Şener, tek başına mı?
Nazlı Ilıcak takip ettiğim bir gazeteci değildir. Dünkü (18 Nisan 2011) yazısı televizyonlarda ve haber kanallarında konu olunca dikkatimi çekti.
‘Şener, tek başına’ başlığıyla, adeta küçümseme ve ‘sen neden parti kurarak iktidar partisini bölmeye kalktın, işte sonun budur’ dercesine bir yazı yazmış. Yazı da değil aslında, bir paragraflık bir dokunuş yapmış taraflı yazar. Ve Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener’i, seçimlere bağımsız girmesi nedeniyle eleştirmiş.
Türkiye Partisi ve Abdüllatif Şener uzaktan takip ettiğim bir siyasi kanat. Şener’in seçimlere bağımsız gireceğini duyduğum zaman ben de ‘neden böyle yaptı’ diye eleştirmiş, bunun doğru olmadığını düşünmüştüm. Düşüncemin doğru olmadığını ise sonradan anladım.
Türkiye Partisi kurulduğunda, Türkiye’nin her yerinden ilgi duyanlar, parti teşkilatında yer almak için başvuranlar olmuştu. Çünkü AKP Hükümetinin içinden çıkan bir ses konuşmaya, muhalefet etmeye başlamıştı. Kamuoyunda destek gördüğünü görünce de parti kurmuştu o muhalif ses. Gel gelelim ilerleyen zaman dilimlerinde oldukça sessiz kaldı parti kurucusu Abdüllatif Şener. “Abdüllatif Şener siyaseti sessiz mi yapıyor” başlıklı yazımla bu sessizliği sorgulamaya çalışmıştım. “Biz konuşuyoruz ama basın vermiyor” yanıtı gelmişti Şener cephesinden. Bunda da son derece haklıydılar.
Türkiye Partisi yaklaşık 2 yıl önce kuruldu. Kurulduğundan sonra bir yıl gibi bir süreçte Türkiye’nin hemen her yerinde, her ilinde, her köşesinde örgütlendi, teşkilat tam teçhizat idi. Bu örgütlenme yukarıda da belirttiğim gibi gönüllü görev alanlar ve kendi imkânlarını kullanarak teşkilatları oluşturanlar tarafından gerçekleştirildi. Türkiye’de, ilk seçimlerine tüm illerde örgütlenerek giren yegâne partilerden birisi oldu. İl teşkilatlarının açılışları bile birer miting havasında yapılıyordu.
Bu kadar hızlı ve umutlu başlayan bir siyasi oluşumun bugün geldiği noktada, seçimlere girmeme kararı çıktı. Nedenine gelince, Abdüllatif Şener, bitaraf olan bertaraf olur mantığının çalıştığı bir ortamda, basının muhalefeti duymadığı bir arenada rahat siyaset yapamadı. Siyaset üretemediği için de kamuoyu desteği maalesef devam etmedi.
Seçimlere ittifak yaparak girmeyi düşünen parti yetkilileri, merkezdeki diğer partilerle (DP, SP) irtibata geçti. Ancak Erkan Mumcu-Mehmet Ağar (ANAP-DP) ittifakı gibi bu ittifak da bir türlü gerçekleşemedi. Herkesin “BEN” dediği bir siyaset anlayışıyla “Siyasette BİZ” olabilmek mümkün olmuyor.
İttifak denemesinden de olumlu sonuca varamayan Şener’in, teşkilatını toplayarak, onların kararıyla bağımsız adaylığı düşündüğünü kamuoyuna açıklamaması, sanki salt milletvekilliği amacıyla bağımsız aday olduğu izlenimini yarattı. Şener’in, partisi içinden başka bağımsız adayların da çıkmasını istediği de söylenenler arasında. Parti olarak girmek istememesinin nedeni ise, baraj altında kalacağından alacağı oyların AKP’ye yarayacağı, buna zemin hazırlamak istemediği yönünde olduğudur.
Doğru veya yanlış yapmıştır, bu kendilerinin bileceği bir konudur ve doğru veya yanlış olduğunu yine zaman gösterecektir. Türkiye partisine emek vererek seçimleri bekleyen teşkilatlar, gelecek seçimlere kadar aynı özveriyi gösterir mi, ayrı konu. Ama Abdüllatif Şener gibi, siyasetle büyümüş, siyaseti doğru öğrenmiş bir kişinin, yakın çevresini güçlendirmesi, çevresindeki donanımlı kişileri artırması, siyasette kendisine artılar getirebilir.
19.04.2011
|