Son Dakika    |     Sitene Ekle    |    Künye     |     İletişim

GÜNEYDEN KUZEYE....

Duygu SUCUKA
         GÜNEYDEN KUZEYE....

Güneyden Kuzeye Kuraklık ve Trakya’dan İzlenimler


 


Bu yaz tatilimde biraz fazla dolaştım.


Temmuz’un ilk günlerinde Tarsus-Mersin, ortalarında Antalya-Kemer sonlarında da Trakya yolculukları derken bir aydır yollardayım. Bu seyahatlerde her zamanki gibi gözlemlediğim çevre, doğa ve toplum içerikli izlenimlerimi aralıklarla da olsa yazmaya çalıştım.


 


Tatilimin son kısmı olan Trakya bölümünde tanıdık sitemleri biraz fazla oldu. “Hep Güneydoğu’yu yazıyorsun, hiç Trakya’yı yazmıyorsun, biraz da Trakya’nın sorunlarını işle” türünden serzenişler geldi.


 


Tarsus ve Antalya seyahatlerimdeki gözlemlerimle yazdığım “Göl ve Akarsularımız Kuruyor” başlıklı yazımı Siirt Birlik: Gazetesinden takip eden bir okuyucum “Duygu Hanım biraz da Güneydoğu’daki kuraklık meselesine değinsin, mercimek tarlalarında durum hiç iyi değil” diye bir yorum yazmış. Kuraklığın, her yerdekinden daha fazlasının Güneydoğu’da yaşandığının farkındayım. Türkiye’nin en büyük iki nehrinin Güneydoğu’da olmasına rağmen bu kadar susuzluk ve kuraklık yaşanmasını salt küresel ısınmaya bağlamak istemiyorum. GAP kapsamında inşa edilen 22 barajın projeye uygun değerlendirilemediğini yabana atmamak lazım. Ama Siirtli okuyucumun işaret ettiği anlamda bakmak gerekirse gerçekten küresel ısınma ve kuraklık büyük bir tehlike. Ama asıl tehlike, gün be gün kendini daha çok hissettirmekte olan bu tehlikenin önemsenmemesi ve siyasi çekişmelerle günü kurtarma anlayışlarıdır.


 


İki gün önce Ankara’dan Trakya yönünde gelirken Sakarya yakınlarındaki Sapanca Gölü ile Sakarya Nehri dikkatimi çekti. Bu su kaynaklarında da kuraklık sonucu azalma olmuştur belki ama bu azalmanın derecesini bilemem. Ancak, Sakarya Nehri hatırı sayılır bir dolulukta akarken Sapanca Gölü de her zamanki doluluk ve güzelliğiyle dalgalanıyordu. Demek istediğim, bu yöredeki kuraklık Güney, Güneydoğu ve iç kesimler kadar dikkat çekici düzeyde değildi. Umarım bu denge bu şekilde korunur ve diğer bölgelerin kuraklığıyla da en yakın zamanda savaşma yoluna gidilir.


 


Trakya’da ise yer üstü sularda çok belirgin bir azalma göze çarpmazken yer altı su seviyesinde önemli miktarda düşme olduğu belirtiliyor.


 


 


Trakya’nın Gerdanlığı Saros Körfezi


 


Burası Saros Körfezinin Erikli tatil beldesi. Karşımda, Keşan’ın Erikli ve Mecidiye köyleri, (Mecidiye bu noktadan her ne kadar tam gözükmese de) sabahın sisli ışıltıları içerisinde bana bakıyorlar. Birbirlerine kuş uçuşu 7-8 km. mesafede bulunan bu iki köyün gerek dış görüntüsü gerekse kültür çizgisi birbirinden oldukça farklı durmaktadır.


 


Erikli tatil beldesi, adını, 2-3 km yakınındaki Erikli Köyünden alıyor. Söylendiğine göre köyün adı, eskiden buradaki erik ağaçlarının bolluğundan gelmekte imiş. Şimdi o erik ağaçları pek kalmamış.


 


Saros Körfezinin en önemli tatil beldelerinden birisi olan ve yaz aylarındaki nüfusunun 20-25 bin civarında olduğu söylenen Erikli’de sezon çok kısa.  İki, iki buçuk ay gibi kısa bir yaz sezonu yaşanan bu güzel beldede turizm, bölge halkının ve İstanbulluların yazlıklarına gelmesi ile sınırlı kalmaktadır.


 


Köylerin yer aldığı yamaçlardan denize dönüyorum yüzümü. Erikli sahilinde denize karşı oturmuş karşı sahillere bakıp tarih düşünüyorum. Karşımda uzanan kara parçası Gelibolu Yarımadası. Yarımadanın Ege tarafını görüyorum. Arka yamaçta ise Çanakkale Boğazı ve Çanakkale var. Orada Bolayır’ın, Conk Bayırı’nın, Kilit Bahir’in durduğunu biliyorum. Çanakkale’de sembol olmuş bu gibi yerler öylesine gizemli geliyor ki baktıkça bakıyor ve tarihe dalıyorum. Bu bölgenin tarihini karşı sahillerden bile düşünmek bir başka sarıyor insanı.


 


Bolayır denince Vatan şairi Namık Kemal, Conk Bayırı denince Çanakkale’de yatan şehitler geliyor akla. Türkiye’yi karış karış işgal eden düşmanlara dar edilen Çanakkale Boğazı uzanıyor orada. Tarihe fazla dalmadan tekrar Saros Körfezine dönmek istiyorum.


