CEPHE ŞEHRİ
Mersin’de 21 Ocak Cumartesi günü “savaşa hayır yürüyüşü” yapıldı. Hava soğuk ve yağmurluydu. Yürüyüşe katılım beklenenin altında kaldı. 1500 – 2000 kişi savaş karşıtlıklarını beyan ettiler. Halihazırda ortada bir savaş yok, çok şükür. Ancak olası bir savaşın kamuoyunda yarattığı endişe, savaşa doğru sürüklenişin kızgınlığı var.
Yürüyüşün yapıldığı gün, iki önemli gelişme yaşandı. Arap Birliği Yürütme Komisyonu üyeleri Kahire’de toplanarak, Suriye’ye karşı askeri güç kullanımını tartışıyor. Arap Birliği’nin Suriye’deki gözlemci heyetinin çalışmaları henüz bitmiş değil. Heyetin çalışmalarının sonucunu bile beklemek istemeyen bir acelecilik söz konusu. Yine aynı gün, Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Suriye’ye karşı bir müdahale olursa bunu destekleyeceklerini açıkladı.
Anlayacağınız Suriye ile ilgili sular iyice ısınıyor. Ortak bakanlar kurulu toplantılarından, her türlü ticari-kültürel yakınlaşmaların ardından geldiğimiz nokta hiç de iç açıcı değil. Kamuoyunda Suriye ile savaşacağımız endişesi hakim. İşte Mersin’de yapılan savaşa hayır yürüyüşünü bu çerçevede değerlendirmek lazım. Fakat daha önceleri de olduğu gibi bu türden etkinliklerin cılız bir çabanın ötesinde geçmeyeceğini iyi bilmekteyiz. Yine de yürüyüşün Mersin’de yapılması çok anlamlı.
Çünkü Mersin; adeta deyim yerinde ise bir “cephe şehridir.” Ortadoğu’nun dünyaya açılan kapısıdır. Mersin Limanı dünyadaki ilk 100 liman arasında sayılmaktadır. Mersin; sıcak bölgelere yakınlığı, sosyo-ekonomik yapısı ile stratejik öneme sahiptir. Bu konumu sayesinde “düşmanlarının” ilk hedefleri arasındadır.
Suriye, Türkiye için çok önemlidir. 877 km’lik ortak sınırımız bile bunu anlatmak için yeterli. Suriye eski bir Osmanlı vilayetidir aynı zamanda. Nüfus dokusu, kültürel yapısı ve inanç çeşitliliği açısından bizim güney illerimizden pek farkı yoktur. Akraba ve kardeş milletler olarak, Suriye’deki her sıkıntı bizi direkt olarak etkilemektedir. Arap Baharı öncesinde, bizim Suriye ile yaşadığımız “bahar” çok iyiydi. Her iki ülkenin de yararına gelişmeler olmaktaydı. Mersin ve güney illerinin ekonomileri Suriye ile yaşanan iyi ilişkilerden dolayı canlanmaya başlamıştı.
Ama aynen 1. ve 2. Körfez Savaşları süreçleri gibi, Arap Baharı ve Suriye krizi bizi vurmaya başladı. Dönemi, birebir yaşadığım için iyi biliyorum. Kuveyt işgali öncesi de bölgemizde canlılık, ekonomik ivme söz konusu idi. 1990 Saddam’ın Kuveyt’i işgali ile başlayan süreç bize 20 yıl kaybettirdi. Terör olaylarını arttırdı. Irak Savaşı’nın sözde nedenlerinden bir tanesi de yüksek petrol fiyatlarıydı. 1990 yılında 20 Dolar civarında olan petrolün varili, bugün 100 Dolar civarında. Adamlar hem savaşıyor hem de savaşı bizlere finans ettiriyor.
İşte döndük, dolaştık yine başa geldik. Şimdi sıra Suriye’de. Bu kez daha büyük ve yakın bir problemle karşı karşıyayız “Yukarıda filler tepişiyor.” Kendilerine yeni yaşam alanları, ekonomik kazançlar temin ediyorlar. Bize de bunun ceremesini çekmek kalıyor.
Bakalım, bu sefer kaç yılımızı kaybedeceğiz… |