YENİ YILA GİRERKEN
Bu iyimser bir yeni yıl yazısı değil. Gönlümüz elbette olumlu şeyler yazmak isterdi. Ancak aynaya bakmak ve kendimiz ile yüzleşmek zorundayız. Halimiz biraz da İstanbul kuşatma altında iken Bizanslı din bilginlerinin meleklerin cinsiyetini tartışmalarına benziyor.
Yeni bir yıla girerken çoğunlukla benzer duygular besleriz. İçimizde geçmiş yılın muhasebesini yapar, yeni hedefler belirleriz. Fakat yılbaşlarının değişmez beklentisi, piyango çekilişlerinin, o dayanılmaz zengin olma hayalidir. Genellikle yeni yıla zengin olma hayali kurarak gireriz. Ardından; çekilişlerin yarattığı umudu, gelecekte olabileceklerin, kaygısı, tasası izler. Falcılar, medyumlar pür dikkat dinlenir. Gelecekte öngörülen kehanetler ise, çoğu zaman olumsuzdur. Hemen her yerde yeni bir kıyamet senaryosuna rastlamak mümkündür.
Kıyamet senaryolarının, komplo teorilerinin bir bilgi kirliliği içerisinde artarak devam edeceğini şimdiden söyleyebiliriz. Bu olumsuz yaklaşımlarda, 2012 yılında (21 aralık) yaşanacağı iddia edilen kıyamet beklentisinin payı büyük. Tabi bunu ne kadar gerçekleşecekmiş gibi algılamak yanlışsa ; onu ve etrafında dönen sorunları da görmezden gelmek; bir o kadar yanlış olur.
Küresel ısınma ve bunun sonucu, buzulların erimesi devam ediyor. Mevsimler değişiyor, dünya devletleri iklim biliminin söylediklerini çoğunlukla kabul etse de, emisyonu sınırlamakta gösterdikleri çabalar oldukça zayıf. Nedeni ise basit, çünkü modern uygarlık fosil kaynakların yakılması üstüne kurulu. Arabalar, elektrik santralleri, çelik fabrikaları, çiftlikler, uçaklar, çimento fabrikaları, evler…
Hemen hepsi havayı kirletiyor. Sanayi devriminden bu yana , iklim değişikliklerinin baş sorumluları başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerdir.
Dünya siyaseti, ticareti, iklimi: Önümüzde tüm öngörülemezliği ve kırılganlığı ile durmaktadır. Tüketime dayalı bir dünya ve gelişmekte olan ekonomilerden gelen talep, emtia fiyatlarının sürekli artmasına neden olmaktadır. Petrolün varil fiyatı yeniden 90 doların üzerine çıktı bakır, pamuk, buğday ve mısır fiyatları da her geçen gün artıyor.
Dünya üzerinde makas aralığı; işsizlerin, mesleksizlerin, küçük esnafın, kısacası geniş halk kitlelerinin aleyhine sürekli açılmaktadır. Dünya nüfusunun %2 si, üretilen değerin %50 sine hükmetmektedir. Duvarların yıkılmasını davul-zurna ile karşılayanlar, batı demokrasilerini göğe çıkartanlar fena halde yanıldılar. Soğuksavaş sonrası yaşananlar tam bir hayal kırıklığıdır. Tek kutuplu Amerikan hegemonyasına dayalı; neoliberal, ırkçı, güç kullanmaktan çekinmeyen, tahribatçı politikaların daha ne kadar devam edeceğini bilemiyoruz.
ABD’yi yöneten ekip; işi dinsel fanatizm içerisinde o kadar ileriye götürdü ki; kendilerini “Seçilmiş” kabul edip , adeta Mesih’in gelişini, kıyamet gününün yaklaşmasını hızlandırmaya çalışmaktadır. Makyajlı ve hormonlu veriler sizin olsun! Sokağın sesi ve yaşanan felaketler bize farklı şeyler söylüyor. Yeterli zamanımız var mı? Ne yazık ki; bütün veriler geri dönülmez “ son yüz metreye” girdiğimizi göstermektedir. Ama bunu bir “felaket tellallığı” olarak algılamayalım. Onun yerine bir çığlık, bir kendine gelme, her şeyi yeniden düzenleme ve radikal değişikliklere ihtiyaç olarak algılayalım.
Marketlerde bulunan binlerce çeşit ürünün, sonsuza değin bizlerin tüketimine sunulabileceğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.
O halde, yeni yıla girerken; dilek ve temennilerin ötesinde bir şeyler yapmak ve daha fazla sorgulamak zorundayız… |