ELMA
Dünyanın gitgide benzer değerler üzerinden yönetildiği zamanlara tanıklık ediyoruz. Ekonomik ve sosyo-kültürel etkileşim, iletişim hızla ve artarak devam ediyor. Tüketim alışkanlıkları, yaşam biçimleri, rol modelleri aynılaşıyor. Ulusal sınırlar, yerel değerler anlamsızlaşırken… Küresel standartlar, davranış kalıpları daha çok kabul görüyor.
Bütün bunları sağlayan, hızlandıran bilişim sektörü, baş döndürücü bir acelelikle yenilikten yeniliğe koşuyor, dünyayı küresel köy haline dönüştürüyor.
İnsanların hayatlarına birebir etki eden ve yaşamlarımızın ayrılmaz parçaları haline gelen yeni teknoloji harikası ürünler ve onları tasarlayanlar; icatlarıyla, yenilikleriyle en azından kullandığımız ürünler kadar, kendileri de, bir anlamda hayatlarımıza girmiş oluyorlar. Hele hele, söz konusu; bilgisayar, müzik ve cep telefonu endüstrisinde yaptığı işlerle, milyonlarca insanın günlük alışkanlıklarını değiştiren biri ise, o kişi yaşarken örnek alınır. Öldüğünde; hayatlarına girdiği insanların yüreklerinde yer edinir, efsaneleşir.
Ölüm haberini, icat ettiği cihazlar duyurdu dünyaya. İşte Apple’nin kurucusu, birkaç kez Time dergisine kapak olabilmeyi başarmış, dünyanın ikinci büyük şirketinin Ceo’su Steve Jobs böyle biriydi. Ölümü ile; tasarladığı ürünleriyle girdiği her evde, işyerinde ve dünya üzerinde hayatlarını ve yaşam biçimlerini değiştirdiği her insanda derin üzüntü yarattı.
Onu farklı kılan sadece icatları, zenginliği değil, yaşadığı sıra dışı, ezber bozan hayatıydı da aynı zamanda. Oysa başarı için gerekli olabilecek hiçbir şey, başlarda yoktu onun hayatında. Kendisi okyanus ötesinde doğmuş ve yaşamış olmasına rağmen, kökleri buralara kadar uzanıyordu. Öz babası Suriyeli bir Müslüman’dı. Üvey annesinin ailesi; 1915 dönemlerinde, Türk-Ermeni olaylarını takiben, ABD’ye göç eden Türkiyeli bir aileydi. Evlatlık verilmişti. Tembel, yaramaz inatçı bir çocuktu. Taa ki; dördüncü sınıfta hayatını değiştirecek öğretmenini tanıyana kadar. Öğretmeni Teddy Hill sayesinde, dönüştü, değişti ve okulunda başarılı bir öğrenci oldu.
Ailesi yoksuldu, sürekli parasızlık çekiyordu. Okuldaki öğle yemeği bir elmaydı. Arkadaşlarının yemek çantalarında, kurabiyeler, çörekler varken, onun çantasında her zaman bir elma vardı.
1 Nisan 1976’da kurduğu ve bugün, dünyanın en değerli ikinci şirketi olan Apple’daki elmanın ısırılmış hali kim olduğunu, hangi zor şartlarda, yetiştiğini hatırlatıyordu. Tüm dünyada görsel yönü güçlü bir logo anlamına gelse de, elma onun en zor günlerinin şahidiydi. Aç kaldığı günlerde, çantasına elini attığında, hayata o elmayla tutunuyordu.
Şimdilerde seçkin mağazaların vitrinlerini süsleyen, Ayşe Özyılmazel gibi yazarların, Bodrum’da lüks yatlarında, masa üstü bilgisayarlarında, gözümüzün içine sokmaya çalıştıkları, ünlü ve zengin çalışma ofislerinin o prestij kaynağı, ısırılmış elmanın; hangi şartlardan ve zamanlardan, günümüze akıp gelmesi ne kadar enteresan.
Demek ki; başarmak için, dünyayı değiştirebilmek için, genel kabul gören şeylerin olması gerekmiyor. Aile içinde büyümek, zengin olmak, kolejli olmak, parlak akademik eğitim almak v.s. Hemen hepsi Steve Jobs’un o sıra dışı hayatında yok! Müslüman bir babanın, evlatlık verilen, yoksul, yaramaz çocuğu; bildiğimiz ezberleri bozuyor ve dünyayı sonsuza dek değiştiriyor.
Ancak yine de insan sınırlarını, sorumluluğunu bilmeli ve cüzi iradesiyle kendisini çok da önemsememeli.
Zaten fani Steve’de bunu kabul ediyor ve diyor ki: “Ölümden hiç kimse kurtulamaz ve hayattaki en güzel icat ölüm.”
Steve Paul Jobs 1955 - 2011 |