KURALSIZLIK KURAL OLDU
Kuralsızlık kural oldu. “ At izi it izine karıştı”. Kuralsızlıklar biraz da yaşadığımız yerlerle alakalı. Davranış kalıplarımız, çevremizle birlikte şekillenir. “ Üzüm, üzüme baka baka kararır” veya “ ne kadar ekmek o kadar köfte” misali…
Mersin; henüz kentleşme sürecini tamamlayamamış. Altyapısız, plansız. Bir yaşam merkezinin, kent statüsü kazanması için belli kriterler gerekir. Bunların başında iyi bir toplu taşıma sistemi gelir mesela. Mersin ; tüpteki boyanın tuale serpilmesi sonucu tualde rastgele oluşan, boya serpintileri gibi dağınık, düzensiz… Demek ki ; bu kuralsız ve kaotik ortam, üzerinde yaşayan insanlara sirayet ediyor; yaşamımızı olumsuz etkiliyor. İyi ama bütün bunların kaç kişi farkında ? Eğer farklı bir yaşam şekli ve mekanı tanımamış ise insan, kuralsızlık, kabalık hali onun için olağan sayılabilir.
Ancak yine de ; evlenmeye, çocuk sahibi olmaya, kaçak elektrik-su kullanmaya, yeşil karttan yararlanmaya aklı eren, tepinmeyi kabalığı özgürlük sayan kişi; birlikte yaşamın gereklerini de bilebilmeli… Sıkıştığında insan haklarından, demokrasiden bahsedenler, genellikle işin hep haklar yanına bakar ! Peki ya ödevlere ne demeli? Demokrasi demek; her kişinin, her istediğini sınırsızca yapabileceği anlamına gelmemeli.
Kuralsızlık, kabalık, saygısızlık artarak devam ediyor; hayatın hemen bütün alanlarını kaplıyor. Komşuluk ilişkilerinde, trafikte, alışverişte her yerde sizi çileden çıkaran; umursamaz ve tehditkar tavırlı birileri mutlaka vardır. Evimizden, hemen yanıbaşımızdan başlar sıkıntılar. Komşunuz tepenize halı silker, çamaşır asar, gürültü yapar! Uyaramazsınız bile! Hoş uyardığınızda ne olacak sanki? Bir istemeyeniniz daha olur, o kadar. Bir başkası balkonda mangal yapar. Sonra yine aynı aslan komşum; apartman kapısından sizin üç beş adım önünüzde hızla içeri girer, asansöre biner ve çıkar. Siz öyle kala kalırsınız. Hani “komşu komşunun külüne muhtaçtı” demek ki onlar mazide kaldı.
Sonra evden aşağı inersiniz, kaldırımlar işgal edilmiştir. Zaten dükkan önüne park etmek cinayet sebebidir. Oysa bilmez mi? Benim aslan yurttaşım, dükkanın, dış kapı eşiğinden itibaren kamusal alan başlar. Yani dükkanın önü senin babanın malı değil. Kaldırımdan aşağı ayağımızı atmadan önce : Dikkat! Ezilme tehlikesi … Torpille sürücü belgesi almış birisinin kurbanı olabilirisiniz. Trafiğe çıktığınızda “sonradan görme” birisi, hızla arkanızdan sellektör yaparak yaklaşır. Sizi taciz eder. Sonra ; sağdan sollanmaya veya sinyal vermeden önünüzde aniden duranlara; sağa sola dönüş yapanlara alıştırın kendinizi.
Dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanıyoruz, buna karşın taşıt sayısı hızla artıyor. Taşıt sayısının hızla artması beraberinde “sürücü belgeli-ehliyetsizlerin” artması anlamına gelmekte. Kural ihlallerinin en çok yaşandığı alan trafiktir. Kırmızı ışığa elli metre kala bile, son gazla yaklaşılır sanki yiğit kardeşim bedava alıyor benzini.
Devlet hastahaneleri, dolmuşlar, otobüsler tıkış tıkış, insanlar alt alta – üst üste, homurdanarak, diş gıcırtarak ilerliyoruz. Kavga – bela hemen hazır. Kimse; geri adım atmıyor. Büyük – küçük, hasta – sağlıklı, genç – ihtiyar ayrımı kalkmış. Üstü üstüne gidiyoruz birbirimizin. Özür dilemek bir erdem değil, aksine ödün vermek gibi, aşağılanmak gibi algılanıyor.
Bütün bu olumsuzluklar içerisinde; tek tesellimiz “ Sıramatikler” Allah sıramatiği bulandan razı olsun! Çünkü sıramatikler sayesinde rahatlıyor hayatımız. Gerginlikler, kavgalar azalıyor. Sıramatiklerin olmadığı bir ortam düşünün! Ne kadar vahim olurdu her şey.
Kuralsızlığın kural olduğu bir şehirde, yaşayıp gidiyoruz. Kural koyanların, kurallara uymadıkları gerçeğinden yola çıkarsak, daha uzun bir süre bunu “ çekmeye” devam edeceğiz demektir!... |