyoncular” Çin’in yanı başımızda ki yeni ismi oldu.
Bu durum her ne kadar tüketici lehine gözükse de, ülke ekonomisinin aleyhine durumlar söz konusudur. Şöyle söylendiği de oluyor: “Çin’den gelen her gemi, Türkiye’de bir fabrikanın kapanmasına yol açmaktadır.” Çin imalatı ürünlerin en çarpıcı yönü; ucuz ve kalitesiz olmasıdır. Esasen kalitesiz ürün tüketiciye daha pahalıya mal olmaktadır. Bir İngiliz atasözünde: “Ucuz mal alacak kadar zengin değilim” denmektedir. Kaldı ki; Türkiye’de yasaklanmasına rağmen, TSE belgesiz malların ithal edilmesi ve satılması düşündürücüdür.
Süreç içerisinde Çin mallarının da kaliteleşeceğini, markalaşacağını hesap etmemiz gerekir. (Çünkü aynı süreci Japonya yaşamıştır.) O durumda; şimdi küçük ve orta boy üreticiyi vuran Çin, yarın Türkiye’nin “amiral gemilerini” batırabilir. Tabii büyük firmalar bu rekabetten, yabancı ortaklıklarla veya Çin’e gidip orada yatırım yapmakla aşmaya çalışıyorlar.
Esas fırtınanın büyüğü bizim dışımızda kopmakta ve bunun adını da; “yarının dünyası” için savaş olarak adlandırıyorlar. Yani Çin “ejderhasının” Amerikan “ kartalıyla” olan savaşı. Artık yeni bir dönem içindeyiz. Çin’in önlenemez yükselişi Batı dünyasını şoka soktu. Amerikan hakimiyetine dayalı dönem biterken; Çin’in merkezinde yer aldığı Asya yüzyılı başladı. Başlarda Çin ekonomisinde yaşanan bu temponun (yıllık %9 büyüme) sürdürülebilir olması imkânsız gibi gözükmekteydi, fakat bu kehanetler boşa çıktı. Çin’in sürdürebilir büyümesi; birilerinin gerilemesi, sınırlı kaynakların azalması ekonomik ve ekolojik dengenin bozulmasına neden olmaktadır. Çin’in ilerlemesi Batı’nın 20.yy da yarattığı refah toplumunun birçok şeyden ödün vermesi anlamı çıkar ki; işte bu gelecek açısından riskler içermektedir. Unutmayalım, kapitalist yayılmacı sistem kriz anlarında dünyanın başına felaketler getirmiştir.
Bugün bu yükseliş; çarpıcı bir ekonomik gelişme olmanın ötesinde, yeni bir uygarlığı vahşi kapitalist sisteme, alternatif olarak görenleri, yeni açılımlar ve umutlar besleyenleri heyecanlandırmaktadır. Neoliberalizmin dünyayı getirdiği nokta bellidir. Yani, zenginin daha çok zengin olduğu, hukuksuzluğun, mafyacılığın, ahlaksızlığın ve “gemisini kurtaranın” devri…
Çin deneyiminin bizi ilgilendiren bazı yönleri öne çıkmaktadır. Buna göre: Ülkemiz kalitesiz ithal mal çöplüğüne dönüşmekte, yerli üretim gerilemekte ve çökmektedir. Ama diğer taraftan, dar gelirli insanlar, ucuzundan ihtiyaç görme imkanına kavuşmaktalar. Bunlara ilaveten; Amerika’nın, Çin’i kuşatma girişimlerinin bir savaşa yol açma olasılığını, hammadde fiyatlarının yükselmesini, hammadde kıtlığının baş göstereceğini ve sanayileşmenin getirdiği çevre sorunlarını ekleyebiliriz.
Çin’in bu çıkışının belki de en önemli tarafı: Batı’nın yayılmacı, dayatmacı ekonomik ve siyasi politikalarından bunalmış ve “vahşi kapitalizme” karşı çare arayanlara, yeni bir model (liberalizme kapalı, kamucu) oluşturabileceği, beklentisi ve umududur. Olabilir mi,
ne dersiniz? |