Sahilleri sahiplenenler
Yaz tatilinde tekne turları fena olmuyor. Özellikle merakı olanlar için, gezinin yanı sıra çevreyi gözetleme, etrafı daha yakından irdeleme fırsatı veriyor. Bu turlar esnasında, biraz daha yakından gördüğüm, açık denizlere kurulmuş olan kültür balıkçılığını araştırmış ve yazmıştım. Şimdi de sahilleri sahiplenenlerle ilgili kısa bir yaşanmışlığı aktarmak istedim.
Yaklaşık üç hafta kadar önceydi. Güllük’ten Bodrum yönüne çıktığımız turda, ikinci koydayız. Son derece güzel, temiz, el değmemiş bir koy. Ormanın denizle iç içe duruşu, gökyüzünün ormanla kucaklaşması, seyrine doyulmaz bir manzara yaratıyor. Görünürde sadece büyükçe bir ahşap ev ve koyun dibinde, çok büyük olmayan beyaz bir kumsal dikkat çekiyor. Deniz, kıyıdan epeyce uzak bir noktadan boncuklarla çevrilmiş. Kumsaldaki sekiz-on kadar şemsiye ve şezlonglar, burasının özel bir mekân olduğu izlenimini veriyor. Kumsalın ötesi; pürüzsüz, yemyeşil çim alan ve o çimlerin üzerindeki zeytin ağaçları, doğal güzelliğe bakım güzelliği katıyor. Burası kimin acaba dedirtecek kadar ilgi çekici. Ancak etrafta hiç canlı yok.
Saplıburun mevkii imiş burasının adı. Meşhur Cennet Koyu’nun hemen yakınındaki bir koy. Söylendiğine göre, hazine arazisiymiş buralar. Belli ki birileri sahiplenmiş.
Bizim grup, çocuk-büyük, yaklaşık 40 kişi civarında. Tekne durunca herkes suya atlayıp kıyıya doğru yüzmeye başlıyor. Teknede oturan birkaç kişi onları izliyoruz. Sudaki arkadaşlar kıyıya varınca, hemen iki araba ve içinden inen birileri beliriyor orada. Sonra havadisleri dinliyoruz bizimkilerden.
Malum, tekneden atlayan bir grup, kişisel mülk olarak çevrilmiş olan bu cennet köşede, yüzerek kıyıya doğru gidince, hemen sahipler çıkıyor ortaya. Gelenler korumalar, tesis müdürü (ortada herhangi bir tesis yok), vs. Hani, neden geldiniz, burası özel mülk, çıkın gidin demeye gelmiş olmaları gerekir. Karşılıklı konuşmalar başlıyor. Burasının falanca işadamına ait olduğunu söyleyince bizimkiler de yutmazlar tabi ki numarayı, “sahiller özel mülk olamaz, bizim burada yüzme hakkımız var” diye cevap verirler. Bunun üzerine karşı taraftan davet bile alırlar, hatta ikramlar yapılır.
Grup, az sonra tekneye doğru yüzerek dönüşe geçince, bu özel mekânda kalan aile fertleri, çocuklarıyla birlikte, kumsala inip şezlonglara yerleştiler. Orada, o yarım saatlik süreç içindeki manzara çok ilginçti. Birileri, sahile doğru yüzüyor. Sahilin sahibi olduğunu düşünen birileri de, onları kovmak için hemen harekete geçiyor. Hikâye tatlı sonla bitiyor.
Kıyı kanununa göre, kıyılar kamu malıdır, ortak mülktür ve bu alan, kıyıdan, kara yönünde 100 metre uzağına kadar geçerlidir. Bu 100 metre mesafenin, 50 metre olarak değiştirilmesi, böylece kıyıların yağmalanmasına zemin hazırlanması çalışmaları da yakın zamanda yapılmıştır.
Durduğumuz bir başka koyda, Ünlü bir Rus futbolcunun koya hâkim, malikâneyi andıran evini görünce, 5-6 yıl öncesinde yoğun olarak yabancılara satılan kıyılarımızı düşündüm. O zamanlar da kontrolsüz biçimde yabancı akını vardı kıyılarımıza. Bugün de halen, yabancılara ait sitelerin inşaatları devam ediyor. Ama eskisi kadar değil. O nedenle bu konu da gündemden düşmüş bulunuyor zaten.
Kıyılar, sahil şeritleri kamu malı olduğu için, turistik tesisler bile kumsalı çeviremiyorlar. Ama her nedense, önündeki kumsal ve deniz o tesise aitmiş gibi algılanır ve hiç kimse oraya geçme cesareti gösteremez. Geçmek istese bile, tesise girmesi yasak olduğu için geçemez. Ancak deniz tarafından gelirse hiç kimse neden geldin, burasını kullanamazsın deme hakkına sahip değildir.
Bodrum yöresinin cennet koyları, el değmemiş tertemiz köşeleri, boş duran adacıkları bir bir sahiplerini bulmaya devam ediyor. Öyle sahipler ki, kendilerine ait olanın ötesini sahiplenen sahipler… |