Paneller Dizisi Günlüğüm
12 Kasım 2008. Batman uçağı tıklım tıklım. Siirt ve Batman’a tayini çıkmış gencecik öğretmenler ve aileleri çoğunlukta. Bu defa toplam dört saat kaldım Batman’da ve o da konferans salonunda geçti. Oradaki Sokak Çocukları Panelinden hemen sonra Siirt’e geçmiştik.
****
13 Kasım 2008. Bir güne sınırları zorlayacak kadar eylem sığdırdığım bir gün. Sabah Siirt’te (oraya özgü bir kahvaltı türü) büryanla kahvaltı yaptıktan sonra Siirt sokaklarında biraz dolaştık. Siirt’in göbeğindeki köy pazarında köylülerle sohbet ettik. Siirt Sanayi ve Ticaret Odasına, Siirtbirlik gazetesine ziyarette bulunduk. Sabah saat 10.00’da başlayan Siirt Eğitim Panelini yaptık. Öğle saatlerinde oradan ayrıldık ve akşam saatlerinde Adıyaman’dayım. Siirt Adıyaman arası yaklaşık 450 km. ve direk vasıta yok.
Siirt’ten çıkınca, saat 16.00’da Diyarbakır’dan kalkan ve Adıyaman’a giden tek araba olan otobüsü yakalamak için adeta tırısa gidiyoruz. Diyarbakır Adıyaman arasını eskiden birçok kez gittim ama Bozova üzerinden giden kısaltılmış yolu ilk kez gidiyorum. Son derece ıssız ve dar bir yol. Ama hiçbir vukuat olmazmış bu yolda. Yanımda oturan bayan Adıyamanlı olup Batman’da yaşayan birisi. Batman Özel İdare Müdürü’nün hanımı. Batman Valiliğinin sosyal projeleri içinde çalışıyor Diriye Hanım. Çalışmalarımız aynı yönlü olunca Diyarbakır’dan Batman’a kadar sohbet ettik. Onun anlattıklarından Batmanlıların Valilerini çok sevdiğini anlıyorum. Gerçi Recep Kızılcık’ın, Batman’da çok sevilen, halkla iç içe olan bir vali olduğunu daha önce de birçok kez duydum. Daha önceki valiler de çok seviliyordu Batman’da.
Karacadağ’dan geçerken Mandel Göçerlerini anımsadım. Bu civarda yaşayan göçerlerle, geçtiğimiz Mart ayında Urfa’da bir hayvancılık paneli yapmıştık. Daha doğrusu GAP’ta Hayvancılık Sorunları Panelimize kalkıp buralardan gelmişlerdi. İşlerinin yoğunluğu ve tüm imkânsızlıklarına rağmen, 100 km. den fazla yolu tepip gelmişlerdi. Çünkü sorunlarını anlatmak, en önemli sorunları olan yerleşik hayata geçme isteklerini dile getirmek istiyorlardı.
Hiç unutmayacağım, uzun olmasına rağmen Diriye Hanım sayesinde hiç sıkılmadığım bir yolculuktu bu. Kızların okuması, kadınların ezilmemesi için uğraşan bir ekibin içindeki bu bayanla yollarımızın en azından bir ortak çalışmada kesişeceğini umuyorum.
Akşamın erken saatlerinde Adıyaman’dayım. Hafiften yağan yağmur ve esen rüzgâr Adıyaman’ın gizemli karanlığını süslüyor. Bu şehre her ne zaman gelsem kendimi çok rahat hissediyorum. Sanki kendi evimde gibiyim. Nedeni de, burada eskiden 4 yılı aşkın bir süre kaldım. Birçok eşim dostum var. En önemlisi de çalıştığım kurumun Bölge Müdürlüğü var. O yıllardan bazı mesai arkadaşlarım halen burada devam ediyorlar.
