DEĞİŞİM ŞARHOŞLUĞU
Tanığı olduğum için iyi biliyorum. Gülek Boğazı – Pozantı arası, Toros Dağı geçişi 14 km’lik otoyol yirmi yılda ancak bitirilebilmişti. Bunun gibi tüm kamu yatırımları uzun yıllar içerisinde ancak tamamlanırdı.
İnşaatlar yeni koalisyon hükümetinin kurulmasını, yeni pazarlıkları, yeni bakanlık paylaşımlarını, yeni koalisyon bakanının atanmasını, yeni koalisyon bakanının müteahhitlerini, yeni ödenekleri bekler dururdu. (!...) Böylece aylar yılları kovalardı. Bekletilen sadece yatırımlar değil, bu ülkenin geleceği, zenginliğiydi aslında.
Devlet imkanlarını üleşenler için bu durum son derece normaldi. Kendilerine devlet malını hak, vatandaşı ise hizmetçi görmüşlerdi. Vatandaş het-hütlerle korkutulur. Zaman zaman düdük çalar hizaya çekilirdi.
Soğuksavaş döneminin “ileri karakol” ülkesi Türkiye; yıllarını savaş psikolojisi içinde, iç ve dış tehdit varsayımları üzerine kurarak geçirdi. Tüm yapılanmalarını ve dikkatini onun üzerine bina etti. Duvarlar yıkılıp, dünya çift kutupluluktan, çok kutupluluğa geçince ancak anlayabildik. “Kral çıplaktı” ve yama dikiş tutmuyordu. Geçiş süreci sancılı olacaktı. Geçmişle, hatalarla yüzleşmek öyle kolay olmayacaktı.
İmtiyazlı bürokrat-siyasetçi-iş adamı üçgeni edindiklerinden alışkanlıklarından, avantalarından, dokunulmazlıklarından hemen vazgeçmeyeceklerdi. Elbette “vuruşarak çekileceklerdi.” (!) Eski Türkiye’nin köhne kurumları ve sistemden nemalananlar ayak diremeye devam ediyorlar. Ama bilmiyorlar ki; sorunlar birikmiş ve zaman kaybetmeye tahammülümüz yok.
Yeni dünya düzeni, teknolojik ilerleme, etkili ve yaygın iletişim ağı birçok şeyi bize dayatıyor. Kendisini yenileyemeyen ülkeler, kurumlar, şirketler yok olmaya mahkum kalıyor. İşte bugün ülkemizde ve dünyada yaşananları bununla değerlendirmek gerekiyor. Süratli hareket etmek, kendini yenilemek, çağa uymak, yeni metotlar geliştirmek; bütün bunları katılımcı anlayışla, demokratik ve şeffaf ortamda gerçekleştirmektir.
Biz Türkler durağan ve tabularla yaşamaya alışık olduğumuzdan; hızlı değişim ve dönüşüm sürecine biraz mesafeli yaklaşmaktayız. İçten-içe sevinirken, heyecanlanırken… Acabalarımızda olmuyor değil. Evet değişim sarhoşuyuz ve son sürat bir yerlere doğru ilerliyoruz. Bu hız korkutuyor; hemen adapte olamıyoruz.
İşlerin bu kadar kötü olduğunu, sistemin bu kadar çürüdüğünü, kanserli hücre gibi her yeri, her şeyi sardığını bilmiyordum. Çünkü hemen her gün sürprizlerle uyanıyoruz. Çok şeyler kaybettiğimizi düşünüyorum. Zaman, insan, geleceğimizden çok kaybettik. Son yıllarda yapılan iyi şeylere baktıkça; kaybedilen onlarca yılda, nelerin yapılabileceğine ve yapılmadığına, yapılamadığına şaşıyorum doğrusu.
Türkiye’de neler oluyor? Neler yapılmak isteniyor? Açıkçası heyecanlıyım. Türkiye hızla değişiyor. Daha önceleri aklımızın ucundan bile geçiremediğimiz durumlar gerçekleşiyor. Dokunulmaz denilen kişilere dokunuluyor. Tabular yıkılıyor, konuşulamaz denen şeyler konuşuluyor.
Türkiye’yi yönetenlerin samimiyetlerine inanmak istiyorum. Gerçekleştirilenlerin bizim inisiyatifimiz dahilinde olduğuna; iç ve dış politikalar uygulanırken ulusal çıkarların gözetildiğine, maceraya atılmayacağımıza inanmak istiyorum.
Çok kritik noktadayız. Yani “bıçak sırtı” pozisyonundayız. Zemin kaygan, ortam kırılgan. Hem içte hem dışta çember daralıyor. Kriz katsayıları artıyor. Ülke olarak tüm değişimlerin, kriz bölgelerinin göbeğinde yer alıyoruz.
Adını ne koyarsanız koyun! Ama sürekli ötelenmiş, hep “halının altına süpürülmüş” sorunlarımızla, mutlaka yüzleşmeliyiz. Fatura kabarıyor, zaman aleyhimize işliyor.
Türk milletine güveniyorum, ısrarla güvenmek istiyorum. |