Seçim Meydanlarının Kötü Üslubu Bıktırıcıydı
Aylardır süren, son iki ayda ise tam gaz giden seçim çalışmaları artık bitmek üzere. Bitse de seçime kilitlenen Türkiye normale dönse beklentisi seçim bıkkınlığının en iyi ifadesi olmalı.
Biz bu seçim meydanlarından ne anladık, ne anlamadık, tartışılacak önemli bir nokta bu bence. Kavga, hakaret, sözlü saldırı, her şey vardı. Olmayan tek şey ise hangi partinin bu ülke için ne yapmaya çalıştığının ifadesi idi.
Atlar, eşekler, heybeler, namertler, müfteriler, magandalar, daha neler duymadık ki neler. Duymaya özlem duyduğumuz sevecen ve uzlaşmacı hiçbir söz yoktu o meydanlarda. Görmeye özlem duyduğumuz hiçbir şefkat ve kucaklama yoktu o meydanlarda. Veryansın birbirlerini karalama, karşılıklı atışma, birinin sözlerine diğerinin yetiştirdiği cevaplar vardı sadece.
Aylardır meydanları dolduran, taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışırcasına miting alanlarına otobüslerle insan taşıyan partilerden, iktidar ve muhalefet partilerinden söz ediyorum. O meydanlara doldurdukları insanlara göstere göstere kavgalarını gösterdiler aylardır. Türkiye’de siyaset böyle yapılıyor işte. Sivil iradenin bir biçimde bunun önüne geçmesi lazım.
Ne kriz, ne dış politika, ne terör, ne işsizlik, ne de bir başka ülke meselesi yoktu önlerinde ve dillerinde. Var idiyse bile bunları halka veremediler. Kavgayı izlemeye meraklı bir toplum olduğumuz için hep onların kavgaları verildi, gerisi kesildi belki de. Eğer öyle idiyse buna müdahale etmek de onların işiydi. Kardeşim kavga kısmını değil, programlarımı anlat deselerdi medyaya.
Siyasetçiyi bu kulvara iten de toplumun kendisi bence. ‘Allahına kurban be, ne güzel laf etti benim başkanım’ ya da ‘helal olsun sana başkan, ne iyi cevapladın onu’ türünden övgü ve tezahüratlar, siyasetçinin o eleştirdiğimiz duruşunu körüklemektedir. Körüklenen siyasetçi de kin ve gerilimini seçmene aktarmaktadır. Yani kısır bir döngü.
Bu seçimin genel seçim değil yerel seçim olmasına rağmen ve partilerden ziyade adayların ön plana çıkması gerekliliğine karşılık, parti liderleri sahaya inerek bol bol dövüştüler. Seçim meydanlarından halka yansıyan hoşgörü, sevgi, saygı, nezaket, uzlaşma olacağına kin, ayrışma, küfür, hakaret oldu maalesef. Ve halk bıktı bu kavgalı siyasetten.
“Kriz bize teğet geçecek, iddiamı sürdürüyorum, kapanan işyerleri varsa kendi iş bilmezliklerindendir” diyen Başbakan bir de bu tutumuyla incitti halkı. Kriz bize nasıl teğet geçecek bunun bir izahı olmalı. Ama bunu da izah eden bir bilirkişi yok ki. Oysa daha kısa süre önce açıklandı sanayide, ihracattaki düşüşler ve işsizlik oranları. Tarihte bu kadarı görülmemişti diye yazıldı her yerde. Şimdi bunlara mı inanmak lazım, hala krizin bize teğet geçeceğine mi? Teğet geçmesi kalmamış artık, bal gibi krizin ortasındayız işte. Koskoca mağazalar kapanıyor, birçok işyeri, küçük ölçekli işletmeler kapılarına kilit vururken holdingler de kıvranıp duruyorlar.
İşyerini kapatan beceriksiz olduğu için mi kapattı?
Başbakan bunun böyle olduğunu iddia etti. Farz edelim ki öyle, gene de Başbakan çıkıp da bunu miting alanlarında böyle dillendirmemeliydi. Bir kriz ortamı yoksa ve bir işyeri açılıp başarılı olamayıp kapanmışsa böyle düşünmek doğaldır. Ama bir kriz ortamında böyle söylemek haksızlıktır. Kimisi işyerini kaybetmiş kimisi işini. Bu durumdakine teselli vermek gerekir hor görmek değil. Ayrıca sayısız işyeri kapanmışsa eğer, burada suçu işyeri sahibine yüklemek yerine, kapanmaması için iktidarın ne gibi önlemler aldığını ve bu konudaki becerisini sorgulamaktır esas olan.
Gelecek yılların seçimlerini kavgasız, hakaretsiz, daha seviyeli seçim meydanlarıyla karşılamak dileğiyle.
24.03.2009
dsucuka@hotmail.com
|