ARAP DÜNYASI VE TÜRKİYE
Cumhuriyet kurulduktan sonra; Misak-ı Milli sınırları içinde, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi ile yaşadık. Genç Cumhuriyet hayati çıkarlarını ve geleceğini Batı Dünyası’nda gördü ve o tarafa yöneldi. Cumhuriyeti kuranların; Osmanlı deneyimleri belki de bunun böyle olmasını gerektiriyordu. Arap Dünyası o dönemler, belalı ve sorunlu olmaktan öteye geçemiyordu. Ve böylece yıllar boyu bize dini ve kültürel açıdan akraba olan Araplardan uzaklaştık. İlişkilerimizi siyaseten ve ekonomik açıdan minimum düzeyde tuttuk.
Ancak zamanla Batı ittifakı içinde beklentilerine yeterince cevap bulamayan Türkiye; Arap Dünyası’nı yeniden keşfetmek durumunda kaldı. Hem petrol geliri ile zenginleşen Araplar; hem de 11 Eylül sonrası, Batı’da oluşan İslam paranoyası bunu birazda dayatıyordu aslında. Türkiye; zenginleşmenin ve gelişmenin yolunun, komşuları ve nüfuz alanlarındaki gücünde yaptığını, Batı ile AB örneğinde olduğu gibi, yaşayarak gördü. Türkiye kendi öneminin; uluslararası arenada daha çok boy göstermesi, ilişkilerinin çeşitlendirilmesi ve daha fazla risk alması oranında artabileceğinin farkına vardı.
73 milyonluk genç ve dinamik nüfus yapısına sahip olan Türkiye; artık kabına sığmamakta, daha çok gelişmek ve büyümek istemektedir.
Yıllar boyu Batı tarafından dışlanan, diktatörlüklerle yönetilmesine göz yumulan ve İsrail tarafından hep “hizaya çekilmek” istenen; petrol gelirleri, Batı tarafından kullanılan Araplar da gerçekleri görmeye ve kaderlerini değiştirmeye niyet ettiler.
Sanal ortamda dünya ile sağlanan entegrasyon bu işi hızlandırmaya yardım etti. Arap Dünyası artık sanal ortamda sağlanan bu entegrasyonun gerçek hayatta da tamamlanması gerektiğini düşünüyor. Onlarca yıl ABD’nin desteği ile yolsuzluk ve zorbalıkla; diktatörler tarafından yönetilen bu insanlar sonunda başkaldırıyor. Batı, diktatörlüklerin devrilmesi durumunda olacaklardan endişeleniyor.
On yıllardır demokrasi ve ekonomiyi, İslam’la harmanlayan bir sistem kurmak Araplar için, imkansız bir hayal olarak kaldı. Ancak “Türkiye deneyimi” bölge ülkeleri açısından bu imkansız gibi görünen; “ideal sentezin” mümkün olabileceğini gösterdi. İşte bu noktada Türkiye; Arap Dünyası’nın gıpta ile baktığı model alınabilecek bir konuma yükseldi.
Türkiye’de üretilen ürünler Afganistan’dan Fas’a kadar tüm bölgede popüler. Türkiye ekonomisinin büyüklüğü, tüm Arap Dünyası’nın yaklaşık yarısı kadar. Gelişen ve büyüyen Türkiye’nin bu coğrafyada olumlu roller üslenmesini, Batılılar da istemektedir. Batı bekli de Türkiye üzerinden Müslüman ülkeleri kontrol etmek istiyor olabilir. Böyle bir durum, Batı karşısında Türkiye’nin elini daha çok güçlendirebilir.
Arap Dünyası’ndaki başkaldırı kasırgası sadece bölgeyi değil, Batı’yı da değiştirebilecek potansiyele sahip. Daha önceleri de sıkça değindiğim gibi: eğer Türkiye ulusal bütünlüğünü koruyarak bu şekilde yoluna devam edebilir ise; vahim hatalar yapmazsa Cumhuriyet’in 100. yıl dönümünde dünya liderliğine oynayabilecek farklı bir ülke olur.
Bütün veriler, analizler Türkiye’nin lehine gözüküyor, umuyor ve bekliyoruz… |