SEÇİME DOĞRU
Siyasette seviye gittikçe düşmekte. Genel seçim tarihi yaklaştıkça, üslupta seviyesizlik artarak devam edecektir. Türkiye normal bir genel seçim yaşayamayacak. Daha önce referandumda olduğu gibi, genel seçimde, kendi kimliğinin ötesine geçerek, sandık üzerinden bir rejim tartışması yaratmaya aday. Kısaca Haziran seçimleri; seçim sonrası yapılması düşünülen; mevcut cumhuriyet rejimini de dönüştürmeye aday yeni anayasa etrafında dönecektir. Yeni anayasanın bugüne kadar gelen, bir Türkiye’den başka bir Türkiye öngördüğü, hepimizce malum.
Türkiye’de politikacılar konuşmayı çok sever. Batı’da eğitim, konuya hakimiyet, teknik bilgi ve beceri gibi kriterler esastır. Ama bizde paran varsa, hele iyi de konuşabiliyorsan, on numara politikacısınız. İnanın son günlerde haberleri izlemek istemiyorum. Yaşanan bu seviyesizliğe hatta onu da aşan terbiyesizliğe şaşıyorum ve aklıma “imam kabahat işlerse cemaat ne yapar?” deyimi geliyor. Dilbilgisine hakim olmakla, diline hakim olmak farklı şeyler. Üstelik bu durum iktidarı, muhalefeti hepsi için aynı.
Merak ediyorum, acaba siyasetçiler toplumsal taleplere göre mi konuşuyorlar. Çünkü popüler kültür ve “ dizi film hafifliğinde” seyrediyor her şey. Malum ; dizilerin, magazinin, içkinin, seksin reytingi olduğu bir ülkede yaşıyoruz. O zaman siyasetçi oy kapma endişesi ile halkın seviyesine inmek zorunda hissedebilir kendisini. Zaten sayın Başbakanımız bunu kendi ifadesi ile : “Sandığı entelektüelin değil milletin dili belirler” diyor. Demek ki ; bu durumda , insanlar layık oldukları şekilde yönetilirler ve yönetilmeye devam edeceklerdir. Daha şimdiden ; kamuoyu yoklamaları açıklanıyor. Bu sonuca göre ; her şey olmuş bitmiş , “otomatik pilota” bağlanmış gidiyor imajı yaratılıyor. Sanki bir teslimiyet bir kuşatılmışlık havası estiriliyor. İnsanlar kısa vadeli kazançlar ve günü kurtarmanın peşinde sürüklenirken; etrafında ardında neler olup bittiğinin ne farkında ne de derdinde… 73 milyonluk Türkiye’nin 47 milyonu bir şekilde bankalara borçlandırılmışsa eğer. Elbette “ durmak yok, yola devam”. Sakın dengeler değişmesin, sakın kredi faizleri yukarı fırlamasın derdinde insanlar! Bu durumda özgür iradenin sandığa yansıması beklenemez. Seçmeni teslim almanın iyi bir yolu bu. Yani biz gidersek her şey altüst olur kriz patlar durumları, söz konusu ediliyor.
İnşallah yanılıyorumdur. Ancak bir kuşatılmışlık ve “korku imparatorluğu” yaratılıyor, hissine kapılıyorum. Bütün Türkiye yi , medyayı, yargıyı, siyasal çoğunluğu; tüm kurum ve kuruluşları devlet organlarını; ezici ve mutlak bir irade ile, rövanşist yaklaşımla teslim almak istediğini görüyor ve endişe duyuyorum. Bu kadar iştah, bu kadar oburluk hayra alamet değil gibime geliyor. Ve bunun adı demokrasi olamaz… Korku , şantaj ve rüşvet ile alınabilecek oylar ile halkın iradesi teşekkül edemez!
Mevcut iktidar; “tam saha pres” ile geliyor üzerimize ve bizlerden bir seçim yapmamız bekleniyor. Bu durumda bunun adı, olsa olsa bir seçim değil, bir onama olacaktır. Sanki bizden de böyle bir şey isteniyor gibi geliyor bana.
İşte bu noktada yapılan “iyi şeylere rağmen” kaygılıyım.
Daha fazla sorgulayarak, şüpheci yaklaşarak, sandığa gitmek dileğiyle… |