Yazarımız Duygu Sucuka Karacadağ Göçer Paneli Sonuç Raporunu açıkladı.
Açıkladığı yazısı şöyle;
Dağ Başında İlkel Yaşam; Göçerler
Türkiye’de Bir İlk; Kıl Çadırda Panel
Karacadağ Göçer Paneli Sonuç Raporu
Tarih: 17 Eylül 2010
Yer: Şanlıurfa-Siverek-Karacadağ
Katılımcılar:
Prof. Dr. Mustafa Gündüz - Adıyaman Ü. Rektörü
Prof. Dr. Mehmet Ali Çullu – HRÜ Ziraat Fak. Dekanı
Doç. Dr. Öner Çetin - Dicle Ü. Ziraat Fak. Dekan Yrd.
Doç. Dr. Turan Binici - HRÜ Ziraat Fak.
Yrd. Doç. Dr. Songül Akın Kurt - Dicle Ü. Ziraat Fak.
Yrd. Doç. Dr. Şükrü Gürler - HRÜ Veteriner Fak.
Nusret Kaya - Karacadağ Türkmen Derneği Başkanı
Eyüp Ağan - Göçer temsilcisi
Seydo Alak – Eğriçayır Köyü Muhtarı
17 Eylül 2010, Cuma. İki yıldır düşündüğümüz, aylardır uğraştığımız, kıl çadırda panel yapma eylemimizi gerçekleştirmiş olduk.
Karacadağ, Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa üçgeninde yer alan ve geniş bir alana yayılan sönmüş bir yanardağ. Etrafa yayılmış taşlar, taş parçaları, çok geniş bir alandaki verimli toprakları kullanılamaz duruma getirmiş. Her şeye rağmen bu dağın potansiyeli oldukça fazla. Güneydoğu’daki göçerlerin önemli bir bölümü bu dağın tepesinde hayat bulmuş, yaşam mücadelesi veriyorlar. Çok sayıda küçükbaş hayvancılık var dağın doruklarında. Tabi ki sorunları da çok fazla bu üreticilerin.
Karacadağ Göçerleri ilk kez, Şanlıurfalı Gazeteci arkadaşım Gül San sayesinde dikkatimi çekmişti. Gül Hanım bazı belgeselcilerle gidip onların çekimlerini yapmış, yazılar yazmış ve daha sonra onların sorunlarıyla ilgilenmiş. Sorunları olduğunu öğrendiğimiz zaman Güneydoğum Derneği olarak ilgilenmeye başladık. Şanlıurfa’da yaptığımız, ‘hayvancılığın sorunları’ konulu panellerimize onları da çağırdık. Geldiler, panellerde konuştular, sorunlarını anlattılar, sonrasında bizi kurtarıcı gibi görmeye başladılar. Oysa biz sadece sorunları dile getiriyor, ilgili makamların dikkatini o sorunlara çekmeye çalışıyoruz. Yaptığımız çalışmaların raporlarını ilgili makamlara sunarak çözümü yönünde istekte bulunuyoruz. Daha önceki hayvancılık panellerinde olduğu gibi bu göçer panelimizin de raporlarını ilgili makamlara sunacağız ve bu insanların sorunlarının çözümü yönünde istekte bulunacağız, takipçi olacağız.
Karacadağ konusunda bugüne kadar pek fazla bilgi sahibi değildim. Gidip orada, o dağın tepesinde, o dağda yaşayan insanlarla bir araya gelip onların sorunlarını dinleyip bu dağın ne işe yaradığını görünce pozitif yönde düşünür oldum. Öncelikle Devletin buraya ilgi göstermesi gerektiğini söylemek istiyorum. Potansiyel bir üretim yeri olarak bakılmalı bu dağa. Çok geniş bir alanı kapsıyor Karacadağ bölgesi. Çok fazla göçer var burada. Önce bu göçerlerin sorunlarının çözümü yönünde adımlar atılmalı. Sonra burası daha yaşanır hale getirilmeli. Yaklaşık bin metre civarı rakımı olduğunu düşünüyorum (bu sadece kendi gözlemim), havası güzel, engebeli olsa da çok sarp gözükmüyor. En önemlisi de burada yaşayan insanlar Devlete bağlı, Devleti önemsiyor ve “buralar bizimdir, terör burada olamaz” diyorlar.
Rahatlıkla bu dağa elektrik getirilebilir, su kuyuları açılabilir, yollar yapılabilir ve merkezi okullar kurulabilir. Yani daha yaşanabilir bir ortam sağlanabilir. Cazibe merkezi haline getirilmesi için Karacadağ Turizmi düşünülebilir. Kayak Merkezi denilen, ancak pek de kayak yapılıyormuş gibi durmayan mekân biraz daha ele alınıp işletim yolları aranabilir. Kısacası bu dağ potansiyel bir üretim merkezi olabilir, olmalıdır. Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur sözü doğrultusunda düşünmek gerekir.
