2012’YE DOĞRU
Gündemi takip etmek ne kadar zorlaştı. 2012’ye doğru, zaman hızla akıyor ve bu akış günden güne daha da hızlanıyor. Takip etmekte bile zorlanırken gündemi. O zaman nasıl yorumlayacağız, analiz edeceğiz? Gündemi takip edebilmek, yorumlayabilmek artık uzmanlık istiyor. Bilgiye ulaşmak bir tuş uzaklığındayken, doğru ve temiz bilgiye ulaşabilmek maharet istiyor.
Zaman hızla akıyor. Eskiden onlarca, yüzlerce yıllara sığan, değişimler, dönüşümler, artık yıllara sığabiliyor. 80’li yıllara kadar, kuşaklar arasın zaman dilimi 30 yıl olarak kabul görürdü. Oysa şimdi bu zaman aralığı 5 yıla indi. Ve giderek aşağılara çekilecek gibi.
Bırakın geçmişi; son iki üç haftaya dönün bakın! Neler olmuş, neler. Zamanın hızlı akışı ve giderek hızlanması aynen; “karanlığın en koyu olduğu anın, aydınlığa en yakın an” olması gibi. Bir kaçınılmaz sona doğru çekildiğimiz algısı yaratıyor. Yani “sonun başlangıcının” ivme kazanması gibi bir şey sanki.
İnsanları mutlu ve huzurlu etmek giderek zorlaşıyor. Memnuniyetsizlik, tahammülsüzlük, borçlanma, hafıza kaybı, unutkanlık artıyor. Özel alanların, başka hayatların bu kadar göz önüne taşınması, birilerini mutsuz ediyor. Ben de niye yok kaygısı yayılıyor etrafa. Emek ve zaman isteyen hiçbir şey revaçta değil. Hızla sahip olmak, hızlı tüketmek istiyor insan. İstenen, arzulanan şeylere sahip olmak için her yol mubah sayılıyor. Doğruluk, çalışkanlık, saygı, ahlak gibi kavramlar itibar görmüyor. Bu kavramlara değer verenler, aptal muamelesi görüyor.
Medyumluk, üfürükçülük, pornoculuk, soygunculuk, mafyalık, yalancılık, entrika almış başını gidiyor. Sağduyu sahiplerinin çabaları; cılız bir ses olarak kayboluyor.
Zaman hızla akıyor ve bu akış günden güne daha da hızlanıyor. Hızlanan zaman; kontrolsüzleşiyor, tahrip gücü çığ gibi sürekli artıyor. Olaylar peş peşe geliyor. İnsanlar hızlı akan zamanın değiştirdiklerini, algılayamıyorlar bile. Adeta boksörün darbeler alması gibi sendeliyoruz. Kendimize bir türlü gelemiyoruz. Başımızı kaldırıp, etrafımıza bakamıyoruz, abandone oluyoruz.
Fitne hortluyor, manipülasyon artıyor. Gerçeklikle, sanallık iç içe geçiyor. Spekülasyona, gerginliğe, güce dayalı politikalar çoğalıyor. Savaş baronları, para babaları, medya patronları kol kola; her yeri, her şeyi kuşatıyorlar. İnsanlara düşünecek zaman, boş alan bırakılmıyor.
Teknoloji ürünleri ile her hareketimiz kontrol altında. Mobeseler kayıtta, telefonlar dinlemede, kredi kartları takipte, internete düşen her şey, sonsuza değin kaybolmamakta. Modern köleci topluma geçmiş durumdayız. Modern köleci toplum tüm kurum ve kuruluşlarıyla, tüm ihtişamı, göz boyacılığı, tahribatı, dayatmacılığı ve tüm baskısıyla iş başında.
Kaçınılmaz son yaklaştıkça, zamanın hızlı akışı daha da artıyor. Önüne kattığı her şeyi götürüyor, yok ediyor. Bildik, tanıdık değerler, davranışlar, doğa yok oluyor. Yokluk katsayısı hızla artıyor.
Zaman dur durak bilmeden baş döndürücü hızla akıyor. Depremler sonucu dünya daha hızlı dönüyor. Her şey; siyaset, ticaret, doğal denge, toplumsal düzenler; kontrolsüz şekilde kaosa sürükleniyor…
Ama yeni bir başlangıç için, belki böyle olması gerekiyor. Orası bize meçhul. Her şey Zamanın Sahibi’nin bilgisinde saklı olarak bekliyor bizleri. |