MAÇTAN DA ÖTE
8 Ekim 2010… Avrupa kupası grup elemeleri çerçevesinde Almanya Türkiye milli takımları Berlin Olimpiyat Stadyum’unda karşı karşıya geldiler. Yani Almanya Kartalı ile Türk Hilalinin karşılaşması.
Eski bir Berlinli olarak ve Olimpiyat Stadyum’unda defalarca bulunmuş biri olarak farklı duygularla izledim bu maçı. Orada oynanan maç benim açımdan, bir futbol müsabakasının ötesindeydi. Ve hemen ben Berlin’de iken 1983 yılında yine aynı sahada oynanan milli maç gözlerimde canlandı. O zamanlar; daha sonraları Galatasaray teknik direktörlüğüde yapmış olan Jupp Derwall, Alman milli takımının başındaydı ve Alman takımı çok güçlü idi. Rummenigge kardeşlerin, Paul Breitner’lerin oynadığı dönemlerdi ve biz o zaman 5–1 gibi bir skorla kaybetmiştik. İyi anımsıyorum, ertesi gün başımız önümüzde iş yerlerimize gitmiştik. Bu yenilgiyle epey bir alay konusu olmuştuk. Aradan 27 yıl geçti. Bu süre içerisinde birçok şey evrildi ve değişti.
Bir kere Olimpiyat Stadyum’u olağan üstü gelişmiş, değişmiş. Çağın bütün imkanları ile donatılmış. 100 bin kişilik stat tamamen dolmuş ve bunların yüzde 65 ini Türkler oluşturmuşlar. Başbakanlar yan yana yer almışlar ve zaman zaman seyirciler karışık halde oturmuşlar. Türk ve Alman bayrakları bir arada çok güzel görüntüler oluşturmuş, dostluk ve kardeşlik adına..
27 yılda çok şeyler değişmiş. Milli marşları bir Türk tenorun okuması bile başlı başına gurur kaynağıydı. Ayrıca her iki takımda Almanya doğumlu toplam altı Türk’ün bulunması insana “nerden nereye?” dedirtiyor. Bu arada hem Alman teknik direktör Joachim Löw hem de, milli takım direktörümüz Guss Hiddink daha önceleri Fenerbahçe’de çalışmışlardı. Yani bir Türk takımı iki ayrı uluslararası kimliği, çalıştırır konuma gelmiş, ne güzel..
Saha kenarında yer alan reklamlar dikkatimi çekti ve hemen aklıma iki ülkenin ekonomik büyüklükleri geldi. Almanya dünyanın 4.büyük ekonomisi, Türkiye ise 17.si. Bizden ekonomik olarak geri durumda olan ülkelerle yaptığımız karşılaşmalarda saha kenarı reklamlarını Türk firmaları alırken, burada tamamen Alman firmalarının hakimiyeti söz konusuydu. Tabi bu ekonomik büyüklük farkı bence skora da yansıdı ve biz maçı 3–0 kaybettik. Yani göçün 25. yılında 5–1 kaybettiğimiz maçın skoru göçün 50. yılında 3–0 idi. Demek ki bir 25 yıl sonra onlarla hem ekonomik anlamda hem de futbol kalitesi anlamında kafa – kafaya olabileceğiz (!..) Maçın teknik analiz kısmına girmek istemiyorum bu benim işim değil. O iş Rıdvan Dilmen’in işi. Kendisini çok beğeniyor ve tebrik ediyorum. Türkiye’de futbolu anlayan belki ilk 10 kişiden birisi Rıdvan…
Karşılaşma Aurello sakatlanana değin dengeli geçti diyebiliriz. Yani ilk 25 dk. tutunabildik. Ondan sonra her şey Alman milli takımının inisiyatifine geçti. Milli takımımızın en iyi ve göz dolduran oyuncusu Servet Çetin’di. 70. dakikaya kadar seyirci desteği bizden yanaydı. Ama 80. dakikadan sonra o klasik Alman tezarühatı başladı. “Aufwiedersehen, Aufwiedersehen” yani hoşça kalın hoşça kalın diye… Ve 90. dakika Löw “şov” yaptı iki süper oyuncusunu; Klose ve Mesut’u dışarı aldı. Oyuncu değişikliği gerçekleştirdi. Zaten 2 gol atan Klose ve 1 gol atan Mesut bunu çoktan hak etmişlerdi.
Bu arada Mesut Özil ile gurur duyabiliriz. Kendisi hem Alman milli takımının beyni hem dünyanın en büyük futbol kulübü Real Madrid’de oynuyor hem de beyefendi kişiliğini kaybetmemiş. Tek üzüntüm O’nun ayağına her top gelişinde yuhalanmış olması. Keşke Türk seyircisi böyle yapmasaydı. Çünkü o bizim kimliğimizi,. Avrupa’da temsil eden biri.
Son olarak şunu diyebilirim, bu iş yabancı teknik adamlarla olmaz. Milli takımımız için değişmez üç adayımız var. Fatih Terim, Mustafa Denizli ve Şenol Güneş bu böyle biline.. |