İki-üç yıl önce, Şanlıurfa’da hayvancılık panelleri yaptığımız zamanlar, çeşitli düşünceler ortaya atılmıştı ve değişik kişiler tarafından kıl çadırda panel yapma fikirleri önerilmişti. Önceleri kıl çadırı Urfa yakınlarına kurdurarak yapmayı düşünmüştük böyle bir etkinliği. Daha sonraları, göçerlerle tanıştıkça ve onlarla yakınlık kurdukça bizi kendi mekânlarına çağırmaya başladılar. Hatta bir keresinde, Urfa’da düzenlediğimiz bir sempozyuma Dünya Bankasından katılan arkadaşımız ve üyemiz Şeyda Koçer için, o sempozyuma katılan Göçer Eyüp şöyle demişti: “Bu Amerikalıyı da alın, hemen şimdi gidelim bizim yaşadığımız yerleri görün, bakın, ne çile çektiğimizi anlayın”. Biz de ona söz vermiştik, ileri bir zamanda gelip kendi mekânlarında panel yapacağımızı söylemiştik.
İşte o paneli 17 Eylül 2010 günü gerçekleştirdik.
Saat 10.00’da başlayacaktık. Panel için yer olarak belirtilen Karacadağ Kayak Merkezi’ne saat 09.40’da vardığımızda ne çadır vardı ortada ne de göçerler. “Hani?” diye sorduğumda göçerleri temsil eden Eyüp, “yapılıyor işte” dedi uğraşmakta olan birkaç kişiyi göstererek. Kısa süre sonra çadır ayağa kalktı. Kocaman bir çadır kurulmuştu. Yukarıdaki Radar Üssünden dolayı askerler etrafta dolaşıyorlardı. Nihayetinde onlar da sonuna kadar panel yerini hiç bırakmadılar.
Yarım saat gecikmeli başladığımız toplantı için, kıl çadırda son derece güzel bir panel salonu oluşturulmuştu. Normal çadırları 4 direkli olurmuş, bu çadır 7 direkliydi. Kayak Merkezinin bank türü oturma gruplarına müsaade almıştık, etrafa onlar dizildi, ortaya da keçe türü yaygılar serildi. Çadırın altında yaklaşık 90 kişi vardı ama 150 kişiyi rahat alırdı. Kadınlar ve çocuklar Kayak Merkezi kulübesinin içindeydiler. Etraftaki resmi ve sivil araçlar ise dikkat çeker türdendi, bu ortama göre oldukça fazla idi. Bu dağ şüphesiz bugüne kadar böyle bir manzaraya tanıklık etmemişti. Ve Türkiye’de ilk defa doğanın insanlarıyla, doğa ortasında, kıl çadırda bir panel yapılıyordu.
Türkiye’de Göçerleri, Avustralya Aborijinlerine benzetiyorum. Vahşi doğanın gizemli insanları demiştim Aborijinlere. Biraz farkla da olsa bunlar da bizim Aborijinlerimiz. Doğayla iç içe, doğanın bağrında, kendi ilkel yaşamlarını sürdürüyorlar. Ve hiç kimse onların yanında değil. Sadece yaptıkları üretimden yararlanıyoruz. Toroslar’da, Doğu’da, Güneydoğu’da, göçerler, yok olmakta olan bir kültürün temsilcileri. Yerleşik hayatı istiyorlar ama buna üretimlerinin aksamayacağı şekilde bir formül bulunmasını da söylüyorlar. Şimdi gelelim bu insanların sorunlarına.
Karacadağ Göçerlerinin sorunları:
Panelde göçerlere örgütlenmelerini, kooperatif kurmalarını öneren Akademisyen hocalar, ‘siz istemezseniz sorunlarınızın aşılması mümkün olmaz’ dediler. Ziraat ve Veteriner Fakültesi hocaları onların sorunlarına değinirken, gelip Üniversitede kendilerini bulup hayvanların sağlığı, beslenmesi gibi konularda sorun getirmeleri halinde yardımcı olabileceklerini belirttiler. Uygulamada hayvancılığa dönük birçok proje ve maddi destek olduğunu belirten hocalar, yerleşik hayatları olmadığı için göçerlerin bu kaynaklardan faydalanamadığını belirttiler.
Sorunlarını kendi dillerinden dinlemek istedik. Kendilerinden olan konuşmacılar; Karacadağ Türkmen Derneği Başkanı Nusret Kaya, göçer temsilcisi Eyüp Ağan ve yine göçer köylerinden Eğriçayır Köyü Muhtarı Seydo Alak idi. Son derece dolu ve içten haykıran Muhtar belli ki çok dertliydi.