Bazen yorgunluk öylesine esir almıştır ki insanı dinlenmeyi bile engeller. İşte bu günün sonunda dinlenememeyi yaşıyorum. Bir güne sığdırılmış bu kadar eylem, bu kadar konuşma, bu kadar farklı insanla bir araya gelme, bu kadar ülke meselesine kafa yorma, bu kadar çok yol gitme olursa, o günün gecesi de bitmiyor maalesef.
Akşamın geç saatlerine kadar, misafirhanedeki odamda geriye kalan iki panel için telefon trafiğine devam ediyorum. Ertesi gün Adıyaman GAP Paneli, daha ertesi gün de Suruç Su Paneli var. Benim aradıklarım ve beni arayanlar derken, bu kadar yorgun bir kafayla kiminle ne konuştuğumu ertesi gün rüya gibi algılıyorum. Bu çalışmalarda beni en çok mutlu eden şey, gittiğim her yerde benimle birlikte bir şeyler yapabilme çaba ve arzusu içindeki insanların ilgisidir.
Yarın daha az yoğun bir gün olacağından dinlenme fırsatı bulacağımı düşünüyorum. Ama gene de Adıyaman Panelinin stresi oldukça fazla üzerimde. Çünkü katılımın fazla olmayacağı şimdiden içime doğmuş gibi. Ve öyle de oldu.
En azından biraz dinlenmiş olarak geçirdim 14 Kasım gününü.
15 Kasım sabahı ise ver elini Urfa.
****
Adıyaman’dan Urfa’ya giden minibüslerden birisine bindim. Güzel, son model bir araba. Biraz sonra öylesine tıkış tıkış doldu ki, çoluk çocuk bir yana bir de ortaya atılan çuvallar var. 8-10 yaşlarındaki çocuklar ise annelerinin kucağında. Gerçi minibüs taşımacılığı her yerde böyle. Büyük şehirlerde de, küçük yerlerde de hep aynı. Turşu bidonu gibi. Bu işin biraz daha medeni koşullarda yapılması çok iyi olacak.
Minibüsteki doluluktan yakınırken biraz sonra daha vahim bir durum çıktı ortaya. Daha Adıyaman’ı yeni çıkmışken dayanılmaz kötü bir koku gelmeye başladı. Arka taraftan gelen mırıldanmalara dönüp baktım, siyah çarşaflı bir kadının kucağındaki 8-10 yaşlarında bir erkek çocuğu kusuyordu. Belli ki hasta. Böylece, o kötü kokuyla başından sonuna kadar çekilmesi çok zor bir yolculuk oldu bu defaki.
Bugün de zorlu bir gün var önümüzde. Sabah Adıyaman’dan Urfa’ya, oradan Suruç ilçesine gitmek hayli uzun bir yol. Neyse ki Urfa’da buluştuğumuz Ziraat Fakültesi hocalarıyla Suruç’a gitmek daha keyifliydi.
Suruç, çok merak ettiğim bir yerdi. Ancak burada bulunma zamanım da çok kısıtlı olduğundan ve gene o zaman da panel çalışmasıyla geçtiğinden bu ilçeyi gezme, görme, tanıma fırsatım olamadı. Çok geniş bir ovanın Suriye sınırına yakın bir yerinde kurulmuş olan Suruç, anlatıldığına göre eskiden etrafı sularla çevrili yemyeşil bir yermiş. Şimdilerde ise susuzlukla boğuşan, kendisini yeşilden ziyade su savaşının içinde bulan bir ilçe.
Akşam dönüşteyiz ama Urfa’ya girmek ne mümkün. Kaza olmuş, yol tıkalı. Kilometrelerce uzayıp giden araç kuyruğu. Bekle de bekle. Uçağı kaçıracağım endişeleri içindeyken nihayet açıldı yol. Tam bir saat beklemişiz burada. Ve günün son saatlerinde evimdeyim.
24.11.2008
dsucuka@hotmail.com
|