Gelin Arabasının Üzerindeki Tinerci
Yer; Ankara Kocatepe Nikâh Salonunun önü.
Tarih; 31 Ocak 2009.
Nikâh töreni için gelen gelin arabasının etrafına doluşuverdiler. Hal ve hareketlerinden insanları tedirgin ettikleri belli oluyor. Bekleşip duruyorlar. Tehditkâr sözleri ve tavırları gelin ve damadın yakınlarını huzursuz ediyor. Yakınlarda ise hiçbir güvenlik görevlisi yok. Nikâha gelen bir grup genç bir ara onları kovalıyor ama bu da çare değil.
Nikâh töreni bitiyor, davetliler oradan ayrılıyor. En son ayrılacak olan ise birkaç yakınla birlikte gelin arabası. Hareket halinde olunduğu için herkes arabasına koşuyor. Tam da o sırada, bekleşmekte olan ve gelin arabası geldiğinde etrafını saran, etraftan tinerci olarak nitelendirilen beş-altı çocuk (yaşları 14–15 civarı) birden gelin arabasının üzerine atlıyorlar. Arabayı kullanan ise damadın kardeşi. Bunlardan nasıl kurtulacağının endişesine kapılıyor bir an direksiyondaki kardeş. Hemen arkasındaki arabada bulunan amcası ise jet hızıyla gelişen bu olayı ‘nasıl müdahale ederim’ varsayımıyla izliyor.
Yetenekli sürücü kardeş arabanın üzerine çıkan, arabaya adeta yapışan bu çocuklardan zor bela kurtulmayı başarıyor. Büyük bir korku atlatmış olarak. Büyük bir tehlike atlatmış olarak. Bir kazaya meydan vermemiş olarak.
Bu olayı bizzat kendi gözlerimle görmüş, o endişeleri yaşamış birisi olarak anlatıyorum. Çünkü o nikâh bizim ailemize aitti.
Ankara’nın göbeğinde, çok kullanılan ve çok işlek bir noktada, yeni bir nikâh salonu. Burada günde en az birkaç tane nikâh merasimi olduğu kesin. Gel gör ki, bu salonun önü bu kadar tehlike arz ediyor. Nerede Ankara’nın bu çocuklara çare-çözüm bulacak makamları?
Belediye bu çocukları görmezden gelmemeli.
Emniyet bu çocukları görmezden gelmemeli.
Valilik bu çocukları görmezden gelmemeli.
Bir gün bir ailenin başına, bu salonun önünde olmadık işler gelirse; bir gün bir ailenin mutlu günü karanlığa dönerse bunun vebalini kim taşıyacak?
Ben onlara sokak çocukları deyimini hiç yakıştıramıyorum. Sokak çiçekleri demek istiyorum ama bu da eğreti duruyor. Umut çocukları denmiş bazı kesimlerde. Neyin umudu? Umutları mı var ki onların? Bu nedenle bu tanımlama da kulağa hoş gelmiyor. Başka bir tanımlama yapmakta fayda var. Dışlanmışlığı değil sahiplenmeyi çağrıştıran bir tanımlama.
En çok sıkıntı yarattıkları şehir İstanbul olarak biliniyor. Oysa onlar her yerde toplumun çok önemli bir sorunu olarak ön plana çıkıyorlar. Gaziantep’te, Batman’da onları anlatan paneller düzenledik. O toplantılarda gördük, bilgilendik ki, sokak çocukları oralarda Ankara, İstanbul’daki kadar tehlike arz etmiyorlar. Çünkü oralarda Emniyet Müdürlükleri çıkmış ve bu sorunun üstesinden gelebilecek çalışmalar yapmışlar, yapıyorlar.
Sokak çocuklarının yaşam öykülerini filmleştirip izlediğiniz zaman gözyaşlarınıza hâkim olmanız mümkün değildir. Çünkü onların birçoğu bitmiş bir hayatı yaşıyorlar. Ve bir başka hayatı bitirmeye her an hazırlar. Nihayetinde bunun da örneklerini zaman zaman medyadan görüyoruz.
Sokağa çıktığınız zaman köşe başlarında, işlek noktalarda mendil satan, çiklet satan, yüz ifadesi gam-keder dolu bir çocuğa mutlaka rastlarsınız. Bunlar tehlikesiz olanlarıdır. Eğer sahiplenilmezse bir süre sonra bu çocuklar tehlikeli olanlar sınıfına katılırlar. Ve ıssız parklarda, tenha yerlerde, hatta nikâh salonlarının önünde korkulu rüya haline gelirler.
Toplum, kendi yarattığı tehlikelerden kendi kendine kurtulmasını başarmak zorundadır. Sokaktaki sokak çocuğu tehlikesinden kurtulmak ancak ona sahip çıkmakla mümkündür. Bunun için de sadece vatandaş olarak değil, hem vatandaş hem devlet olarak, herkes üzerine düşeni yapması gerekir.
06.02.2009
dsucuka@hotmail.com
Not: "Yıl Ortasında Öğretmen Tayinleri" başlıklı bir önceki yazımın giriş cümleleri şu şekildedir;
(Bugün yarıyıl tatilinin son günü. İlk ve ortaöğretimdeki öğrencilerin karne günü.)
düzeltilmişi
(Bugün yarıyıl sürecinin son günü. İlk ve ortaöğretimdeki öğrencilerin karne günü.)
Dikkatten kaçan bu hata için okuyucudan özür diler, uyaran okuyucuya teşekkür ederim.
|