ARAP TURİZMİ FIRSATI
Mersin, bu yıl 65 bin turist ağırlayacak. Geçen yıl bu rakam 40 bin idi. Bu sayının yıllar içerisinde artarak devam edeceği tartışma götürmez. Ama yine de Antalya gibi bir turizm merkeziyle kıyaslandığında gelen turist sayısının çok yetersiz olduğunu söyleyebiliriz. Antalya; bir milyonun üzerinde olan yatak sayısı ve yılda ağırladığı 7–8 milyon turist ile Türkiye’nin, hatta dünyanın parlayan yıldızlarından biridir. Mersin; 7 bin yatak kapasitesi ve yetersiz ulaşım olanaklarıyla daha çok yol alması gereken bir durumda. Çukurova Bölgesel Havaalanı; hem turizm açısından hem de ihracat açısından inşasında geç kalınmış bir yatırımdır. Havaalanının inşaatına bile başlanmamış olması büyük bir kayıptır. Aynı şey Tarsus-Seyhan Turizm Alanı için de geçerlidir. Orada da arsa tahsisleri yapılmış olup, inşaatlar başlama aşamasındadır ve böylece Mersin 10 bin kişilik, ilave turist ağırlama kapasitesine kavuşacaktır. İlimiz bulunduğu coğrafi konum gereği, daha ziyade Arap turistlere hitap edebilmektedir. Gelen turistlerin büyük çoğunluğunu, başta Suriyeliler olmak üzere, Araplar oluşturmaktadır.
Bir asırdan daha az bir süre öncesinde Osmanlı toprağı olan bu coğrafya; suni sınırlarla birbirlerinden koparılmış ve araya düşmanlık tohumları ekilmiştir. Çok değil 10–15 yıl öncesi, Suriye ile Apo nedeniyle savaşın eşiğine kadar gelmiştik. Zaman zaman Fırat ve Dicle’nin su paylaşımı gibi sebeplerle, bu ülke ile savaşmamız gerekecek diye bir yığın teoriler, planlar ortaya atıldı. Bizler tarihi ve kültürü ortak, akraba milletleriz. Komşu Arap ülkelerine gerek mimari tarzı, gerek sosyal dokusu olarak baktığımızda bizim Güneydoğu illerimizden pek farklı olmadığını anlarız.
Unutmamalı ki; Ülkemiz, Suriye, Irak, Lübnan, Filistin ve diğer ülkeler için Avrupa’ya açılan bir kapıdır. Bunu zaten oralardaki Türk ihraç ürünlerinden ve son dönemlerde izlenilen Türk dizilerinin etkilerinden görebiliriz. Ayrıca; Onların bize bakış açılarını, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Beyrut yakınlarında bir köye yapmış olduğu ziyarette: “Sayın Bakan, evinize hoş geldiniz” sözlerinden de gayet iyi anlayabiliriz. İnsan; “nereden nereye…” demekten kendini alamıyor. Bayramlarda tel örgüler arasında yapılan akraba ziyaretleri anında yaşanan o çağdışı görüntüleri bir anımsayın!.. Hemen her Arap yurttaşının ömründe bir kez bile olsa Türkiye’yi, İstanbul’u görmek arzusu vardır. Zaten imkanı olan bunu ilk fırsatta gerçekleştirmektedir. Komşularımızın Türkiye’ye şiddetle ihtiyaçları vardır. Bizimde tabii ki onlara… Amerika’nın bu bölgeye iyice yerleşmesine ve fitneyi hortlatmasına izin vermemeliyiz. Bu noktada aklıma AB ülkeleri geliyor. Onlar ne güzel, sınırlarını kaldırmış, birbirleriyle her türlü işbirliği içindeler. Ama bu coğrafyaya gelince; hep ayrılık, savaş, terör, fakirlik… Oysa bir düşünün! AB benzeri ilişkiler geliştirebilirsek, ortada ne düşmanlık, ne de fakirlik kalır. Özellikle Mersin bu durumdan en çok yararlanan kent olur. Zaten son dönemdeki yumuşamanın, ticari ve kültürel antlaşmaların, vize muafiyetlerinin nemasını şimdiden görmekteyiz. Mersin sokakları artık, Arap plakalı araçlarla, turist kafileleri ile dolmakta. Mersin, etnik yapı ve kültürel benzerlik avantajını iyi kullanmalıdır. Turizm alanında 80 li yılların başında Antalya’ya kaptırılan trendin yönü bu kez bu tarafa çevrilmelidir. Mersin “ Arap turizmi” fırsatını iyi değerlendirip, oyunu kuralına göre oynamak zorundadır. |