Göl ve Akarsularımız Kuruyor
Üç gün önce, Ankara’dan Antalya yönünde gidiyoruz. Burdur civarında çok yeşil bir doğa dikkat çekiyor. Sol taraf Toros Dağları, sağ tarafta ise Burdur Gölü uzanıyor. Biraz uzak mesafeden izliyorum Burdur Gölünü. Göl, yatağında çekilmiş, neredeyse var olan su kısmı kadar bir alan açığa çıkmış. Yani kuraklık nedeniyle göl oldukça fazla bir küçülmeye, su çekmesine uğramış gözüküyor. Su çeken kısımlar beyaz bir tabaka halinde duruyor uzaktan. Bu manzara çok ilginç geldi, baktıkça baktım, gelecek yılların susuzluğunu ve kuraklığını kurguladım.
Burdur-Isparta bölgesinde yer alan göllerden birisi olan Burdur Gölü bu şekilde kurudu, yatağının önemli bir kısmı açığa çıktı ise diğer göllerin de çok farklı olmayacağını düşündüm. Bu kurumanın bir kısmı yaz mevsimi nedeniyle olsa da büyük kısmı kuraklık ve küresel ısınma nedeniyle olmalı. Tüm Türkiye’de, tüm dünyada kuraklığın önemli bir tehlike olduğu bilinmekte ve bununla ilgili çağrılar yapılmakta ama maalesef ne toplumlar ne de devletler tarafından gerekli önlemlerin alınmadığı gerçeği de bilinmektedir.
On gün önce Tarsus’a gitmiştim ve ‘Mısır Tarlası Günlüğüm’ adlı yazıyı yazmıştım. O yazıda Çukurova’daki tarımdan bahsederken su konusuna da değinmek istemiş ancak bunu başka bir yazıda işlemeyi uygun görmüştüm.
Mısır tarlasına gitmek üzere köye giderken köy yolu boyunca, yer yer çizdiği kavislerle yola yakın duran Tarsus Irmağını da görmüştüm. Tarsus’un yukarı kısımlarından, Toros Dağlarının içinden doğan Tarsus Irmağının adı Berdan çayıdır aslında. Her ne kadar çay dense de küçük bir nehirdir burası. Köy yolculuğunu beraber yaptığımız babam bir an nehirdeki suyun azlığına dikkat çekince baktım ki su kalmamış adeta nehir yatağında. Bir sızıntı halinde akan suya girmek hiçbir tehlike yaratmayacak gibi duruyor. Eskiden, bizim çocukluğumuzda yazları böyle değildi oysa. Nehir yatağı en azından ortasına kadar dolu akardı. Belki eskiden barajlar yoktu ve suyu tutmak mümkün değildi, gelen suyun hepsi akıyordu. Ama bugün barajlar da kuru. Eskisi gibi su geliyor olsa, en azından fazlası barajda depolanıp kalanı salıverilecektir. Ama yok, kaynaklar kurumuş.
Mısır tarlasının yanına gittiğimiz zaman gördüm ki tarlanın kenarından akan kanal suları da çekmiş. Çukurova’da sulama ağı oldukça mükemmeldir. Tarlaların etrafı asma kanaletlerle çevrilidir. Tarla sulamak problem değildir. Ancak bu kanaletler eskiden dolu akardı, şimdi gördüm ki sızıntı halinde akıyor.
Kuruyan nehir, kıt sulu kanaletleri görünce demek ki Çukurova’da da su sıkıntısı başlamış diye düşündüm. Suyun en bol olduğu, yeşilin en çok görüldüğü köşelerden birisiydi oysa burası. Böyle giderse, sular çeker, kuraklık önü alınamaz biçimde büyürse, su ve yeşilin cenneti Çukurova da yakın gelecekte büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalacaktır. O günleri kurgulamak bile insanı üzüyor.
Mısır Tarlası Günlüğümde işlediğim o yolculukta azalan ve kuruyan suları görünce Mars Gezegeni geldi aklıma. Ve bir kıyaslama yaptım. Gezegenle ilgili haberler yapılırken şöyle deniliyordu; Gezegenin yüzeyindeki uzun ve çukur yerler kurumuş nehir ve dere yataklarını anımsatıyor. Bu görüntüler, eskiden Mars’ta akarsuların, göllerin olduğunu ancak bugün kurumuş bu su kaynaklarının yataklarının resmi diye düşünülmektedir. Bu yazılanları hatırladım uzun uzun. Ve Dünyanın da bir gün bu şekilde tanımlanabileceği endişesini duydum sessiz ve derinden.
Yukarıda vermeye çalıştığım örnekler, Türkiye’nin farklı köşelerinden, bir hafta arayla karşılaştığım çekilmiş, azalmış, kurumuş su kaynaklarıdır. Ne var ki diğer belgelerdeki diğer su kaynaklarımızın da farklı olmadığını biliyoruz, bilmesek de duyuyoruz, duymasak da tahmin ediyoruz. Güneydoğu’da, Konya Ovasında, Trakya’da, Ege’de kuraklıktan etkilenen tarımı, açıklanan raporlar doğrultusunda görüyoruz. Dicle’nin, Menderes’in, Meriç’in çeken sularını okuyoruz ya da duyuyoruz.
DSİ tarafından yapılan açıklamalar bugünkü (16 Temmuz 2008) gazetelerde geniş yer buldu. Verilen bilgilere göre şu anda 7 ilde su açığı bulunmakta olup iki yıl sonra 34 ilde su açığı beklenmektedir. Bugüne kadar su zengini olmasa da su sıkıntısı yaşamayan Türkiye’de yakın gelecekte su sıkıntısı yaşanacaktır.
Siyasi çekişmeler, iç kargaşalar, etnik gerilimler bir yana bırakılmalı;
insanlığın temel ihtiyaçlarıyla ve küresel ısınma, kuraklık, susuzluk gibi yakın gelecek tehlikeleriyle yakından ilgilenmek ve gerekli önlemleri almak ülkeyi yönetenlerin asıl görevi olmalıdır.
16.07.2008
Kemer
dsucuka@hotmail.com
|