Mardin’deki Katliam ve Güneydoğu Gerçekleri
O kadar ağır, o kadar dehşet bir olay ki, bugün bütün Türkiye şaşkınlık içinde ‘bu nedir’ dedi.
Bu nedir?
Bu Güneydoğu gerçeklerinin bir aynası, bir izdüşümü, bir yansıması, bir resmidir. Silah, cehalet, kin, kan davası, töre ve insan yaşamının hiçe sayıldığı bir bölge. Bugüne kadar bunlar hep vardı. Ama bu kadarı olmadığı için, bu boyutta yaşanmadığı için pek gözler önüne serilmiyordu. Bugün toplumsal bir vaka olarak ülkenin her bir yanını hüzne boğdu.
Bir çırpıda öldürülen çoluk-çocuk 44 insan. Nasıl bir yürektir, nasıl bir kindir, nasıl bir düşüncedir, anlaşılması çok zor. Altındaki sebep her ne olursa olsun hiçbir biçimde savunu kaldıramaz. Hele hele katliamı yapanların (eğer doğru ise) aynı aileden olması hepten akıllara durgunluk veren bir ayrıntıdır. Terör bölgesinde, teröre dayalı olmadığı anlaşılan adice bir olay.
Geçen yıl gösterilmekte olan ve Mardin yöresindeki kan davalarını konu alan Sıla Dizisini ilgiyle izlemiştim. Bazı eleştiriler oluyordu “bu da nedir, artık böyle olaylar kaldı mı ki” şeklinde. Bugün yaşanan ve bir köyü yok etme amacı taşıyan katliam o dizi filmi bile geride bırakıyordu. Hani yoktu artık böyle şeyler. Aslında hep var ama büyük boyutta olmadığı sürece topluma yansımıyor.
Mardin, adı tarih, kültür, sanat, hoşgörü, dillerin ve dinlerin kardeşliği, farklı kültürlerin kaynaşmışlığı ile anılan güzel bir şehir. Bugünkü vaka ilk önce tüm Türkiye’de Mardin’in adını, sonra da dış dünyada Türkiye’nin adını sorgulatır türdendi. Eminim ki tüm Mardinliler bundan rahatsızlık duymuştur.
Olayın vuku bulması ile ortada tartışılan bir başka boyut var. Bu köyün erkeklerinin tamamı korucu imişler. Korucu yapıldıkları için, ellerine silah verildiği için, herhangi bir psikolojik araştırma yapılmadan korucu yapıldıkları için, bu silahı kötü amaçlarla kullandılar yaklaşımıyla devlete yönelik eleştiriler havada uçuşmaktadır. Koruculuk sistemi tartışılabilir, bu ayrı bir konu. Ancak, Bölgede yaygın olan bir kültür var ki, silah sadece korucu olanların elinde değil, herkeste olması gerekli bir ihtiyaç gibi algılanmaktadır. O insanlar korucu olmasalar silahları olmayacak mıydı? Olmasa bile böyle bir katliamı aklına koyan kişiler o silahları mutlaka temin ederlerdi. Öncelikle değişmesi gereken şey kültürdür. Öncelikle oluşması gereken şey hoşgörüdür. Öncelikle yok edilmesi gerekli şey cehalettir. Silahlarla, kinle, kanla, kan ve namus davasıyla büyümüş çocukların dünyasını silah vermeyerek değiştirmek mümkün müdür? Değişmesi gereken onun dünyasıdır, onun içindeki öldürme dürtüsüdür, onu öldürmeye teşvik eden büyüklerin kafasının içidir.
Güneydoğu’nun eğitimli insanları kan, kin, silaha karşı olsa da, bölge kültürünün değişmesi yönünde etkin roller üstlendiği söylenemez. Bu önemli bir noktadır. Değişimler uzun süreçler alır. Ancak değişim için gerekli adımlar atılmışsa. Bölgenin eğitimli insanları insan yaşamını hiçe sayan kültürün değişmesi yönünde adımlar atmak zorundadır. Feodalite, aşiret, ağa kavramları tartışmaya açılmalı, bu kavramlar açmazındaki kırsal kesim insanı özel bir eğitime tabi tutulmalı, vatandaşın ağaya değil devletine güvenmesi sağlanmalıdır.
Bu hüzün ve acı dolu olayda bile devleti suçlayan siyasi düşünceler, insanları devlete karşı tahrik etmekten vazgeçip bölge gerçekleriyle mücadele etmeleri gerektiğini anlamalıdırlar.
Devlet ancak şu noktada etkin olmak durumundadır, etkin olmadığı için eleştirilebilir: Bölgedeki kin, kan davası, silah tutkusu gibi olumsuz düşüncelerin değişimi yönünde çok etkili programlar uygulanmalıdır ve bunun da öncülüğünü devlet yapmalıdır.
Mardin-Mazıdağı’nın bir köyünde meydana gelen katliamda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza yüce Allah’tan rahmet, hayatta kalan yakınlarına sabır dilerken olayı gerçekleştirenleri kınamaktan başka söz kalmamıştır geriye.
05.05.2009
dsucuka@hotmail.com
|