ÖNE ÇIKAN TÜRKİYE
Türkiye’nin önemi, uluslararası arenada daha çok boy göstermesi, ilişkilerini çeşitlendirmesi ve daha çok risk alması oranında artacak veya azalacaktır. 73 milyonluk genç ve dinamik bir nüfus yapısına sahip olan Türkiye, artık kabına sığmamaktadır. Daha çok gelişmek, büyümek isteyen Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi, kendisine biçilen rollerin, sınırların ötesine geçebilmelidir. Soğuk Savaş döneminde, Batı İttifakı içerisinde uysal ve edilgen bir politika izleyen Türkiye’nin geldiği nokta belleklerdedir. NATO üyesi ülkemiz, kendisine verilen “anti-komünist ileri karakol” görevini başarı ile yerine getirmiştir. Karşılığında da hep sırtı sıvazlanmış, eski teknoloji ürünü silahlarla birkaç yüz milyon hibe yardımların devamını beklemiş, içte ve dışta hayal ürünü düzmece düşmanlık senaryoların etkisinde iki büklüm kapıda bekleyen ve “at pazarlığı” yapan bir konuma itilmiştir.
Günümüzde farklı bir dünya ile karşı karşıyayız. Başta ABD olmak üzere, Avrupa kendi yarattıkları ve dünyanın geri kalan kısmına dayatmak istedikleri sömürü ve spekülasyona dayalı finans sistemlerinin gazabına uğramışlardır. Böylece Batı İttifakı inişe geçerken, dünyanın ekonomik merkezi Türkiye’nin batısından, doğusuna kaymaktadır. İşte bu Soğuk Savaş döneminin uysal ve ileri karakol ülkesi Türkiye tam bu gelişmelerin ve dönüşümlerin göbeğinde yer almaktadır. NATO üyesi Türkiye, kendinden emin bir şekilde, kendi dış politika doktrinini yaratıyor. Komşulara sıfır sorun politikaları üretiyor.
Çin ve Hindistan’ın başını çektiği “Asya Yüzyılı” dünyadaki bütün dengeleri değiştiriyor. Böyle bir dünyada Türkiye bunun neresinde olacak? Komşularla dostluğa dayalı güçlü ekonomik ilişkiler kurmak yanlış mı? Bölgesel barış ve istikrarın temeli olarak ekonomik işbirliği fikri, Avrupa Birliği’nin temel fikirlerinden biri değil mi? Öyle ise; Türkiye Batı ile ittifakını terk etmeyerek, Batı’nın Müslüman dünyasına açılan bir kanalı olabilir.
Bu amaçla: İran ile ticaret üçe katlanmak isteniyor. Türkiye – Suriye ilişkileri hiç olmadığı kadar iyi. Türkiye’nin Kuzey Irak’taki ticari nüfuzu çok güçlü. Körfez ülkeleri yatırım fonları, Türkiye’ye gelmek için her zamankinden daha istekliler. Ürdün’le serbest ticaret antlaşması imzalandı. Ermenistan’la ilişkileri düzeltmek için görüşmeler sürüyor. Rusya ile yıllık ticaret hacmi 40 milyar dolara çıktı. Türkiye’yi basiretsizce AB tam üyeliği dışında tutan Batı’nın pek şikayet hakkı olmamalı. Değişen yeni dünya düzeninde, başardıklarından gurur duyan bir Türkiye var artık. Önlerindeki seçenekleri giderek artan ülkeler, artık ABD’ye eskisi kadar bağımlı değil.
Türkiye kendisine yüklenen, toplumsal hafızasında bulunan tarihi sorumluluk içeren, bu yeni pozisyonundan kaçamaz, kaçmamalıdır. Bölgesel liderliğe oynamak, dinamik dış politika izlemek, beraberinde bir takım riskleri göze almayı gerektirir. Bütün bunların altından kalkabilecek tecrübe ve birikime sahip olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü bu “yolu” yürümekten başka seçeneğimiz yok. Bu yol, yürümeye değer bir yoldur… |