Televizyon Dizileri
Dizi dizi dizildik. Televizyon karşısında yani. Dizi filmleri izlemek için. Dizili bir hayat sürüyoruz şimdilerde toplum olarak.
Bizim çocukluğumuzda radyodan ibaret olan iletişim dünyası, bugünkü çeşitliliği ve ulaştığı ileri düzeyle, insan mantığını zorlamaktadır. Radyolar rafa kalktı demeyeceğim ama artık geri planda. Eskiden radyolarda ‘Arkası Yarın’lar vardı. Tiyatro, roman, öykü gibi eserlerin, oyuna aktarılışını, seslendirmelerle radyodan dinlerdik. Özellikle akşamları verilirdi ve devamı için ertesi gün sabırsızlıkla beklenirdi.
1970’li yılların, radyolardaki ‘arkası yarın’ları, bugün, yerini televizyon dizilerine bıraktı. Çok daha tutkulu biçimde…
Televizyon dizileri öyle bir girdi ki toplumsal yaşama, insanlar adeta dizi tutkunu oldu. 1980’li, ‘90’lı yıllarda yabancı diziler, bilhassa Brezilya dizileri gösterilirdi. Sonrasında düşündük, taşındık, neden kendi dizilerimizi yapmıyoruz dedik ve oturup yerli diziler üretmeye başladık. Şimdilerde bir yerli dizi furyası sürüyor ki, yabancılara taş çıkartır türünden. Hatta Arap ülkelerine bile ihraç ediyoruz.
Bugün çok sayıda televizyon kanalına sahibiz. Hemen bütün kanalların da can simidi dizi filmlerdir. Akşam yayını, baştan sona dizi filmle geçiyor. Aynı kanalda her akşam bir başka dizi oynuyor. Bazı kanallarda bir dizi biterken diğeri başlıyor, ertesi sabah da bunların tekrarı veriliyor.
Hayatta her şey arz-talep dengesidir. Talep olduğu için bu kadar çok dizi film olmuştur. Bir sektör haline gelen bu dalda oyuncusundan senaristine, kameramanından dublörüne, ışıkçısına kadar bir işgücü potansiyeli yaratılmıştır.
O kadar çok sarmış ki bu diziler bizi, gelecek bölümü tutkuyla bekleyen müdavimler yaratmışız. Burada topluma ne verip ne vermediği değil ön planda olan, insanların nasıl hoşça vakit geçirdiğidir asıl olan. Komedi dizileriyle gülüp eğlenirken; acıtan, ağlatan oyunlarda, oyuncuyla birlikte ağlayan, üzülen; intikam peşinde koşan sahnelerde kinlenen bir toplumuz. Tutkunun asıl sebebi de budur işte. Oyunu, oyun gibi görmekten öte izlerken yaşamak… Hayattan bir kesit olduğu için mi, yoksa hayatı öyle yaşamak için mi? Bunun tanımını da bir kalemde yapmak zordur. Sosyolojik bir araştırma gerekir.
İçeriğinden, sahnelenişinden irkildiğim zamanlar, ‘Bu dizi yayından kaldırılmalı’ diye yazdığım da olmuştur. Reyting uğruna öyle sahneler veriliyor ki, maazallah. Hele bir de erken saatte, çocukların izlediği vakitte veriliyor ki, bu gençliğe, bu topluma ne veriyor bu film diye düşünüyorsunuz. Entrika, macera, kan, kin, kavga, baş kesme, parmak koparma, işkence, ne tür şiddet ararsanız var.
Bugün Ezel, yarın Öyle Bir Geçer Zaman ki, sonra Muhteşem, Perşembe Fatmagül’ün Suçu Ne, Cuma Hanımın Çiftliği, hafta sonu diğerleri. Ve bunlarla yarışan öbür diziler. Yaz mevsiminin başlaması nedeniyle şimdilerde kimisi final yaptı, kimisi sezon finali. Çok üzüldük nasıl vakit geçireceğiz diye. Gelecek sezonun başlamasını iple çekeceğiz. Bu arada yazlık diziler hiç arayı soğutmadan ekranlara daldı.
Bir ara tartışılmıştı; bizim televizyon programlarımız toplumu uyutmak, hoşça vakit geçirterek dünyadaki gerçek olgulardan bihaber kılmaktır diye. Geldiğimiz noktada, televizyonlarda, dizi filmler, bir de Acun Ilıcalı’nın eğlence ve macera dolu yarışma programları dışında, gerçekten kayda değer ne var ki? Varsa da genelin izleyemeyeceği saatte verilmektedir. Cılız kalan haber programları ise dizilere tercih edilmemektedir.
Şiddet içerikli diziler daha çok gençleri, bilhassa lise çağlarını esir alıyor. Hatta bazen gençler bir araya gelip de izliyorlar bölümleri. Romantik, dramatik diziler de aileleri sarıyor. Bazı bölümler komşuculuk oynanarak izleniyor. Komedi türleri ise babaları eğlendiriyor.
Bu kadar bolluk yaşadığımız dizi furyasına, bu kadar eleştirdiğim dizilere ben kendim de yakalandığım olmuştur. Ama bunu tutkuya döndürmeden ve mümkün olduğunca minimumda tutmaya çalışarak.
20.06.2011
dsucuka@hotmail.com
|