MEDYA, ÇEVRECİLİK VE RANT İLİŞKİSİ
Değerli Okuyucular! Bu hafta sizlere sıkıntılı bir konudan bahsedeceğim. Amacım burada kimseyi üzmek, kırmak değildir. Ancak ülkemizde ve yaşadığımız kentte o kadar çok olumsuz, üzücü şeyler oluyor ki; bunlara değinmemek mümkün değil.
Mersin’de birçok sektörde olduğu gibi basın camiası da sıkıntı içerisinde. Şehrimizde, kısıtlı iş alanlarının yarattığı olumsuz ve haksız rekabet kendisini maalesef basın camiasında da göstermektedir. Mersin’in ekonomik yapısı bu gazetede TV – Radyo bolluğunu besleyememektedir. Mersin’de diğer alanlarda olduğu gibi bir yerel basın enflasyonundan söz edilebilir. Öyle ki; 80 küsur gazete 6 tane televizyon ve bir o kadar da radyomuz var. Gazetelerden sadece 10–15 tanesi düzenli olarak; günlük, haftalık ve aylık periyotlarla çıkabilmektedir. Diğerleri ise yılda belki de sadece birkaç defa, tabiri caizse bayramdan bayrama veya çoğu zaman hiç yayınlanamamaktalar.
Çalışanların birçoğu bu işi zaten tam zamanlı ve meslek olarak yapamamaktalar. Hemen tamamına yakını meslekten gazeteci – yayıncı v.s değildir. Bu işi yapanların mektepli olanları bir elin on parmağını geçmez. Bu sorunlara değinen biri olarak ben de gazeteci olduğumu söyleyemem 1994 yılından beri ara ara ve son 5 yıldır düzenli olarak güncele dair yazılar yazmaktayım. Mersin Yazarlar Derneği kurucusu ve yöneticisiyim. Akdeniz Basın Birliği’nin yönetiminde bulunmaktayım. İş yerimin bulunduğu yer itibariyle 20 senedir Mersin basın camiasını yakından tanıyan biriyim. Ancak kendime gazeteci diyemem. Aksini söylemek gazetecilik mesleğine saygısızlık olur. Basın camiasını bilen biri olarak, bu alanda faaliyet gösteren bir takım kişi ve kuruluşların bu sektörden çekilmelerini hepimiz için hayırlı olabileceğini düşünüyorum. Bir takım sözüm ona “gazeteci” tipler, bir yerlere yaranmak, bir yerlerden nemalanmak için basın ahlakını yerle bir etmekte, ne pahasına olursa olsun, neye mal olursa olsun, ayakta kalmaya ve onurlarını sıfırlamaya devam etmekteler.
Bütün bu olan bitenden halkımızın büyük çoğunluğunun haberi yok. Zaten olması da beklenemez. Ama olumsuzlukları, iğrençlikleri bu işle uğraşan, hakkı ile emek veren, gecesini gündüzüne katan, arkadaşlarımız çok iyi bilmekteler. Hani atasözünde dendiği gibi “ biz kırk kişiyiz, kırkımızda birbirimizi biliriz.” Peki, bunları yazmaya beni iten neydi? Öyle ya! Durup dururken bu sıkıcı konuyu niçin seçtim? Buna sebep bir kamu binasının, bir yere yapılmasının engellemek için yapılan kampanya sebep olmuştur. Ve maalesef birçok arkadaşımız da bu çirkin kampanya ya alet edilmiştir. Çoğu zaman güç odakları ülkemizde bir şeylerin yapılmasını (köprü, hizmet binası, santral, maden işletmeleri, otoyol v.s.), kendi çıkarları için engellemek isterler.
Aman köprü yapılmasın, santral kurulmasın, maden aranmasın, otoyol geçmesin, turist gelmesin, hele baca hiç tütmesin!... Peki bu millet ne yiyecek, nerede çalışacak, bu ülke nasıl kalkınacak?...
Ama bunu kendilerini göstermeksizin; çevresel etkiler, duyarlılıklar gibi konular işleyerek, birilerini kullanarak yaparlar. Bunu genelde bir takım basın kuruluşları, sivil toplum örgütleri veya meslek odalarını kullanarak gerçekleştirirler. Ve benim masum, gariban vatandaşımda bunlara bilmeyerek alet olur. Birtakım işsiz – güçsüz, entel – dantel grubu tabiri caizse bir şişe rakı parasına veya eylem yapılacak yere bedava gitmek uğruna ve çoğu zaman ekmek arası döner – ayran ikilisine tav olarak bu gibi odakların maşası olur, kullanılırlar. Muhteremler “her şeye” karşıdırlar. Onlar neye niçin karşı olduklarını tam olarak bilmezler ama perde arkasında onları “fonlayanların” bir planı, hesabı mutlaka vardır.
Değerli Okuyucular! Bu kamu binasının yapılmasını engellemek isteyenlerin arkasında da çok büyük bir arazi rantı olduğu gerçeğini öğrendik ve üzüldük. Evet, onca patırtı – gürültü, çevre, yeşil alan, ulaşım v.s. bütün bunlar öne sürülen gerçekler. Ama arkasında rant var, kazanç var, hırs var…
Çok şükür bu ülkede sağduyu da var… Bunların gerçek niyetlerini bilip onlara alet olamayanlar da…
Şehrimizin ve ülkemizin kalkınması, ilerlemesi için konan her taşa evet… |