Şöyle söylüyordu Seydo Muhtar:
-Bu göçerler göçerlikten bıktı. Su, elektrik, eğitim, sağlık, yol yok. Yaşam şartları ilkel. Afganistan’dan gelenleri Devlet çiftliklerine yerleştiriyorlar, bu insanları bir yere yerleştiremiyorlar. Ehliyet için ilkokul diplomasını gidip Diyarbakır’dan 500 liraya alıyorlar. 35 km yol yapılırsa 65 köy faydalanacak. 2004’ten beri 6-7 kez başvurdum, aldığım cevaplar işte buradadır. Her seferindeki cevap “gereği düşünüldü” oldu, sonra hiçbir şey olmadı. Keşke Diyarbakır’a bağlı olsaydım. Diyarbakır bu tür insanlarının sorunlarını çözdü. Bu arkadaşların çoluk çocukları ne zamana kadar cahil kalacak?
Nusret Kaya ve Göçer Eyüp’ün dile getirdiği sorunlar ise şöyleydi:
Türkiye’de organik hayvancılığın olmadığı bir ortamda bu yaylada organik hayvancılık yapılıyor. Eğitim konusunda ciddi sıkıntılar var. Zaten iki-üç ay eğitime katılamıyoruz, geç başlıyor, erken bırakıyoruz, kalan üç-dört ayda da öğretmen olmuyor. Köylere yol sorunu temel sıkıntılardan birisidir. Yerleşik yaşam olmadığı için hayvan desteklemesinden faydalanılamıyor. Siverek’te desteklemeler hayali yapılıyor. Mesela amcanın 1000 hayvanı var, kulağında aşı yapıldı küpesi var ama bu göstermelik. Aşılamalarda ciddi sıkıntılar var. Otlak alanları sıkıntıları var. Bu yaylada yetişen geven otunu yiyor hayvanlar, başka bitki yok. Otlak olmayışı, yem toplayamamak sonucu parayla yem alıyoruz. Şartları iyi olan otlak alanlarına Devlet sahip çıkması lazım. Arıcılık için burası çok iyi bir yer. Buradaki arıcıların hiç birisi biz değiliz. Çukurova’dan geliyor burada arıcılık yapıyorlar. Bu dağları boşaltırsak gelir başkaları buraya otururlar. Şu an burada biz olduğumuz için ne terör var ne de herhangi bir olay. Devlet bunu görmeli ve bize sahip çıkmalı. Bu yaylada gece rahatlıkla bir bayan dolaşabilir, hiçbir şey olmaz. Yerleşik hayata geçersek buraları boşaltmış oluruz, o zaman da terör buraya gelir. Bizim için en uygun şey yarı yerleşik hayattır. Kışın aşağı inen göçerlere kışlık yer verilsin, yazın zaten göçerler bu yaylaya gene çıkacaktır.
Sorunlarımızı beş sene önce Ankara’ya ilettik. Karacadağ’da Siverek’e bağlı olarak, Kejan aşiretinde 150 aile göçerlik yapıyor. Kışın aşağı indiğimizde hiç kimse bize yer vermek istemiyor. Bazı köylüler yerlerini bize kiraya veriyorlar, kira ödediğimiz için zorlanıyoruz. Bazı aileler de yer bulamadığı için kar yağana kadar burada duruyorlar.
*****
Karacadağ Kıl Çadır panelinde özetle bunları konuştuk, tartıştık. Konuya sosyal boyuttan bir başka yazımda bakacağım. İlgili makamların, dile getirilen bu sorunları salt dinlemekle kalmayıp gereği yönünde adımlar atmalarını istiyoruz.
-O gün oraya, yoğun programına rağmen ve Urfa’dan giden bizim ekipten daha fazla yolu teperek gelen Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Gündüz’e;
-bu organizasyon için başından beri bizimle birlikte kararlar alan Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Ali Çullu ve ekibine;
-Diyarbakır’dan gelen Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Öner Çetin ve ekibine;
-Şanlıurfa Belediyesini temsilen bulunan Belediye Başkan Yardımcısı Mahmut Kırıkçı’ya;
-etkinliğin içinde yer alan Karacadağ Türkmen Derneği Başkanına;
-etkinliğe destek için gelen Şanlıurfa Zihinsel Engelliler Derneği, Omurilik Felçlileri Derneği, GAP Ekolojik Kalkınma Derneği, Siverek’i Vilayet Yapma Derneği Başkanlarına;
-sorunları yerinde dinlemek için gelen Siverek Tarım Müdürü’ne;
-bizi bizzat arayarak katılamasalar da yanımızda olduklarını ve her türlü ihtiyacımızda destek olacaklarını belirten Şanlıurfa Valiliği ile Siverek Kaymakamlığına;
-organizasyonda her türlü aksaklıkla yakından ilgilenen Siverek Kaymakamlığı yetkililerine;
-sorunlarını açık yüreklilikle dile getiren ve azıklarını bizimle paylaşan göçerlere ve orada olamasa da yanımızda olduğunu bildiğimiz tüm kesim ve kişilere teşekkür ediyorum.
19.09.2010
Duygu Sucuka
Güneydoğum Derneği Başkanı
|