 


Uzun zamandır gelmemiştim bu denize. Bu defaki gelişimde denizin daha bir kirlenmiş olduğunu fark ettim. Malum, buradaki nüfus da her geçen gün artıyor ve yaz turizmi çevreyi katlediyor. Körfezin en geniş kumsalına sahip olduğu söylenen bu sahildeki kumsal bile öylesine kirletilmiş ki, kumlarla beraber pet şişe, izmarit, kağıt, poşet türü her türlü atık madde bulmak mümkün. Bu da toplum olarak çevre bilincimizin ne kadar zayıf olduğunun göstergesidir.


 


Saros Körfezinde Yayla, Vakıf, Enez gibi başka tatil beldeleri de mevcut. Körfeze bir bütün olarak bakıldığı zaman temiz, pırıl pırıl bir deniz ve turizm yönünden fazla kuşatılmamış sahiller görmek mümkündür. Birçok noktada ormanla denizin kucaklaşması da bölgeye ayrı bir güzellik katmaktadır.


 


Kooperatif türü yapılaşmalarla devamlı genişleyen Erikli’de, köylülerin, her sabah, sokak aralarında traktörleriyle getirdikleri sebze meyveleri, balık, süt gibi ürünleri satmaları da buraya özgü bir işlevdir. Evin balkonunda oturuyorken hemen kapının önünden geçmekte olan köylü vatandaştan ihtiyaç duyulan gıda ürünlerini taze taze almak, hem de köylü vatandaşın bahçesinden toplayıp getirdiği, en az hormonlu olanından almak ayrı bir zevk olmalı. Burada Trakya çiftçisinin çalışkanlığı da ayrı bir değerlendirme.


 


Satıcıların birçokları da sulama motorlarından yapma traktörleriyle ilginç bir manzara sergiliyorlar. Bunun da nedeni, çiftçi vatandaşın traktör almaya gücü kalmadığı için, sulama motorlarından oluşturulan düzeneğin arkasına takılan römorkla traktör oluşturarak çiftçilik yapmaya çalışmasıdır. Mesela, büyük bir köyde sadece bir kişide traktör kalmış. Borç içindeki çiftçi traktörünü satmasın da ne yapsın?


 


Köylünün, çiftçinin derdi burada da derin. Bir dokun bin ah işit. ‘Trakya çiftçisi çok mağdur durumda’ yorumları sarıyor etrafımı. Tohum, ilaç, gübre, su pahalı ama ürün para etmiyor. Çiftçi girdiği borç yükünün altında erimeye devam ediyor.


 


Köylü vatandaşın mahalle arası satıcılıklarının yanı sıra bir de Roman vatandaşların verdiği yan hizmetler var burada. Belediyenin düzenlediği bir alandaki çadırlarda yaşayan Romanlar akşamları eğlence mekânlarında faytonculuktan garsonluğa; gündüzleri sahilde simit, su, vs, satıcılığında; ev temizliklerinde; yani hizmet gerektiren her alanda varlar. Keşan’ın, onun da ötesinde Trakya’nın çilekeş ama hayatından şikâyetçi olmayan; yoksul ama devletini horlamayan toplumu onlar.


 


28.07.2008


Keşan


 

Bu yazı 1306  kere okundu

Bu Yazıyı Paylaş: Add to: Facebook.com Add to: StumbleUpon Add to: Yahoo Add to: Google

YORUMLAR

SON YAZILARI

Toprağa Gömülen Sevdalar Kadına şiddet ve intiharlar paneli raporu Ya 12 Eylül Öncesi? Görev süresi dolan rektörler ne yapar Merkez Valilerinin Merkezi İstanbul'un Kayıp Çocukları Türkiye’nin Sokak Çocukları Liseler 4 yıl ama eğitim 3 yıl Ölen Diktatörün ağlayan ülkesi Vurun Devlete

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

Sikayetim Var !

1Cumhuriyet evleri 2Trafik rezaleti. 3cadde ve sokak ışıklandırması 4GERİ DÖNÜŞÜM KUTUSU İSTİYORUZ 5soru 6İNSAN SAĞLIĞI 7Geridönüşüm noktaları 8sivrisinek ler 9hizmet mi eziyet mi.. 10cumhuriyet evleri aldatmacası

YAZAR YORUMLARI

1 EVET SEVGİLİ BEKİR 2 uyanalım artık 3 tebrik 4 YORUM 5 biz kimiz 6 büyümüşte küçülmüş 7 EN İYİ OLMAK 8 yüreğine sağlık.... 9 mucizeler sonsuzdur 10 çok film hareketler bunlar

HABER YORUMLARI

1 Bu şehri sevmiyorum. 2 MUTFAKTA BİRİ Mİ VAR? 3 Güüüüüzeeeellll 4 ben beyaz saçlı bir arkadaşım 5 zor gunlerın adamı 6 çiftçi 7 mersin 8 Tebrik 9 Yanındayım 10 Muhteşem Süleyman...

Anketler

En çok hangi rengi seviyorsunuz?
Beyaz
Kırmızı
Mavi
Mor
Pembe
Sarı
Siyah
Turuncu
Yeşil

Gunluk Gazeteler