NEW YORK’TA BEŞ MİNARE
Türk sineması Hollywood karşısında, tutunmayı başardı. Türk sinemasının bundan sonraki, hamleleri, başarıları, uluslararası alanda olmak zorunda. Çünkü başarı çıtası sürekli yükselmektedir. New York’ta Beş Minare’nin 18 ülkede birden gösterilecek olması, bu alanda başarının geleceğine işarettir. Daha önceleri Kurtlar Vadisi K. Irak, benzer bir başarıya yurtdışında imza atmıştı. Ocak 2011’de vizyona girecek olan Kurtlar Vadisi Filistin filmi ise işlediği konunun hassasiyeti sebebiyle daha çok ülke ve kitlelere ulaşacak gibi…
Türk sinemasının gişede yakaladığı bu çıkış, Yavuz Turgul’un Eşkıya Filmi ile başladı. Daha sonra Yılmaz Erdoğan’ın Vizontele, Çağan Irmak’ın Babam ve Oğlum ile devam eden bu sürece Şahan Gökbakar’ın Recep İvedik tiplemesi üçlüsü, Cem Yılmaz’ın G.O.R.A ve A.R.O.G filmlerini ekleyebiliriz. Yine bunlara ilaveten: Yavuz Turgul’un Gönül Yarası’nı, Can Dündar’ın Mustafa’sını, Çağan Irmak’ın Issız Adam’ını, Levent Semerci’nin Vatan Sağolsun’u ve Mahsun Kırmızıgül’ün Beyaz Melek ve Güneşi Gördüm filmleri son yılların Türk sinemasını şahlandıran, kitleleri salonlara çeken filmleri olarak hafızalarımızda yer alacaktır.
İşte yukarıda saymış olduğum filmler ve daha niceleri, sinema severleri, o çok bütçeli dev Hollywood yapımı filmlerin cazibesinden koparmış, Türk sinemasını canlandırmış ve bu alana yatırım yapılabilir duruma getirmiştir. Bu arada, Türkiye’de yaygın olarak yapılan bir yanlışa değinmek istiyorum: Bizler filmleri çoğunlukla başrol oyuncularıyla, anımsarız, biliriz. Oysa filmler yönetmenleriyle tanınıp, bilinmelidir…
New York’ta Beş Minare’de; Türk sinema tarihinde daha önceleri yapılmamış ilkler sahneye çıkmıştır.
Bir kere 10 milyon dolarlık prodüksiyon bütçesi ile kırılması güç bir rekora imza atmıştır. Ülkemizde sanat – kültür hizmetlerinin fazla para etmediği gerçeğinden yola çıkarsak; bu çapta bir yatırımın göze alınması bile tek başına bir cesaret örneğidir.
New York’ta Beş Minare vizyona girdi. İlk on gün içerisinde 1,5 milyon seyirciye ulaştı. Ancak film sanat camiasını ikiye böldü. Birçok şey yazıldı, çizildi. Bana göre yapılan eleştiriler, filmin içeriğinden çok, yönetmen ve senarist Mahsun Kırmızıgül etrafında dönmekte. Seçkinci sanat camiası; doğu kökenli ve “Beyaz Türk” olmayan birisinin böyle bir başarıya ulaşmasını kabullenememekte… Eğer bu filmi “Beyaz Türk” olan biri çekseydi, sanırım bütün bu yergiler yerini övgüye bırakacak, Kırmızıgül üstat mertebesine ulaşmış olacaktı. Kırmızıgül üçüncü filmi ile hem bütçe, hem sinema tekniği, hem de ele aldığı konular açısından, kendisini aşarak, evrenselliğe doğru uzanıyor. Uluslararası arenada evrensel normlara kavuşmak hiç de sanıldığı kadar kolay değildir. Başarı ancak evrensel nitelikleri yakaladığı zaman, başarı sayılıyor. Bu sanatın bütün dallarında; hatta sportif ve siyaset alanında bile böyle kabul ediliyor. O halde evrensel kriterleri yakalamaya aday birini; niçin alkışlamayalım? Ve O’nun önünü açmaya, cesaretlendirmeye yönelik çaba içerisinde olmayalım?
Kıskançlığı ve paçadan çekmeyi bir tarafa bırakalım. Zaten filmi izleyen seyirci sayısı, başarısını da teyit ediyor. Filmde güncel ve dünyevi sorunlar; yerelden başlayarak duygu yüklü bir ortamda, olumlu mesajlar verilerek anlatılıyor. Tabii işin ince ayrıntısına ve teknik analiz kısmına girilecek olursa hatalar görmemek mümkün değil. Ancak bir bütün olarak ve verilmek istenen mesajların yerine ulaşıp ulaşmadığı noktasında bu filme geçer not vermemek elde değil. Film klasik bir şok sahne ile açılıyor. Yine dünya sineması örneklemeleriyle görsel şovlar, ses efektleri eşliğinde; 11 Eylül sonrası Amerika’nın ve dünyanın İslam paranoyası gözler önüne seriliyor. Polisiye ve aksiyon filmlerinin olmazsa olmazları: Adam kaçırma, araba devirme, silahlı çatışma ve bina tepesinde suçlu yakalamak gibi… Ne varsa hepsi bir bir işlenmiş. Bu arada Türk polisinin geldiği nokta; Türk İslam anlayışı ki; burada tasavvufun yeri büyük iyiden iyiye konu edilmiş. Film; hikayenin akışı içerisinde, barışa, gerçek İslam’a, dinlerin ve insanların kardeşliğine atıflar yaparak, bir duygu yoğunluğu ve görsel çeşitlilik içersinde, sürpriz bir son ile bitiyor. Ve izleyenleri koltuklarına çiviliyor…
Sonuç olarak; ben Türk sinemasının ve insanın geldiği bu aşamada geleceğe umutla bakıyorum. Filmin bana göre asıl temasını; cahillik, yoksulluk ve feodalitenin aşılmamasının yarattığı sorunlar oluşturmakta. Filmle bu sorunlara evrensel bir dille, yani sinema ile dikkat çekilmek istendiğini düşünüyorum.
Ve yakında gösterime girecek olan Yavuz Turgul’un Av Mevsimi’ni de izlemenizi öneriyorum. |