FELAKETLERE VE KRİZLERE ALIŞTIRIN KENDİNİZİ
Anlaşılan hem şimdi hem de yakın gelecekte, bizlere rahat yok. Krizlerden, felaketlerden, savaşlardan başımızı kaldıramıyoruz. Daha insani olan konulara geçemiyoruz. Ben, Avrupa’ya göçün, ellinci yılını yazmak isterken... Van depremi girdi araya. Şehitlerin ardı, arkası kesilmiyor. Hemen her gün şehit cenazeleri uğurluyoruz. Bu iş artık terör safhasını aştı savaş halini aldı.
Gündem yoğunluğu nedeniyle, günün rutinine bir türlü gelemiyoruz. Her yerde felaket, kan, gözyaşı, kriz var. Yaşanan devalüasyon ve ardından gelen zamlardan sonra, Çukurca saldırılarını yaşadık. Çukurca’nın şokundan kurtulamadan, Van depremi geldi. Ve deprem fena vurdu. Yüzlerce ölü, binlerce yaralı, yıkık ve hasarlı bina bıraktı, ardından.
Oysa daha bir iki ay geçmemişti, Antalya ve Rize sel felaketlerinin üzerinden. Ya Yunanistan’a, ABD’ye, Pakistan’a, Tayland’a, Rusya’ya, Suriye’ye, Libya’ya, ne demeli… Bir taraftan doğa, diğer bir taraftan ekonomik krizler ve savaşlar altüst oluşlar, insanlık dramları yaşıyoruz. Yerelden–genele, mikrodan-makroya, huzursuzluk, şiddet, tahammülsüzlük, sevgisizlik kaplıyor her yanı.
İşte, şimdi yine kriz dönemi; “kriz nöbetleri” sıklaşıyor, eskisini tam atlatamadan, bir yenisi devreye giriyor. AB dağılma sinyalleri veriyor. Önce Ortadoğu, sonra Yunanistan, ardından Amerika. “Wall Street’i işgal et!” eylemleri. Yüz binler sokakta, insanlar yemedikleri yemeğin faturasını ödemek istemiyorlar haklı olarak. kapitalizmin mabetlerinden öfkeyi dindirmeye yönelik açıklamalar geliyor; ama nafile. Kimileri “vicdanlı kapitalizm” öneriyor. Hiç vicdanlı kapitalizm olur mu? Olsa olsa vicdanlısı değil, gem vurulanı olur.
Şok üzerine şok; bir hafta da bay Kaddafi ile yatıp, kalktık. Palyaço kılıklı, sapık diktatörün o akıldışı öldürülme görüntüleri kapladı tüm medyayı. Evlerimize kadar; sadece kanlı görüntüleri değil, kokusu bile geldi sanki. Bir iğrençlik ve mide bulantısı hasıl oldu. Şiddet ve iğrençlik sofralarımıza kadar servis edildi.
Suriye, Yunanistan toz duman içinde, gösteriler, ayaklanmalar, yağmalamalar, tabii yıkım ve ölüm de cabası.
Toplumsal olayları, bir eşgüdüm içerisinde doğa izliyor. Derin çevre krizi, sarıp sarmalıyor dünyayı. Küresel felaket kapıda. Acayip havalar her yerde. Geçen yıl Rusya bu yıl Teksas sıcak ve yangınlardan kavruldu. Pakistan’ın beşte biri sular altında. Tayland tarihinin en ağır sel felaketini yaşıyor. Etna Yanardağ’ı yeniden aktif hale geldi.
Şiddetli iklim değişikliklerinin sonuçlarından kimse kaçamıyor. Ama fakirler daha çok etkileniyor, yaralarını sarmaları daha uzun sürüyor. Dünya ekosistemi kar uğruna, şirketler tarafından korkutucu bir şekilde mahvediliyor.
Peki bir şeyler yapılabilecek gibi mi görünüyor? İlk bakışta ümitvar olmak için, çok fazla sebep yok ortada. Öyleyse felaketlere ve krizlere alıştırın kendinizi!
Dünya; sanki freni patlamış bir kamyon gibi. Zaman hızlı akıyor. Felaketler, krizler çoğalıyor. Yerelden-genele, mikrodan-makroya; “bindik bir alamete gidiyoz, gıyamete” (!)… |