AV MEVSİMİ
Amacım film eleştirmenliği yapmak değil. Ancak izlenme oranları yüksek olan ve medyada fazla yer alan filmleri de es geçmek olmuyor. Sinema, kitlesellik açısından sanatın futboludur. Zaten bir yılda çekilen onlarca yeni film arasından, sadece biri veya ikisi bu tanımlamalara uyar ve dikkat çeker.
İşte 5 Aralık’ta vizyona giren Av Mevsimi bunlardan bir tanesi, gerek yönetmeni, gerek hikayesi ve oyuncuları itibariyle izlenmeye ve üzerinde durulmaya değer bir film.
Av Mevsimi tipik bir Yavuz Turgul filmi. Yani sıradan Anadolu insanının, İstanbul ile tanışması ve onun sade tek düze hayatının bu görkemli ve karmaşık şehirde altüst olmasının dokunaklı bir dille anlatılmasıdır.
Yavuz Turgul için, bir anlamda Kemalettin Tuğcu’nun sinema versiyonu diyebiliriz. “Mağdurun mağrurluğu” bu bizde çok prim yapar, insanları ağlatır. Sonunda buna oynayan, ülkemiz gerçekliğinde kazanır. Kazanmak isteyen, Şark naifliğini kullanmak isteyen, önce mağdur yaratmak zorundadır. Sonrası ise malum… Bu hayatın hemen her alanında böyledir.
Av Mevsimi izlenmeye değer mi, değer. Kadrosunun güçlülüğü onu, yarışa bir sıfır önde başlatıyor. Filmin türüne gelince, orada durup biraz düşünmek lazım. Av Mevsimi ne tam bir polisiye, ne tam bir drama. Aşk, korku veya komedi zaten denilemez. Bütün bu türleri içinde barındıran ve iki buçuk saat ile biraz sarkan (aynı hikaye daha kısa sürede anlatılabilirdi), bir Yavuz Turgul çeşnisi olmuş, çıkmış. Herkes Şener Şen ve Cem Yılmaz ikilisine takılmış durumda. Varsa yoksa da bu ikili…
Sürekli gündemde olan söyleşiler yapan onlar. Şener Şen ve Cem Yılmaz’ın oyunculuklarına, yeteneklerine kimsenin fazla söyleyeceği bir şey olduğunu sanmıyorum. Ama ya Çetin Tekindor’a ne demeli? Kendisi müthiş bir iş çıkarmış kanaatimce. Yorumculardan bazıları, sırf Cem’in türkü söylediği sahneden ötürü, filmi tekrar izlenmeye değer buluyorlar. Oysa ben o sahneden çok etkilenmedim. Bir kere türkü baştan sona kadar bile söylenmemiş.
Hemen her şey olur, biter, düzelir. Fakat güzel ülkemizin sorunları hiç bitmez… O yüzden yönetmenler, yazarlar Türkiye’de hikaye darlığı yaşamazlar. Daima gündem de olan değişmez “demirbaş” konular vardır. Zengin – fakir, kentli – taşralı gibi temalar bir sevgi örgüsü içerisinde duygusal bir dille anlatılır. Ve seyirci o en mahrem yerinden vurulur. Ama bunu sahneye tabii ki, herkes taşıyamaz. Bu Yavuz Turgul gibi ustaların işidir.
Yani taşra kökenli yiğit, dürüst, hakkaniyetli bir tip ki; bu her zaman Şener Şen olur; kentte ki adaletsizlikleri, kirlilikleri, kendi babacan kimliği ile “ele alır” ve izleyiciyi memnun edecek şekilde sonlandırır.
Bu anlamda: Hem Eşkiya’da, hem Gönül Yarası’nda, hem de şimdiki Av Mevsimi ‘nde yapılan odur.
Kısaca Yavuz Turgul kendinden bekleneni, bu kez biraz uzatarak, yine vermiştir. |