AKP nin kapatılmayacağını ama çok da uzak bir zamana yayılmadan bölünebileceğini çok önceden yazmıştım. Bugün karar açıklandı ve parti kapatılmadı. Gelecek süreçte parti içi bir bölünmeden kaçınmanın zor olduğunu düşünüyorum. İşte Mayıs 2008 de yazdığım yazı. 30.07.2008 *******************
AKP Kapatılmaz Ama Bölünür
Siyasi partilerin yargı yoluyla kapatılmasını onaylamadığımı belirterek başlamak istiyorum. Ama eğer bir parti kapatılma aşamasına gelmişse bunu da yaratan sebepler var demektir. Tüm eleştiri ve tartışmaların bu çerçevede yapılması toplumu ve siyaseti daha olgun bir anlayışa doğru götürecektir. Ülkenin zarar görebileceği gelişmeleri engelleme yolundaki çabaları bile demokrasiye aykırı diye yorumlamamak gerekir. Eğer en çok parti kapatan ülkelerden birisi isek henüz siyasi olgunluğa ulaşmamışız demektir.
Kapatılma davasını doğru bulmadığımı söyleyerek başladım. Bu arada kapatılmaya sebep olan davranışları da doğru bulmadığımı tekrar ediyorum. Toplumun bazı kesimlerinin ihtiyaçlarını, Anayasayı değiştirerek çözme yolunu tercih etmek bazen sakınca yaratabiliyor. Parlamentodaki siyasi çoğunluğa dayanarak, Parlamento dışındaki halk çoğunluğunu karşınıza almak siyasi ahlaktan uzaklaşmak demektir. Sizi desteklemeyen kesim %10 da olsa bunu yabana atmamak gerekir. Eğer demokrasi diyorsak…
Yıllardır AB kapısında bekleyen Türkiye için, büyük bir çoğunlukla iktidara gelmiş ve iki dönemdir hükümet olan bir partinin kapatılması kolay değildir. Ayrıca ABD’nin iki dönemdir desteklediği ve “BOP’un eş başkanıyız” diyen bir iktidar partisinin kapatılmasına göz yumacağı da pek olası değildir. Bu kapatılma davası bir biçimde aşılacaktır. Başbakan’ın, durum karşısındaki duruşu da partisinin kapatılmayacağı yönünde yorumlar taşır türdendir. Ortalıktaki kapanacak iddiaları, sadece kapatılma sonucundan medet ummak isteyenlerin ‘kapanma kesin olacaktır’ beklentilerinden başka bir şey değildir.
Başbakan’ın arada bir “partimiz kapanmayacak” şeklindeki kendinden emin duruşu; “girilen zor sürecin ve ekonomik bozulmanın AKP’ye zarar vermemesi, kapatma davasını kullanarak mağdur rolünü bir kez daha oynaması için bu kapatma davası bir danışıklı dövüştür” düşüncelerinin doğruluk payını sorgulamaya neden olmaktadır.
Benim görüşüm bu kapatma davasının bir biçimde aşılacağı yönündedir. Ancak kapatmayı aşmış bir AKP, yakın gelecekte bölünmeyi ve dağılmayı aşamayacaktır. Çünkü artık bazı şeyler sorgulanmaya başlanmış, halktaki ve destek veren tüm çevrelerdeki AKP sempatisi aşınmaya yüz tutmuş, AKP de bu çoğunluğu götürmekte zorlanır olmuştur. Yani AKP’nin denenme sürecinin sonuna gelinmiştir.
AKP’nin yıpranmaya doğru giden yolda sorgulanan detaylara inecek olursak;
Tıpkı Turgut Özal örneğinde olduğu gibi, bu iktidarı da bitirecek olan sebeplerden birisi, Bakan çocuklarının ticaret merakıdır. Turgut Özal bu ülkeye çok faydalı işler yapmıştır ama ailesinin kamuoyunda nefret uyandırmasının önüne geçememiştir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, her ne kadar şu anda siyaset üstü bir görevde olsa da, kendisine AKP’nin bir ferdi olarak bakılmakta, 16 yaşındaki oğlunun sokaklarda satılan sıcak mısır ticareti sorgulanmaktadır. Yurtdışından şoklanmış olarak ithal edilen mısır, diğer şehirleri bilmem ama Ankara’nın birçok köşesinde seyyar arabalarda ısıtılarak haşlanmış sıcak mısır şeklinde satışa sunulmaktadır. Birçok kişi bu arabaların yanından geçerken söylenerek ve dedikodu ederek geçmektedir. Kulak misafiri olan herkes buna tanık olacaktır. Vatandaşın 16 yaşındaki oğlunun böyle bir ticaret yapabilmesi ne kadar olasıdır? Tepkiyi doğuran belki de budur.
