MERSİN İÇİN UMUT ETMEYE DEVAM
Mersin için umut etmeye devam ediyoruz. Zaten bu güzelim şehir için umut beslemekten başka bir şey yapmak olmaz. Değerli Okuyucular! Bugüne kadar Mersin için onlarca yazı yazdım ve yazmaya devam edeceğim. Beni Mersin’e çeken; burada yaşamaya davet eden birçok neden var. Ve de yeni nedenler ortaya çıkmaya devam ediyor. Ancak zaman zaman umutsuzluklar, hayal kırıklıkları da olmadı değil… Bütün bunlar süreç içerisinde yazılarıma yansımıştır.
Ama gelinen noktada; Mersin ve bölgesi için bir kıpırdanma büyük bir dönüşüm ve sıçrama öncesi sancıları yaşıyor gibiyiz. Bu durumda Mersin’in en büyük talihsizliğini bana göre, merkezi hükümet ile uyumlu olmayan yerel yönetimler oluşturmaktadır. İşlerin daha çabuk, kolay yapılabilmesinin yolunun Ankara ile “uyumdan” geçtiğini düşünüyorum. Fakat tabii gelişme ve ilerlemenin önünde durulmaz. Konjonktürel olaylar, sizi önüne katıp götürür. Kısa adı DASİFED olan Doğu Akdeniz Sanayici İşadamları Dernekleri Federasyonu da aynı görüşte Başkan Süleyman Onatça : “Biz yatırımları engellemeye çalışsak, önüne yatsak bile üzerimizden geçip yine yatırımları yapacaklar” diyor. İşte Mersin ve bölgesinin (Çukurova Havzası) içerisinde bulunduğu bu eşsiz coğrafi özellik, O’nu vazgeçilmez kılıyor.
Ve aynı görüşlere iktidar partisinin Mersin İl Başkanı Merter Salt’da katılıyor. Bir söyleşisinde “İktidar partisi adına Mersin’in sesi kulağı olmak iddiasındayız” demekte. Ardından özellikle ulaştırma alanında, hükümetin Mersin’i pilot bölge olarak seçtiğini ve bu bağlamda Mersin – Antalya, Gözne – Mersin yolunun, Çukurova Havaalanının, Hızlı Trenin ve Türkiye’nin en büyük lojistik köyü projesi’nin 2–3 yıl gibi bir sürede tamamlanacağının müjdesini veriyor.
Sanki her şey serbest bölgenin yeni kurulduğu dönemleri yani 1990 öncesi, birinci körfez harbi öncesini çağrıştırıyor. Nasıl o sıralar Mersin’e bir yatırım yönelimi oldu ise; bugünkü ortam da büyük yatırımlara ve gelişmelere gebe gibi. Mersin ilk denemesini kaybetti. Mersin Serbest Bölgesi’nin kurulması ile Ortadoğu’ya, dünyaya açılma süreci; PKK terörü ve ardından 2. Körfez savaşı ile kesintiye uğramış; Mersin – Habur arası, adeta Kamyon – Tanker mezarlığına dönüşmüştü. İşte aradan 20 yıl geçti. Birçok acılar, yokluklar yaşandı. Ve Mersin o beklediği çıkışı, hak ettiği yeri alamadı. Kulvarında bulunan diğer büyükşehir belediyelerinin arkasında (Bursa, Kayseri, Konya, Antalya v.b.) nal topladı ve toplamaya devam ediyor.
Ancak şimdilerde yeni bir süreç işliyor. Bu süreç Mersin’in muhalif duruşuna, referandumda vermiş olduğu yüzde 63 hayır oyuna rağmen işliyor. Çünkü “su mecrasında akıyor” ve kimse gelişmelerin önünde duramıyor.
Suriye ile oluşan dostane ilişkiler, vizelerin kalkması, ardından Irak ve diğer komşu ülkeler ile geliştirilen ilişkiler, yapılan ticari antlaşmalar, terör olaylarının bitirilmesi için yapılan girişimler, çabalar Mersin’e direkt olarak yansımaktadır. Önümüzde muazzam hinterlandıyla parlak bir geleceği olan bir manzara çıkmaktadır. Bölge halklarının gözü – kulağı Türkiye üzerindedir. Ülkemiz; imparatorluk bakiyesi olan, akrabalarımıza yüz çeviremez.
Bu noktada: Lojistik Organize Sanayi Bölgesi’nin Mersin’e kurulacak olması, Amerika ve Çin’in Mersin’i yeni pazarlara ulaşmak için sıçrama noktası olarak görmeleri, Türkiye’nin ilk ve en büyük Lojistik Köyü’nün buraya kurulacak olması, Mersin Limanı’nın Habur Sınır Kapısı’na otoyolla bağlanması, Mersin – Antalya yolu’nun yapımı, Marinaların devreye girecek duruma gelmesi, Çukurova Havaalanı inşaatının başlama noktasında olması, Tarsus – Seyhan Turizm Alanı’nın faaliyete geçme aşamasında bulunması… Bunlara ilaveten Kilis – Halep yolunun genişletilmesi, Ceyhan’ın 2. bir Rotterdam olması yolunda ilerlemesi ile bunlara Mersin’in “klasik kozları” yani tarımı, tarihi, doğası eklenince olası bir “ekonomik patlamanın” gelmesi kaçınılmaz olacaktır.
Umarız, 20 yıl öncesinde ıskalanan gelişmeler, inşallah bu dönem hayata geçer ve umutlar daha fazla ertelenmez….. |