BALIK HAFIZASI
Balık hafızalıyız, çabuk unutuyoruz. Hala göçebe sayılırız. Yerleşik düzene tam geçemedik. Binlerce yıldır yüzümüz Batı’ya dönük. Hep Batı’ya doğru hareket halindeyiz. Batı’ya doğru göç devam ediyor. Avrupa’da, son elli yılda gidenlerimizle altı milyona yaklaşmış bulunuyoruz. Peki ya önce gidenler, yüzyıllar, binyıllar, önce gidenler onlarla birlikte sayımız daha fazla mutlaka.
Yerleşik olmak kök salmak, zaman alır. Birçok şeyi beraberinde getirir. Mimariyi, şehirciliği, gelenekleri oturtmak gerekir. Oysa birçok şeyimiz kaçak, uyduruk, temelsiz. Mesela yapı stokumuzun yüzde 40’ı ruhsatsız. Yani uyduruk, çürük. Ufak bir depremde bile görüyoruz, neler olduğunu. Yani göçmeye devam ediyoruz (!)
Tarihimiz ise kayıp. Yakın tarihimizle ilgili onca şey var; yerine oturmayan Cumhuriyet tarihine bile yabancıysak eğer, Osmanlıyı nasıl anlayacağız? Dahası İslam tarihine hiç girmeyelim isterseniz. Her gün yeni bir bilgi, bulgu ile karşılaşıyoruz. Bize öğretilen ve anlatılanlar dışında çok farklı şeylere uyanıyoruz ve şaşırıyoruz. Kime neye inanacağız, belli değil. Medya üzerinden, büyük bir karatma ve manipülasyona maruz kalıyoruz.
Bir ülkenin Başbakanı’nın kendi devletinin işlediği “katliam” suçunun belgelerini tek tek açıklaması belki de bir ilktir. Fakat bilmiyoruz katliam mı, yoksa isyan bastırması mı? Her kafadan farklı sesler çıkıyor. Başbakan öyle derken, konunun muhatabı konumunda olan, sayın CHP lideri “şartlar öyle gerektiriyordu” diyebiliyor.
Dersim konusunda belgeleri duygusal bir biçimde açıklayan Başbakanımız’dan aynı duyarlılığı başka konularda da göstermesini beklerdik. Mesela 12 Eylül Dönemi’nin yargılanması. Sahi referandumda o dönemi yargılamak için oy istemediniz mi? Ama bu güne kadar hangi adımları attınız?
Evet, balık hafızalıyız. Biz Türkler göçebe milletiz, yazıyla tarihle fazla işimiz olmamış. Savaşçı ve köylüyüz. Cepheden cepheye savaşmış durmuşuz, çabuk unutuyoruz.
Gelenekler; geleneklerin gücü farklı bir şey. Millet olmak, güçlü olmak ancak gelenekleri yaşatmakla mümkün. İşte size bunun en canlı ve güncel örneği: Cumhurbaşkanı Gül’ün İngiltere ziyareti ve orada yaşananlar… İnsanın içi burkuluyor, kıskanmamak elde değil. Nasılda gelenekçiler; yerleşikler, norm ve intizam sahibiler. Bizim Cumhurbaşkanımız üç yaşındaiken çıkmış, Kraliçe II. Elizabeth tahta ve bravo majestelerine, bizden tam beş Cumhurbaşkanı eskitmiş. Bizimkiler birer birer tarihe malolurken, majesteleri dimdik ayakta.
144 yıl önce Sultan Abdülaziz’in ağırlandığı salonda, O’nun dinlediği aynı müzikle karşılıyorlar şimdiki Cumhurbaşkanımızı, şaşırmamak, kıskanmamak elde değil. Biz ne kadar savruk, unutkan isek, onlar o denli ilkeli ve gelenekçi. 105 pare top atışı, görkemli karşılama, birinci sınıf ağırlama. Zaten biz bununla avunuyoruz. Biz bununla avunurken… Ardından; gelsin Shell ile BP ile İngiliz şirketleri ile yapılan antlaşmalar, paylaşım pazarlıkları… Hep öyle olmamış mıydı?
Gösterişli ağırlamalar, sırt sıvazlamalar ve kaybedilen topraklar ve yıllar... 1925 Şeyh Sait İsyanı ve Musul, Kerkük’ün elden gidişi, 1937 Dersim İsyanı ve Hatay Meselesi. Şimdilerde PKK terörü ve yeni bir Kürt ayaklanması, acaba bu sefer neler, hangi ödünler vereceğiz?
Balık hafızalıyız vesselam. Yer: Buckingham Sarayı; sofrada “Filet de Saint Pierre Judic” ama arka planda, paylaşım ve çıkarlar var.
Afiyet olsun! |