Diğer Bakanların hatta Başbakan’ın çocuklarının neler aldığı, neler sattığı da, basın tarafından her ne kadar işlenmese de halkın tepkisini çekmiş durumdadır. İddialara “Bakan çocuklarının ticaret yapma hakkı yok mu” babından yaklaşmak oluşan tepkileri yok etmiyor maalesef.
Uzun zamandır kamuoyunda tartışılan bir Çalık Enerji meselesi var. Çalık Enerji neden Hükümetin gözdesi? Veya Ahmet Çalık neden AKP’nin prensi? Neden bu konudaki kuşku ve iddialar çürütülmek yerine kapalı tutuluyor?
Yaklaşık bir yıldır bir Ergenekon hikâyesi okunuyor kamuoyuna. Bu nedir, ne değildir bir bilen var mı? Bir bilen olmasa da bu anlamda bir kuşku olduğu kesin. Muhalif seslerin bu kapsamda toplanıp götürüldüğü kuşkusudur o da.
“Dünya ekonomik yönden çalkalanıyor, hamdolsun biz sapasağlam ayaktayız” diyen Başbakan halkın zorunlu tükettiği ürünlerdeki enflasyonu bilerek mi böyle söylüyor acaba? Benzin, mazot, et, süt, yağ, pirinç fiyatlarındaki olağandışı artışı, yani zorunlu ihtiyaçlar piyasasının sürüklendiği karaborsayı görüyor mu acaba? Çalkalanan dünya piyasalarında en çok zararı gören Türkiye, Başbakanı tarafından bu şekilde tariflenirken, inanmak ya da inanmamak noktasında halkın her geçen gün azalan alım gücüne bakmak yeterlidir.
Yıpranmaya sebep olan bu detaylara daha başka başlıklar da eklemek mümkündür.
AKP kapatılmayı aşar ama bölünmeyi aşamaz demiştim; çünkü parti içinde ve dışında liderlik yarışına girebilecek kişiler, partinin, yıpranma sürecinin başlamasını bekliyorlar. Bu kadar olumsuzluktan sonra o sürecin başlamadığını söylememek mümkün mü?
Daha 10 ay önce ‘siyaseti bıraktım’ diyen Abdullatif Şener şimdilerde ‘tekrar döndüm’ şeklinde demeçler veriyor. Eğer AKP kapatılır ve bazı isimler siyasi yasaklı olursa başka bir isim altına alınacak olan partinin başına geçecektir. Bu da parti tabanının %100 bir arada tutulmasını garanti etmez. Ayrıca parti kapatılmasa bile Sayın Şener artık ‘siyasette tekrar varım’ demiştir. Hiç kimse AKP içinde tekrar olacağını sanmıyordur herhalde…
Tüm demokratik haklarının AKP tarafından budandığını ve siyaseti bıraktıktan sonra ne doktorluk mesleğine dönmesine izin verildiğini ne de siyasette var olmasına şans tanındığını kamuoyuna elinden geldiğince duyurmaya çalışan Turhan Çömez’in kuracağı olası bir partiyi de yabana atmamak gerekir. Arkasında büyük bir halk sevgisi oluşmuş olan Sayın Çömez, bunu en iyi biçimde kullanacaktır.
Burada dile getirmeye çalıştıklarım benim düşüncelerimden öte sokağın sesidir. AKP kapatılmasa da sokağa kulak vermek zorundadır. Yoksa bölünmenin eşiğinde olduğunu birilerinin kendilerine söylemesi gerekmiyor. “Kapanırsak %70’le geliriz” avuntusunu bir kenara bırakıp gerçekleri görmek hem kendileri hem de ülke için en sağlıklı yol olacaktır.
04.05.2008
dsucuka@hotmail.com
|