Mısır Tarlası Günlüğüm
Bugün babamın düldülünü aldım ve babamla birlikte köye gittim. Mısır tarlalarına uğrayıp mısır toplamak bahanesiyle gittik ama asıl amacım görebildiğim köylülerle sohbet etmek, onların sorunlarını dinlemekti.
Tarsus’a geçen seferki gelişimde kime ait olduğunu hatırlamadığım ama kulağımda kalan bir sese kulak verdim ve çiftçinin sorunlarını dile getirmek istedim.
Eski adıyla Zübeyir, yeni adıyla Akarsu. Dedem Mistili Mehmet ile anne annem Zekiye’nin büyük aşkına mekan olmuş bir köy. Her ne kadar burada büyümedikse de burası bizim köyümüz. Tarsus’a yaklaşık 12 kilometre mesafede. Babamın toprakları nedeniyle irtibatımızın kopmadığı bu köyde köyün eskilerinden, yerlilerinden çok az kişi kalmış. Doğudan göçle gelen aileler burada yerleşmiş, ev kurmuş, toprak almışlar, kendi kültürleriyle yaşamlarını devam ettiriyorlar.
Babam topraklarını ortakçıya verse de köylünün, çiftçinin sorunlarıyla iç içe olan birisidir. Bu sebeple yol boyunca ekim dikime dönük, çiftçinin sorunlarına dönük konuştuk. Babamın düldülünü kullanmakta ilk başta acemilik çeksem de yolu rahat gidip geldim. Yol, köye kadar düzgün asfalt. Çukurova’nın orta yerindeyiz ve her taraf alabildiğine mısır tarlası.
Eskiden buğday bile ekilmezdi, sadece pamuk üretilirdi bu bereketli topraklarda. Pamuk ekimi devlet eliyle öldürüldükten sonra bir dönem buğday ekimi ön plana çıktı. Şimdi de ağırlıklı olarak mısır ekimi yapılıyor. Mısır yetiştiriciliğinin hem masrafı az hem de zahmeti. Üstelik bıraktığı kar da önemsenmeyecek gibi değil. Tohum, gübre sulama ve biçme masrafı dışında pek masrafı yok. Ama pamukta öyle değil. Hem masraf fazla hem de zahmet. Bir de hasat zamanı ürün dalında yağmur yemişse çiftçinin beli kırılmış demektir. Her şeye rağmen tekstilin ham maddesi pamuk yetiştiriciliği bu verimli topraklarda devlet tarafından teşvik edilmeliydi. Tüm bu detaylar, ülkemizde tarımın devlet destekli dış yaptırımlar tarafından nasıl baltalandığının resmidir.
Babamla sohbet ederken bir de baktım ki bizim mısır tarlasına gelmişiz. Elimizdeki poşetlerle daldık mısır toplamaya. Köyün hemen kenarındaki mısır tarlasından dönüşte köyün içinde durduk biraz. Orada gördüğüm bir tulumbaya yöneldim, elimi yüzümü yıkamak istedim. Tulumbanın koluna basıp altına ellerimi götürünceye kadar suyun durduğunu gören bir kız çocuğu ‘ben çalayım (tulumbanın kolunu basmak)’ diyerek koşup yanıma geldi ve emme basma tulumbanın kolunu indirip kaldırmaya başladı. Buz gibi suyla biraz serinledim. Köy meydanında durmuş bir seyyar satıcı kamyonetinin arkasında savrulan rengârenk elbiselere müşteri olarak duran birkaç kadının çocuklarıydı bunlar. Bunların Doğudan gelenler olduğunu söylemişti babam. Bana suyu döken kız çocuğuna nereden geldiklerini sordum, ‘Diyarbakır’dan’ dedi. Çok cana yakın ve konuşkan biri olduğu sorularıma cevap verişinden belliydi. ‘Sizi daha önce de gördüm, buraya daha önce de geldiniz’ deyince şaşırdım biraz. Doğru söylediğini biliyorum ama o karşılaşmamızı hatırlamıyorum.
Eve dönüşte evdeki kalabalığa mısır ziyafeti çekmek de ayrı bir zevkti. Sevmeyen yok ki bu nesneyi. Cumhurbaşkanının oğlu da ticaretini seviyor bu işin. Ama o dışarıdan ithal edilen şoklanmış mısırın çerez mahiyetinde ticaretini yapıyor.
Bu topraklar Çukurova’nın en verimli toprakları. Bir dönümden alınan mısır rekoltesi ortalama 1 veya 1.2 ton civarında. ‘Bizde dönüme bir ton mısır alınırken Amerika’da üç ton alınıyor’ diye de bir ek bilgi sahibi oluyorum.
Bugün köye gidip gelirken tarlalarda çalışan, köyde yaşayan insanları gördüm, onların sıcağın altında, güneşle ve toprakla nasıl da arkadaş olduklarını bir kez daha resimledim. Zor hayat velhasıl köy hayatı. Tepede kavuran bir sıcak, üzerine basılan ise toz tabakası. Bu kadar zor şartlarda yaşam mücadelesi veren köylü ve çiftçi emeğinin karşılığını alamıyor maalesef.
Atatürk ‘Bu memleketin efendileri köylülerdir’ demişti ama ne yazık ki köylüler bugün bu memleketin çilekeşleri olmuşlardır.
******************
Adana-Mersin Hattındaki Minibüslerde Yolcu İzdihamı
Tarsus’a geldiğim zaman öncelikle Mersin’e giderim ve orada sivil topluma dönük çalışmalar yaptığım arkadaşları bulurum, onlarla Tarsus ve Mersin gündemini değerlendiririz. Yine böyle bir gidiş için dün Tarsus’tan TOK minibüslerine bindim. Sözüm ona ayakta yolcu almak yasak. Maazallah küçücük aracın içerisi öylesine dolu ki nefes almak mümkün değil. Balık istifi gibi, üst üste, ayakta insanlar. Eskiden bu hatta trafik kontrolleri vardı ve hiçbir araç sürücüsü ayakta yolcu alamıyordu. Şimdilerde acaba kontroller mi kalktı ki böyle kural dışı uygulamalar oluyor?
06.07.2008 / Tarsus
dsucuka@hotmail.com
|