Sorun SGK da mı?
Birkaç hafta önceydi, bizim oğlan rahatsızlandı. Zehirlenme belirtileriydi. Geçer mi diye beklerken daha kötü duruma girmesin diye hemen en yakın bir sağlık merkezinin aciline gittik. Ankara-Ümitköy Özel ARTE Sağlık Merkezi.
18 yaşını dolduran çocukta, ebeveyn, çocuğuna halen baktığını SGK’ya belgelemek zorunda. Bu belgeyi vermeyi atlamışız. Gerçi 18 yaşını dolduralı da henüz bir hafta olmuştu, dolayısıyla buna atlamak da denmez.
Acil serviste, SGK güvencesi gözükmeyince özel hasta muamelesi yapmak istediler. Biz de “burası acil değil mi, hani acillerde ücret alınmazdı?” diye sorunca, “o durum ağır hastalar için, kalp hastaları için geçerli” dediler. “Öyleyse yarın yenileriz SGK kaydını, siz şimdilik işlem yapın” dedik. İstedikleri kaparoyu alınca işlemleri yaptılar. İşin hasta-doktor boyutunda teşekkür ediyorum. İyi ki doktorlar var, iyi ki sağlık merkezleri var.
Ancak burada vatandaşı mağdur eden bir noktaya değinmek istiyorum. O olaydan iki gün sonra, istenen evraklarla gidip SGK kaydını yeniledik. Sonra bir iki kez sağlık merkezine sordum, aldığım yanıt “henüz yenilenmiş gözükmüyor, provizyon alamıyoruz” şeklinde oldu. SGK’ya sorduk sorun nedir diye, orası işlem yaptığını, birkaç gün sonra sorunun çözüleceğini söyledi. Aradan 20 gün kadar geçmişti, bir eczanede işlem yaptırdım, provizyon veriyordu. Birkaç gün sonra ARTE’ye uğradım, kesilen fişi verip kaparo olarak bıraktığım parayı alacaktım. Fakat yine yok.
Şimdi soruyorum, sorun nerde, çözümü nedir?
Vatandaşı bu kadar mağdur bırakan çözümsüzlük nerededir? SGK mı? SGK ile anlaşması olan sağlık merkezleri mi? Yoksa kör-topal işleyen bir sistem mi?
Burada mesele kaparo bırakılan ücret değil, sorunun çözülmemiş olmasıdır.
Ben çocuğumu yine acil bir durum karşısında veya doktora gitmesi gerekli bir durumda herhangi bir özel sağlık kurumuna götürsem, tabi ki en yakındaki sağlık merkezini tercih edeceğim ve halen bu provizyon meselesi çözülmemiş olarak karşıma çıkacak. Aradan bir ay gibi bir süre geçmiş. Bir gün, iki gün olsa neyse dersiniz.
***
Zorunlu Trafik Sigortasındaki kazık
Hep çalışan, hep koşturan, kendine ayıracak zamanı olmayan birisi olarak yaşadım. Yaşantım devam ettiği sürece de böyle yaşayacağımdan eminim.
Bu kadar koşturmaca arasında kendime özgü bir vasıtam olmasına hiç özenmedim. Çünkü araba kullanmayı sevmiyorum. Ayrıca da çok lüzumluluk dışında, kişisel olarak araç kullanmayı israf ekonomisine katkı olarak görüyorum. Şartlar uygunsa eğer bir eve bir araba yeter mantığından yanayım.
Buna rağmen, geçen hafta küçük bir araba aldım. Benim sayılmaz… Trafik sigortasını ve kaskosunu yaptırayım dedim. Gördüm ki, her iki sigorta ücreti de ele avuca sığacak gibi değil. Trafik sigortası yıllık 270 lira. Eskiden bu kadar değildi. Yani bugünkü dilimle kıyaslandığı zaman çok daha aşağılardaydı. Acente sahibine “ne çok arttırmışsınız, basit bir trafik sigortası bu iş” dediğimde acente sahibi bana bu paranın nerelere gittiğini anlattı.
Verilen bilgilere göre acentenin aldığı komisyon %10 oranında. Diğer kalemlerden sonra devlete giden miktar %60-70 civarı. Devlet tarafından soyulmaya devam ediyoruz yani. Benzindeki %70’lik devlet payının yanı sıra, zorunlu olan trafik sigortasında da aslan payı devletin. Olmaz böyle bir uygulama. Yanlıştır. Bugün arabalar caddelere, sokaklara sığmıyor. Eee, bu da devletin can simidi olmuş.
Vatandaştan topladığı vergilerle ayakta kalmayı hedefleyen bir devlet anlayışı her daim eleştiriye açıktır.
27.09.2011
dsucuka@hotmail.com
|