Bir kurumsal yapıyı, kurmakla, yaşatmak farklı şeyler. Başlarda gayet saf, iyi duygularla, ulvi amaçlarla oluşan; işletmeler, örgütler, birlikler zamanla, amaçları dışına çıkabilmekte, işlevselliklerini yitirebilmekte; hatta yok olmaktan kurtulamamaktalar.
İşte Birleşmiş Milletler Örgütü bunlardan bir tanesi. II. Dünya Savaşı sonrası, savaşları önlemek ve ülkeler arası işbirliğini geliştirmek adına kurulan BM; günümüzde Güvenlik Konseyi’nin veto hakkı bulunan büyük üyelerinin inisiyatifinde; esas amaçlarından uzaklaşmış, dev ve kof bir aparat halini almıştır.
Yine II. Dünya Savaşı’nın ardından, Kömür Birliği olarak kurulan AB; ortak, barışçı ve tek Avrupa idealiyle evrilerek günümüze kadar gelebilmiştir. Ancak son dönemde ekonomik krize girmiş, karar alma ve uygulama noktasında; ağır bürokrasi çarklarının, karışık mevzuat hazretlerinin kıskacında, hantal bir hüviyete bürünmüş, adeta karar alamaz ya da uygulayamaz duruma gelmiştir. Çok değil, bundan beş yıl öncesi AB’nin şimdiki durumu kimseye inandırıcı gelmezdi.
Yabancı tıp personeli çalıştırma yasağı kalkınca; Yunanlı işsiz tıpçılar, Türkiye’de çalışmak için kuyruğa girdiler. Malum Yunanistan zor günler geçiriyor. Çalışabilir konumdaki her beş Yunanlı’dan biri işsiz. Komşumuzdan başlayarak, diğer AB ülkelerinin de durumlarının iyi olmadığı artık ortada.
Bu durumda kim AB’ye üye olmak ister? Aynı soruyu Bakan Ali Babacan da sormuş. Yine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; Almanya ziyaretinde benzer sözler sarf etmişti; AB hevesinin bittiğini ilan edercesine…
Sanki devletin tepesi, yeni bir dış politika değişikliğinin sinyalini veriyor. Amerikan Başkanı’nın seçildiğinde ilk ziyaret ettiği ülke Türkiye’ydi. “İki Numarası” ise bu günlerde ülkemize geniş kapsamlı bir ziyaret gerçekleştirdi. Roller değişiyor. Zaman ve ittifaklar ilişkileri törpülüyor.
Türkiye’de hep derin muhalefete oynayan, PKK’yı kullanan Avrupa, gözden iyice düşüyor. Bugün PKK’nın en güçlü olduğu iki ülkeden biri Almanya, diğeri Fransa’dır.
Komşularıyla “sıfır sorun politikasından” aniden dümen kıran Türkiye; siyasi olarak, Avrupa’dan çok, Amerika’yla stratejik ortaklık yapan bir profil çiziyor. Türkiye; Suriye, dolayısıyla İran’dan hızla uzaklaşırken aynı zamanda Suriye ve İran’ın dostları konumundaki, Almanya ve Fransa’dan da uzaklaşmış oluyor.
Türkiye; AB yerine, ABD ile birlikte; vizelerin ve duvarların kalktığı, Batı Modeli’ni benimsemiş, Ortadoğu ve İslam ülkelerinin ekonomik potansiyelinden istifade edecek, yeni ve farklı bir dünya kurmak istiyor. Bunun için ABD’ye daha fazla yanaşıyor. Bölgesinde riskler alıyor.
Yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye eşsiz coğrafi konumu ile bütün “sıcak bölgelerin” göbeğinde yer alıyor. Yeni bir dünya kurulurken... Belki de risk almamız gerekiyor.
Ali Babacan: “Artık hevesimiz kalmadı”. Diyerek. Avrupa Birliği seçeneğini yavaş yavaş dışlıyor. Ancak, Türkiye’nin, Avrupa’nın demokrasi, insan hakları ve hukuk standartlarına ihtiyacı var.
NATO’nun ileri karakol ve sınır ülkesi, Türkiye; “Kadim müttefiki” ABD ile Ortadoğu ve İslam Dünyası’nın yeniden şekillendirmek isterken… AB standartlarının ve evrensel normların da dışına çıkmaması hepimiz için çok önemli. |