YENİ KOMŞUMUZ
Hassas dengeler ve kaygan zemin üzerinde seyreden, heran değişmeye namzet, kırılgan bir Irak politikamız var. Amerika’nın; Irak’tan kendisini değil ama askeri varlığını büyük ölçüde çekme planı işliyor. Yani komşumuzu Şii ve Sunni Araplara karşı koruma görevi Türkiye’ye verilmiş olabilir. Ancak Türkiye’nin de bölgede bulunan; PKK varlığı, Türkmenler ve Kerkük v.b konularda halledilmesi gereken sorunları var. İşte bütün bu sorunlar ve olası çözümleri, bölgenin yeniden şekillenmesini ve komşumuzun ne kadar yaşayıp, yaşamayacağını belirleyecek.
Atalarımız; “Ev alma, komşu al…!” demişler. İyi ama ya siz evi komşunuzdan daha önce almışsanız, o zaman komşunuzu seçme hakkını kaybetmiş olursunuz. Birde tabi komşunuzun kalıcımı yoksa, gidicimi olduğu durumu vardır. Bizim şu an komşumuzla ilgili netlik kazanmayan statümüz budur.
Bu sene bir ilk gerçekleşti. Cumhuriyet Bayramı; Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkenti Erbil’de, Başkonsolos Aydın Selcen’in verdiği resepsiyonla kutlandı. Resepsiyona, Kürt yönetimi Başbakanı Mesud Barzani ve diğer Kürt yetkililer katıldı. Vatana, millete hayırlı uğurlu olsun! Burada aynen bir “fiili durum” yaratılmıştır. Nitekim birçok konuda olduğu gibi biz oyuncu değil, seyirci durumundayız. Kabul edelim veya etmeyelim; Türkiye, Irak’a değil, Federe Kürt Bölgesi’ne komşudur. Her ne kadar yeni komşumuzu hukuken tanımlayamasak da, onunla her türlü iş birliği yapmak çabası içerisindeyiz. Fiili durum deyince, aklıma hep 1990 yılında kurulan ve yayın hayatına başlayan Star 1 tv gelir.
Ahmet Özal ve Cem Uzan ortaklığı sonucu ortaya çıkan, Türkiye’nin ilk özel televizyon deneyimi, bütün “ahlar ve vahlara” rağmen devam edebilmiş, bir “fiili durum” yaratılmış ve bu günlere kadar gelebilmiştir. Yani tam bizlik bir durum. Şark kurnazlığı içerisinde, statüsü, alt yapısı, yasallığı ve çerçevesi belli olmayan işleri; “inşallah ve maşallah” ile götürme becerisi ve vurdum duymazlık arasında yapılan gecekonduculuk. Tabi bu arada fırsat kollama ve kazamın elde etme çabasını da eklemek lazım.
Bu amaçla Kuzey Irak’ta: Müteahhitlik işlerinden, bankacılık hizmetleri ve ihraç malları tedarikine kadar her şeyde varız. Türkiye artık Kürt Bölgesi’nin I. ticari partneridir. Kürt Bölgesi’nin sahip olduğu petrol rezervleri sebebiyle II. bir Dubai olma yolunda ilerlediği söylenmektedir. Bu durumda bölgenin kendi Kürt yurttaşlarımız tarafından, tercih edilmesinden ve oranın bir cazibe merkezi olabilme ihtimalinden de, açıkçası çekinmekteyiz.
Türkiye’nin yeni komşusuna bakış açısı ve ilerde olabilecekleri, Erbil Başkonsolosu şu sözlerle açıklıyor: “Bugün aile içerisinde bulunuyoruz. Ortak sınır, ortak geçmiş, ortak tarih ve kültürü paylaşıyoruz. Çıkarlarımızda ortak, geleceğimizi de birlikte inşa edeceğiz. Bunun için 24 saat 7 gün hizmetinizdeyiz….” İşte bu sözler gelecekte olabileceklerin işaretini veriyor. Yani “kırmızı çizgiler” yerine ortaklık ve birliktelik. Beğenin ya da beğenmeyin, mevcut siyasi iktidarın ve belki de devletin yeni politikası bu… Ve bundan da öteye geçerek, imparatorluk bakiyesi coğrafyalar üzerinde, ekonomik-kültürel faaliyetleri ve yeni antlaşmaları devreye sokarak adeta bir “Neo Osmanlı Modeli” oluşturmak olacaktır. Gidişat bu yönde gözüküyor. Bu yeni politika hem kazanımları, hem de öngörülemeyen riskleri barındırmaktadır. Belki de iddiası ve ihtiyacı olan bunu göze almak durumundadır. Dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmek, bunu gerektirebilir (!..) Bekleyip, göreceğiz… |